Öteki Soruşturmalar – Jorge Luis Borges

Peral Bayaz Charum ve Türker Armaner çevirisi,
James Woodall’un önsözü,
Yazar ve dönem kronolojisiyle,
Kitaba dair görsellerle.

Öteki Soruşturmalar, Borges’in analitik zekâsı ile sanat beğenisinin kendine özgü zarif üslubunda buluştuğu bir başyapıt.
Öteki Soruşturmalar’da Borges, edebiyatın ve felsefenin nicedir gündeminde olan evrensel bir dil kurma ütopyası, intiharın olumlanması, zamanın yadsınması, rüyaların tabiatı, dilsel kurgunun incelikleri gibi meseleleri Pascal’den Coleridge’e, Hawthorne’dan Valéry’ye uzanan geniş bir çerçevede ele alıyor. Eşine az rastlanır bir bilgi derinliği ve sanat duyarlılığıyla kâh kadim Çin’e kâh modern İngiltere’ye odaklanırken, insanlığın kültürel mirasının hiçbir zaman coğrafi sınırlara sığmadığını, mekânda sabitlenmediğini gösteriyor. Öteki Soruşturmalar, okuru dünya edebiyatının sunduğu anlam çeşitliliğinden zevk almaya davet eden bir başyapıt.

“Borges, 20. yüzyılın en önemli kısa öykü yazarlarından biriydi. Metafizik ve fantastik yazım tarzıyla büyülü gerçekçilik akımını derinden etkiledi.”

