Platon’da akıl ve sorgulama var mı?

PLATON’DA AKIL VE SORGULAMA VAR MI?

Bugün hiç kimse, Platon’un aydın olmadığını iddia edenlere bırakalım yanıt vermeyi, suratlarına bile bakmazlar. Dünyada bunu iddia edenlere deli muamelesi bile yapılmaz, çünkü onlar yok hükmünde sayılır…

Fakat…

Gel gör ki Platon’un kişiliği, felsefesi ve siyasi görüşleri, bugün ülkemizde pek revaçta olan ve herkesin olur olmaz kullandığı “aydın” kavramıyla hiç mi hiç uyuşmaz. Geçen yazımızda belirtmiştik. Biz kabul etmesek bile bugün aydın denince söz konusu şahıstan mantık ve aklın, sorgulamanın ve ilericiliğin beklendiğini yazmıştık.

Nedir akıl? Bilimsel ve kanıtlanabilen olgulara ve verilere dayanmak…

Nedir sorgulama? Mevcut olana itiraz etme, herkes tarafından kabul edilenin varlığını ve geçerliliğini tartışmaya açma…

Nedir ilericilik? Tıkanmış mevcut sistemi, içinde bulunduğu siyasi, kültürel, ekonomik ve felsefi krizi, halkın büyük çoğunluğunun yararına bir yeni sistemle aşma çabası… Bu çabayı öne çıkarmak ve buna uygun çözüm önerileri sunmaktır.

Görüldüğü gibi bu, sistemli ve kapsamlı bir duruşun ifadesidir.

Şimdi Platon’a dönersek…

Platon ne aklı kutsuyordu, ne ilericiydi ne de sorgulamaktan yanaydı…

MÖ 8. ve 7. yüzyılda Likurgos adında bir bilge, Sparta’nın aristokratlarına kafa tutmuş ve toplumdaki eşitsizliği ortadan kaldırmak için bir dizi devrimci reform ve kurallar hayata geçirmişti… (İlkçağ Ütopyaları adlı çalışmaya bakınız!)

Fakat sonradan Sparta toplumu, Likurgos’un getirdiği yeni kuralları sözüm ona muhafaza etmek için tutuculaşmış ve gericileşmiştir. Bir dönemin ilerici bir kuralı yeni dönemin gerici kuralı olabilir. Tarihte hep böyle olmuştur. Toplumu ilerleten ve devrimcileştiren bir ideoloji, felsefe, dini yapı bir noktadan sonra gericiliğin kalesi olarak işlev görür.

Burada da aynı durumla karşı karşıyayız…

MÖ 5. yüzyılda Sparta gericiliğin, Atina ise her ne kadar köleci sistemden vazgeçmese de tarihsel açıdan demokrasinin ve ilericiliğin merkeziydi.

Sonra Peloponnez Savaşı (431-404)’yla krize giren Atina, savaşın sonunda yıkıma uğramıştı. Savaşı gericiliğin merkezi Sparta kazanmıştı, hatta Atina’da bir süre 30lar aristokrasinin yönetimi tesis edilmişti.

Bu arada Platon’un hocası Sokrates, MÖ 399 yılında tanrılara itaatsizlik ve gençliği yoldan çıkardığı suçlamasıyla idama mahkum edilmişti.

Sokrates, Atina’nın en gerici felsefi akımın temsilcisiydi. Amacı Batı Anadolu’da boy vermiş materyalist ve atomcu felsefeyi yerle bir etmekti.

Thales, Anaksagoras, Empedokles, Leukippos ve Demokrit’ten oluşan ilerici, akılcı ve maddeci bilim adamlarının ve filozofların en azılı düşmanı Sokrates’ti. Öğrencisi Platon, Alkibidias, Kritias ve Ksnefon ise şaşmadan onu takip ettiler, aynı felsefeyi hayatlarının sonuna kadar yaymaya devam ettiler.

