18 Ağustos 2026

Sol Melankoli mi, Yoksa Mücadele Korkusu mu? Jodi Dean’in Sarsıcı Eleştirisi

Siyasetle ilgilenen hemen herkes şu duyguyu tanır: Geçmişin büyük ideallerine, o eski şanlı devrimci günlere duyulan özlem ve bugünün “parçalanmış” gerçekliğine karşı duyulan derin karamsarlık. 1999 yılında Wendy Brown, bu durumu “Sol Melankoli” olarak tanımlamıştı: Solun, değişimin kendisine değil, değişimin “imkansızlığına” aşık olma hali. Ancak Jodi Dean, bu teşhisi bir adım ileri götürerek şu soruyu

devamını oku

Benliğin Aynadaki Kırılması: Lacan, Otizm ve “Ayna Evresi”

“Failure of Mirror Stage: Autism” (Ayna Evresinin Başarısızlığı: Otizm) başlıklı bu ufuk açıcı makalede Jacques Lacan’ın ünlü “Ayna Evresi” kuramını otizm üzerinden ele alınıyor. Yazı, otizmin bir “hastalık” değil, benliğin ve imgesel dünyanın kuruluş aşamasındaki farklı bir yol ayrımı olduğunu savunuyor. Her bebek, yaşamının bir noktasında (genellikle 6-18 aylar arasında) aynadaki yansımasına bakar ve o

devamını oku

Dikkat Eksikliği mi, Dikkat Suikastı mı? Stiegler ve Dijital Çağda “Bakım” Sanatı

Bernard Stiegler’in “Bakım” (Care) başlıklı bu derinlikli metni, dijital çağın en büyük trajedisini ele alıyor: Dikkatin yok edilişi. Stiegler, iklim krizini sadece çevreyle değil, zihnimizin “ekolojisiyle” birlikte düşünmemiz gerektiğini savunuyor. Bugün bir makaleyi sonuna kadar okumakta, bir filmi bölünmeden izlemekte veya sadece derin bir sohbete odaklanmakta zorlanıyor musunuz? Yalnız değilsiniz. Bernard Stiegler’e göre bu, sadece

devamını oku

İklim Krizi Sadece Havayı Değil, “Cinsiyeti” de Değiştiriyor: Cinsel Kayıtsızlık Çağına Giriş

Claire Colebrook’un “Cinsel Kayıtsızlık” (Sexual Indifference) başlıklı bu yoğun ve sarsıcı makalesi, iklim krizi ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiyi alışılagelmişin dışında, radikal bir teorik düzlemde ele alıyor. Bugün dünyayı kurtarmaktan bahsettiğimizde genellikle karbon emisyonlarını, güneş panellerini veya sürdürülebilir tarımı düşünüyoruz. Ancak Claire Colebrook, Telemorphosis kitabındaki makalesinde bizi çok daha derin bir uçuruma davet ediyor: İklim

devamını oku

Telemorfosis: Dünyanın Sonu Değil, “İnsanın” Son Biçimi mi?

Bugün hava durumuna baktığımızda sadece yağmurun yağıp yağmayacağını görmüyoruz. Aslında baktığımız şey, kontrolden çıkmış bir sistemin, binlerce yıllık insanlık tarihinin ve “ilerleme” dediğimiz o devasa makinenin çıkardığı gürültü. Tom Cohen ve ekibinin Telemorphosis kitabında tartıştığı gibi; iklim değişikliği sadece buzulların erimesi değil, bizim dünyayı okuma biçimimizin erimesidir. 1. 20. Yüzyılın Gözlükleriyle 21. Yüzyılı Göremeyiz Eski

devamını oku

Bilgi Arzusunun İki Yüzü: Siddhartha ve Faust Arasında Benzerlikler ve Ayrışmalar

Batı edebiyatında bilgi arayışı, insanın sınırlarını aşma isteğinin en güçlü anlatı motiflerinden biridir. Goethe’nin Faust’u (1808/1832) ile Hermann Hesse’nin Siddhartha’sı (1922), bu motifin iki farklı tarihsel ve felsefi yorumunu temsil eder. Faust, Aydınlanma sonrası Batı aklının doyumsuz bilgi hırsını simgelerken; Siddhartha, modern bireyin deneyim ve bilgelik yoluyla hakikate ulaşma arzusunu dile getirir. 1. Bilgi Arzusunun

devamını oku

Siddhartha’nın Buda’nın Öğretisini Reddedişi: Dinî Otoriteye Yönelik Felsefi Bir Eleştiri

Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı romanında başkahramanın Buda (Gotama) ile karşılaşmasına rağmen onun öğretisini bilinçli biçimde reddetmesi, eserin en kritik felsefi düğüm noktalarından biridir. Bu sahne, yalnızca bireysel bir yol ayrımını değil; dinî otorite, kurumsallaşmış hakikat ve öğretisel bilgi anlayışına yöneltilmiş sistematik bir eleştiriyi temsil eder. Siddhartha’nın reddi, ne Buda’nın hakikatini inkâr eder ne de

devamını oku

Siddhartha’daki Nehir Metaforu ile Herakleitos’un Nehir Öğretisi Arasında Kavramsal Bir Bağ

Nehir metaforu, felsefe tarihinde varlık, zaman ve değişim sorunlarını düşünmek için kullanılan en güçlü imgelerden biridir. Antik Yunan’da Herakleitos, varlığı sürekli bir oluş (γίγνεσθαι) olarak kavramsallaştırırken nehir metaforunu merkezî bir konuma yerleştirmiştir. Modern edebiyatta ise Hermann Hesse, Siddhartha (1922) adlı romanında nehir metaforunu bireyin bilgelik, zaman ve benlik anlayışını dönüştüren temel bir ontolojik figür olarak

devamını oku

Siddhartha’daki Nehir Metaforu ile Nietzsche’de Ebedi Dönüş Arasında Kavramsal Bir İlişki

Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı romanı ile Friedrich Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt (1883–85) eseri, farklı kültürel ve felsefi geleneklere yaslanmalarına rağmen, modern bireyin anlam arayışını merkezine alan iki temel metindir. Siddhartha’da bilgelik, nehir metaforu aracılığıyla sezgisel ve bütünsel bir kavrayış olarak sunulurken; Zerdüşt’te bu kavrayış, ebedi dönüş düşüncesiyle ontolojik ve etik bir sınamaya dönüştürülür. 1.

devamını oku

Hermann Hesse’nin Siddhartha’sında Hakikatin Öğretilemezliği: Deneyim, Dil ve Bilgelik Problemi

Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı eseri, hakikat kavramını klasik epistemolojik aktarım modellerinin dışına yerleştirerek, onu öğretilebilir bir bilgi nesnesi olmaktan ziyade bireysel deneyim yoluyla edinilen varoluşsal bir idrak olarak konumlandırır. Romanın merkezindeki temel sav, hakikatin (Wahrheit) doktriner bilgiyle değil, yaşantı, sezgi ve içsel dönüşüm aracılığıyla kavranabileceğidir. 1. Öğreti ile Hakikat Arasındaki Ayrım Roman boyunca Siddhartha,

devamını oku

Hermann Hesse’nin Siddhartha Romanında Siddhartha’nın Tüccarlık Dönemi ve Kapitalist Yabancılaşmanın Alegorisi

1. Giriş Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı romanı, çoğunlukla Doğu mistisizmi ve bireysel aydınlanma temaları ekseninde okunmuş olsa da, eserin merkezinde modern bireyin toplumsal ve ekonomik düzen karşısındaki ontolojik yitimi de önemli bir yer tutar. Siddhartha’nın Kamala ile birlikte şehir yaşamına girişi ve tüccar Kamaswami’nin yanında çalışmaya başlaması, yalnızca bireysel bir sapma ya da “dünyevileşme”

devamını oku

Psikolojik İçgörüler İşe Alımı ve Çalışan Bağlılığını Nasıl İyileştirir

Günümüz iş dünyasında doğru yeteneği bulmak kadar, onu elde tutmak da büyük bir zorluk haline gelmiştir. Yüksek devir oranları, çalışan bağlılığındaki düşüş ve tükenmişlik, yalnızca teknik becerilere odaklanan işe alım yaklaşımlarının yetersiz kaldığını göstermektedir. Tam da bu noktada psikoloji ve psikoterapi alanından gelen içgörüler devreye girer. İnsan davranışını, motivasyonunu ve duygusal ihtiyaçlarını anlamak; daha sağlıklı

devamını oku

Deri Cüzdanlar Hakkında Her Şey: Alırken Nelere Dikkat Etmeli, Nasıl Kullanmalı?