HAROLD BLOOM

DUVAR, KİTAPLAR
He, whose long wall the wand’ring Tartar bounds..*
Dunciad, II, 76
Uçsuz bucaksız Çin Seddi’nin yapılmasını emreden kişinin
ilk İmparator Shih Huang Ti olduğunu, onun da kendi döneminden önce yazılmış kitapların tümünün yakılmasını
buyurduğunu okuyalı çok olmadı. İki mufassal işin –barbarlardan korunmak için beş-altı yüz külçelik taş yığının inşası ile tarihin, daha doğrusu geçmişin toptan imhası– aynı insandan çıkması, bunların da onun kişiliğinin ifadesi olması, inanılır gibi değil ama beni tatmin etmekle birlikte kaygılandırdı da. Bu yazının hedefi, söz ettiğim hissin nedenlerinin araştırılmasıdır.
Tarihsel olarak bakıldığında anlaşılmayacak bir şey yoktur. Anibal savaşları sırasında yaşamış olan Ch’in kralı Shih
Huang Ti, Altı Krallık’ı ele geçirip feodal düzene bir nokta
koymuştur. Duvarı inşa etti, çünkü duvarlar savunma önlemleriydi; kitapları yaktı, çünkü muhalifleri onları kendisinden önceki kralları yüceltmek için kullanıyordu. Kitap
yakmak ve istihkâmlar inşa etmek, prenslerin sıradan uğraş-
(*) (İng.) O, uzun duvarını gezgin Tatar’ın kuşattığı.
46
larındandı; Shih Huang Ti’nin sıra dışılığı, yapıtında kullandığı ölçekteydi. Bu, bir yere kadar sinologların görüşüdür.
Ama bence, bu iki edim, bir abartıdan ya da önemsiz şeyleri
olduğundan büyük gösterme isteğinden daha fazla bir şeydir. Meyve ağaçlarının ya da bir bahçenin duvarla çevrilmesine sık rastlanır ama bir imparatorluğun çevresinin duvarla
örüldüğü pek görülmez. Kavimlerin en geleneksel olanının,
efsanevi ya da gerçek geçmişinin belleğinden feragat etmesini sağlamak da basit bir iş değildir. Shih Huang Ti tarihin
kendisiyle başlamasını emrettiğinde Çinlilerin üç bin yıllık
(bu yıllarda Sarı İmparator, Chuang-tze, Konfüçyüs ve Laotzu vardı) bir kronolojisi varmış.
Shih Huang Ti, annesini özgürlükçü olduğu için sürgüne
gönderdi. Katı inançlının sert adaletinde sadece hürmetsizlik vardı. Shih Huang Ti belki dinî otoritelerin kitaplarını da
yok etmek istedi, çünkü onlar kendisini mahkûm ediyordu;
Shih Huang Ti belki de tüm geçmişi, tek bir anıyı yok etmek
için ortadan kaldırmak istiyordu: Annesinin onursuzluğunun anısını. (Bu, tek bir çocuğu ararken tüm çocukların öldürülmesini emreden Yahudi kralının yaptığından farklıydı.) Geçerli bir durumdu ama efsanenin öteki yönü olan duvarın kendisi hakkında hiçbir şey anlatmıyordu. Tarihçilere
göre, Shih Huang Ti ölümden söz edilmesini yasaklamış ve
ölümsüzlük iksirini aramaya çıkmış. Bir yılın içindeki günlerin sayısı kadar odası olan tasvirî bir sarayda münzevi olmuş. Bu olgular şunu düşündürüyor: Mekânın içindeki duvar ile zamanın içindeki ateş ölüme karşı duran engellerdi.
Baruch Spinoza her şeyin kendi varlığını sürdürmeyi arzuladığını yazmıştı; belki de İmparator ve büyücüleri ölümsüzlüğün içkin bir şey olduğunu ve bozulmanın kapalı bir küreye nüfuz edemeyeceğini düşünmüşlerdi. Belki de İmparator zamanın başlangıcını yeniden yaratmayı diledi ve gerçekten ilk olmayı istediği için kendisini Birinci diye adlan-
47
dırdı. Belki de, yazıyı ve pergeli icat eden ve dinî kitapların
söylediğine göre şeylere doğru isimlerini veren efsanevi Huang Ti ile kendisini özdeşleştirmek için bu adı aldı. Çünkü
günümüze dek ulaşmış yazıtlara göre, Shih Huang Ti, kendi hükümranlığında her şeyin kendi ismine sahip olmasıyla
övünüyordu. Ölümsüz bir saltanat kurmayı düşledi; kendisini izleyenlerin İkinci İmparator, Üçüncü İmparator, Dördüncü İmparator olarak sonsuza giden bir biçimde adlandırılmasını buyurdu.
Büyülü bir tasarımdan söz ettim; duvarın inşasının ve kitapların yakılmasının eşzamanlı edimler olmadığını da varsayabiliriz. Böylece, seçtiğimiz düzene bağlı olarak, yok etmekle işe başlayıp köşesine çekilen bir kral imgesine ya da
önce savunduğunu sonra yok eden hayal kırıklığına uğramış bir kral imgesine sahip olmamız gerekir. Her iki durum da dramatik olmakla birlikte, bildiğim kadarıyla, tarihî doğruluk içermezler. Herbert Allen Giles’e göre, kitap saklayan kızgın demirle damgalanır ve ölümüne kadar devasa duvarda çalışmaya mahkûm edilirmiş. Bu başka bir yorumun da öne çıkarılmasını sağlıyor. Belki de duvar bir metafordu; belki de Shih Huang Ti, geçmişe hayranlık duyanları, geçmişin kendisi kadar boş, aptalca, yararsız
olan bir işe mahkûm ediyordu. Belki de duvarın kendisi bir
meydan okumaydı ve Shih Huang Ti şöyle düşünüyordu:
“İnsanlar geçmişi seviyor, beni yargılayanlar da öyle ve ben
bu sevginin karşısında güçsüzüm ama bir gün benim gibi hisseden biri çıkacak, benim kitapları yok ettiğim gibi o da duvarı yıkacak ve bana dair anıyı silecek, böylece o benim gölgem,
aynam olacak ama bunu hiç bilmeyecek.” Belki de Shih Huang Ti, imparatorluğu zayıf olduğuna inandığı için duvarla çevirdi, kitapları da kutsal olduklarını bildiği için yaktırdı (bütün evreni ya da bir tek kişinin vicdanını öğreten kitapların bir adı da kutsal kitaplardır). Belki de kütüphane-
48
lerin yakılması ve duvarın inşası birbirini gizlice yok eden
işlemlerdir.
Gölgesini şu anda ve sonsuza dek hiç görmeyeceğim diyarlara düşüren geçit vermez duvar, geçmişini yakmak isteyen kavimlerin en itaatkâr olanını yöneten bir Hükümdar’ın
gölgesiydi. Bize ilginç gelen de –buna yol açan birçok durumun yanı sıra– bu düşünceydi. (Temel erdemi de, dev oranlarda kurmanın ve yok etmenin karşıtlığı olabilir.) Şöyle bir
genellemede ve çıkarımda bulunabiliriz: Her biçim, duruma
bağlı bir “içerik”te değil, kendi içinde erdeme sahip olur. Bu,
Benedetto Croce’nin kuramını destekliyor: Pater daha önce,
1877’de, sanatların tümünün saf biçim olan müziğe benzemeye çalıştığını ileri sürmüştü. Müzik, mutluluk, mitoloji,
hepsi zamanın, belirli alacakaranlıkların, bazı yerlerin şekillendirmesine tâbidir. Bunlar ya bize bir şey anlatmaya çalışır, ya gözden kaçırmamamız gereken bir şey anlatmıştır ya
da bir şey anlatmak üzeredir: Henüz üretilmemiş olan ilhamın bu yaklaşan sesi, belki de estetik gerçekliğin kendisidir.
Buenos Aires, 1950
ÇEVİREN Türker Armaner