Ateistlikle ve tanrıya itaatsizlikle suçlanan Sokrates, mahkemedeki savunmasında şunları söylüyor:
“Suçladığın kimse sakın Anaksagoras olmasın sevgili Menetos?… Bu suçlamaların Klasomenai’li Anaksagoras’ın kitaplarında bolca bulunduğunu yargıçlar bilmiyor mu? Gençler bunları o [Anaksagoras] varken neden benden öğrensinler ki…”

Platon’sa kurduğu Akademia üzerinden bütün amacının bilimsel verileri öne çıkaran, maddenin ve doğanın belli bir yasasının olduğunu ve doğadaki değişimin ise bu yasalardan kaynaklandığını, bunların deneyle görülebileceğini, akla da uygun olduğunu, bunların arkasında başka herhangi bir gücün, tanrının veya ilahın bulunmadığını vurgulayan doğacı filozoflara, maddeci ve atomcu öğretilere karşı savaş açmıştı.

Hatta bir yazısında, “elimden gelse onların bütün eserlerini, yazıtlarını yıkar, kitaplarını ateşte yakarım” diyordu. (Bu konuda derinleşmek isteyenlere Dünyayı Değiştiren Düşünürler Cilt 1 çalışmamızı öneririz).

Sokrates ve tabii ki öğrenicisi Platon halktan nefret ediyorlardı. Demokrasiyi ise insanın başına gelebilecek en büyük kötülük olarak görüyorlardı. Onlara göre toplumları yöneten ahlaki ilkeler tanrının eseriydi ve bu ahlaki ilkeler ancak soylu bir sınıfın (aristokrat) şahsında vücut bulabilirdi.

Yönetim mümkün olduğunca onlara devredilmeli ve çapulcu sürüsü olarak görülen halk ise siyasi mekanizmalardan uzak tutulmalıydı. Halkın karıştığı siyasi yönetimler sadece küfür (tanrısızlık), karakter ve ahlaki yozlaşma ve kaos getirirdi…

Onlara göre tanrıdan kaynaklanan bir doğal akıl-idea vardı ve bunların sorgulanması mümkün olamazdı. Bunları sorgulamak kimsenin haddine değildi. Sokrates’in “bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” düsturu, bilimsel verilere önem veren, doğanın yasalarının kavranabileceğini ve bilinmez gözüken fenomenlerin gizeminin ve sırrının deneysel gözlemlerle çözümlenebileceğini iddia eden maddeci-atomculara karşı ileri sürülmüş bir düşüncedir. Onlara göre tanrının kelamı sorgu sual kabul etmezdi.

Şimdi yeniden başa döner ve sorarsak, Platon aydın mı?

Evet Platon düşünce tarihinin, insanlık ve uygarlık serüveninin ortaya çıkardığı en büyük aydınlardan biridir, fakat siyasi ve felsefi olarak da bir o kadar gerici ve muhafazakardır.

Platon’un önemli bir felsefi akım olan idealizmin soy kütüğünü oluşturması onun büyüklüğünün bir ifadesidir. O dönemin maddeci bilim adamları, yani atomcular insanoğlunun aydınlanmasında önemli bir işlev yerine getirmişlerdi, ama onlar olgulara ve olaylara dar yaklaşıyorlardı. Bundan dolayı da tarihsel gelişmenin ve doğal fenomenlerin bütününü kavramaktan yoksundular. Çünkü zihnin yaratıcılığını, metafiziği (spekülasyonu) önemsemiyorlardı.

Platon söz konusu felsefi darlığa idealist kavramlarla, metafizik ve zihnin yaratıcılığının (her ne kadar bunu tanrıya bağlasa da) önemine yaptığı vurgularla muazzam bir yanıt vermişti. Böylece felsefe tarihinde yeni bir çığır açmıştır.

Sadık Usta
Platon ‘aydın’ mı adlı yazıdan bir bölüm
http://odatv.com 18.03.2017

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Yılmaz Güney’e ve unutulan sınıfına dair – Zahit Atam

Kapat