Her gün yanımızda taşıdığımız cüzdan, aslında sandığımızdan çok daha kişisel bir eşya. Kimimiz kartlarımızı, kimimiz nakitimizi, kimimiz ise sadece kimlik ve ehliyeti koyup çıkıyoruz. İşte tam bu noktada hakiki deri cüzdan seçimi devreye giriyor. Çünkü doğru seçilmiş bir cüzdan, hem tarzınızı tamamlıyor hem de yıllarca sizinle birlikte yaş alıyor. Bu yazıda, deri cüzdan dünyasını A’dan Z’ye ele

devamını oku

Avantajlı Kahve Paketleri: Lezzetten Vazgeçmeden Akıllı Alışverişin Yolu

Kahve hayatımızın tam ortasında. Sabah gözümüzü açar açmaz ilk düşündüğümüz şey çoğu zaman o ilk yudum oluyor. Gün içinde mola vermek için, bazen sohbetin bahanesi olarak, bazen de sadece kendimizle baş başa kalmak için… İşte tam da bu yüzden kahve paketi seçimi sandığımızdan çok daha önemli hale geliyor. Son yıllarda ise tekli alımlar yerine, hem bütçeyi

devamını oku

Space Çit ile Güvenliği ve Estetiği Bir Arada Sunan Çözüm Yaklaşımı

Mimari projelerde, yaşam alanlarında ve endüstriyel yapılarda güvenlik, estetik ve dayanıklılığın bir arada olması artık bir lüks değil, gereklilik haline geldi. Bu noktada Space Çit, sektörde güven veren, kalitesiyle fark yaratan çözümler sunarak hem bireysel hem de kurumsal müşteriler için güçlü bir iş ortağı olmayı sürdürüyor. Ürün yelpazesinde kullanılan yüksek kaliteli malzemeler, modern üretim teknikleri

devamını oku

Beonsan ile Şehir Mimarisi ve Dayanıklılığın Buluşması

Beonsan, mimari tasarım ve yapı teknolojilerinde sunduğu yenilikçi çözümlerle dikkat çeken bir markadır. Üretim kalitesi, mühendislik disiplini ve estetik anlayışını bir araya getiren yapısıyla Beonsan, modern şehirlerin dokusuna katkı sağlayan bir vizyona sahiptir. Yapı malzemeleri alanında faaliyet gösteren marka, sürdürülebilir yapılar inşa etme hedefiyle üretim süreçlerini sürekli geliştirir ve müşterilerine uzun ömürlü, estetik ve ekonomik

devamını oku

Hukuki Süreçlerde Uzman Avukatlık Alanlarının Önemi

Hukuk sistemi, farklı alanlarda uzmanlık gerektiren çok sayıda mevzuat ve uygulamayı içinde barındırır. Bireylerin veya kurumların karşılaştığı hukuki sorunların doğru ve etkin şekilde çözülebilmesi için, ilgili alanda uzmanlaşmış bir avukatla çalışılması büyük önem taşır. Bu noktada Ceza Avukatı, Şirket Avukatı ve Boşanma Avukatı, uygulamada en sık ihtiyaç duyulan avukatlık alanları arasında yer alır. Her bir

devamını oku

Profesyonel Seo Danışmanlığı İle Arama Motorlarında Kalıcı Başarıyı Yakalayın

Dijital dünyada görünür olmak, yalnızca bir web sitesine sahip olmakla sınırlı değildir. Asıl fark yaratan unsur, hedef kitlenin sizi doğru anda ve doğru arama sorgularıyla bulabilmesidir. Bu noktada profesyonel seo danışmanlığı, markaların sürdürülebilir büyüme elde etmesinde kritik bir rol oynar. Plansız ve yüzeysel yapılan çalışmalar kısa vadede sonuç verebilir gibi görünse de uzun vadede ciddi

devamını oku

1984 romanında “Büyük Birader’i sevmek” neden totaliter iktidar için salt itaattan daha değerlidir?

George Orwell’in 1984 romanı, totaliter iktidarın yalnızca davranışları değil, bilinci, arzuyu ve duygulanımı da denetim altına alma iddiasını çarpıcı biçimde görünür kılar. Romanın finalinde Winston Smith’in “Büyük Birader’i sevmesi”, anlatının dramatik doruk noktasıdır. Bu sahne, iktidarın amacının yalnızca itaat değil, içselleştirilmiş bir sadakat ve sevgi üretmek olduğunu açıkça ortaya koyar. 1. İtaatin Kırılganlığı ve Sevginin

devamını oku

1984 romanında O’Brien’ın “iki artı iki beş eder” ısrarı, mantığın inkârı mı, yoksa mantığın iktidar tarafından yeniden tanımlanması mı?

George Orwell’in 1984 romanında O’Brien’ın Winston’a zorla kabul ettirmeye çalıştığı “iki artı iki beş eder” önermesi, modern edebiyatta totaliter iktidarın epistemolojik boyutunu en çarpıcı biçimde görünür kılan sahnelerden biridir. Bu sahne sıklıkla mantığın, aklın ve nesnel gerçekliğin inkârı olarak yorumlanır. Ancak daha dikkatli bir okuma, burada söz konusu olanın mantığın basitçe reddi değil, mantığın iktidar

devamını oku