JORGE FRANCISCO ISIDORO LUIS BORGES 24 Ağustos 1899’da bütün malvarlığını kaybetmiş, İngiliz asıllı bir ailenin ilk çocuğu olarak Buenos Aires’te doğdu. Babasının edebiyata olan düşkünlüğü, Borges’in çocukluğundan itibaren edebiyata yönelmesine sebep oldu. Küçük yaşta İngilizceyi öğrendi. 1914’te babasının göz ameliyatı sebebiyle ailesiyle yurtdışına çıktı ve Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, savaş yıllarını yurtdışında geçirmek zorunda kaldı. Cenevre’de Calvin Koleji’ne devam eden Borges burada Almanca, Fransızca ve Latince öğrendi. Bu dönemde sembolizmden etkilendi. 1921’de Buenos Aires’e geri dönen Borges iki yıl sonra ilk kitabını yayımladı. 1931’den itibaren Arjantin’in en önemli edebiyat dergisi Sur’da düzenli olarak yazmaya başladı. 1937’de geçimini sağlayabilmek için bir halk kütüphanesinde çalışmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı sırasında iktidardaki Juan Perón’a muhalif duruşu sebebiyle kütüphanedeki işinden uzaklaştırıldı. 1946-1955 yılları arasında para kazanmak için ders vermeye ve yazmaya ağırlık verdi. Düzyazıyla şiiri birleştiren kendine özgü yazım tarzında çok sayıda eser verdi. Juan Perón devrildiğinde Buenos Aires Kütüphanesi’ne müdür oldu. Borges, 1955’te aileden gelen kalıtsal rahatsızlığından dolayı görme yetisini tümüyle kaybetti. Yapıtlarının yazımını annesi, sekreterleri ve arkadaşları devraldığı için uzun metinlerden ziyade kısa öykü ve şiire yöneldi. 1961’de Samuel Beckett’le paylaştığı Formentor Edebiyat Ödülü, Avrupa’da ün kazanmasını sağladı. Şiir, kısa öykü ve denemelerden oluşan eserleri dünya çapında yayımlandı. Borges fantastik öğeleri ağır basan kendine özgü tarzıyla, 20. yüzyılın önemli edebiyatçılarını etkiledi. 14 Haziran 1986’da hayatını kaybetti. İletişim Yayınları tarafından yayımlanan kitapları: Ficciones (1998), Alef (1998), Brodie Raporu (1999), Alçaklığın Evrensel Tarihi (1999), Kum Kitabı (1999), Yedi Gece (1999), Dantevari Denemeler / Shakespeare’in Belleği (1999), Sonsuz Gül (2002), Evaristo Carriego (2002), Öteki Soruşturmalar (2005), Şifre (2009), Yaratan (2011), Atlas (2012), Tartışmalar (2014), Düşsel Varlıklar Kitabı (2015) Sonsuzluğun Tarihi (2015).

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here