Politikanın Çağrısı – Fatmagül Berktay

Günümüzde politika kavramı aşınıyor ve giderek daha fazla ?reel politika? ile özdeşleştirilerek ?kirli? bir anlam kazanıyor. Oysa politika ve politikayı savunmak, hızla değişen bir dünyada her zamankinden çok gerekli. Bu bağlamda ihtiyacımız, ?politik olan?a, yani toplumun kendisini bir birlik olarak algılamasını sağlayan kurucu güce ilişkin bir sorgulama ve düşünme sürecine girmek. Dünyanın ve Türkiye?nin içinde bulunduğu siyasal dönüşümle baş edebilmek için siyaset felsefesinin ilksel sorularını -iktidar nedir, yurttaşlık ne demektir, sitenin yönetimine katılmak ne anlam taşır, vb.- sormak ama bu sorgulamayı yaparken yeni biçimler ve yöntemler geliştirmek zorundayız. Üstelik salt politikanın anlamı üzerinde değil, bizatihi düşünmenin ne anlama geldiği, toplumsal varoluşumuz ile zihinsel yaşamımız arasında nasıl bir ilişki olduğu konusunda da düşünmemiz gerekiyor.
Fatmagül Berktay, insanın kolektif varoluşunu ve eylemini düzenlemeye hizmet eden en önemli araçlardan biri olan politikayı sahiplenmenin, onun geçmişle ve gelecekle olan bağlantısını kurmanın, bugünü anlamlandırmamız ve içinde yaşadığımız koşulları bir ?kader? olarak kabullenmeyerek kendimizi gerçek birer özneye dönüştürebilmemiz açısından vazgeçilmez olduğunu savunuyor ve politikanın Aristoteles?ten Hannah Arendt?e ve çağdaş feminist siyaset teorisine uzanan meraklı serüvenini izliyor. Eleştirel ve çok disiplinli bir yöntemle ele aldığı tarihsel konular, kişiler ve metinler aracılığıyla tarihi de politikleştiren Berktay, ?dünyanın başka türlü olabilmesi? için okuyucuyu politikanın çağrısına kulak vermeye davet ediyor. (Tanıtım Yazısı)

Politikasız Olmaz! – Mete Çubukçu
(27/11/2010 tarihli Radikal Kitap Eki)

Fatmagül Berktay, 2005 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi?nin öğrenim yılı açılış törenindeki konuşmasında şunları söylüyor: ?Eğer özgürlüğün mümkün olmadığını, insanın tümüyle çevresinin ve kendisine dışsal yasaların belirleniminde olduğunu düşünüyorsak, böylesi bir insan imgesine sahipsek, politikaya ve yönetme sanatına ilişkin düşüncemiz ancak otorite yanlısı olabilir…Akıntıya kapılıp sürüklenen bir gemi enkazsı mıyız? yoksa akıntıya yön verecek özneler miyiz?? Politikanın Çağrısı kitabının belki de mottosu sayılabilecek bu satırlar, bireyler ve toplumların siyasetle olan ilişkisini geçmişte olduğu gibi gelecekte de varolma biçimini ortaya koyuyor. Zira politika, insana dair bir şey ve kimsenin tekelinde değil; politik olduğumuz kadar da varız.
Sosyal bilimlerde determinizm önemlidir; olaylar arasında neden sonuç ilişkilerine dayanır. Ancak determinizm sosyal bilimlerde, doğa bilimlerinde olduğu gibi kesin ve tekrarlanabilir ilişkilerden oluşmaz ve dahası sosyal bilimler kesin yargıları kaldırmaz. Özellikle tarih, sosyoloji ve siyaset gibi sosyal bilim alanlarında, sadece neden sonuç ilişkileri üzerinden geliştirilen yaklaşımlar, bugünü açıklamakta zorluk çekiyorlar. Çünkü determinizm insanların hiçbir katkısı olmadığı bir durum gibi algılanıyor. Bundan dolayıdır ki, Türkiye?de bugün tartışılan ?değişim?, ?yüzleşme?, ?laik-anti laik çatışması?, ?türban?, ?otoriterleşme?, ?kadın?, ?toplumsal cinsiyet? ve benzeri kavramları tartışırken zorlanıyoruz. Bazı noktalarda da insanların verdiği mücadeleler es geçilip, mevcut siyasi durumu tarihin zorunlu akışının bir sonucu gibi değerlendirilmekte. Neden sonuç ilişkilerinin önemli bir belirleyici olduğunu unutmadan, insanların tarihin inşasında, politikayı ve toplumsal alanı belirlemede kilit bir dinamik olduğunu vurgulamak giderek daha da önem kazanıyor. Bu bağlamda, insanı öncelemeyen Marksist anlayışın çıkmazı da burada yatıyor. Tarihi maddecilik tek başına her şeyi anlatmıyor. Fatmagül Berktay?ın farklı pek çok temayı, bütünlüklü bir yaklaşımla ele tartıştığı, ?Politikanın Çağrısı? kitabının bendeki ilk çağrışımları oldu bunlar.
Berktay, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi?nde siyaset bilimi profesörü. Politikaya ilişkin, klasik metinler üzerinden kafa yorarken, asıl kaygısı bugünü anlamaya çalışmak; dün ile bugün arasındaki süreklilikleri, kırılmaları, değişimleri görebilmek. Tam da bu nedenle, Berktay?ın temel kavramlarından biri ?anlamak?. Anlamak, kabul etmek ya da biat etmek anlamına gelmiyor. Anlamak, üzerinde yoğunlaştığımız insan/toplum ya da olguları (hakikati) mesafeli bir yaklaşımla görmeye ve tahlil etmeye yarıyor. Berktay?ın bu konudaki en önemli anahtarı ise Hannah Arendt. Berktay, Türkiye?de Arendt konusunda özgün çalışma yapan az sayıda siyaset bilimcilerden. Hatta bu konuda en fazla emek harcamış ve katkıda bulunmuş birisi. Bu kitap, Türkiye?de Hannah Arendt?e yeteri kadar kafa yorulmadığını da gösteriyor bize. Zira, kitabın önemli bir bölümü Arendt ile ilgili makalelere ayrılmış durumda. Berktay?ın vurguladığı gibi, Arendt, kötülük, faşizm, otoriterlik ile sıradanlık, normallik arasında bağ kurarak biat kültürünün sadece zor üzerinden yürümediğini, insanların tüm kötülükleri, otoriter zihniyeti içselleştirip, bunu kutsal bir görev gibi algıladığı için normal gördüğünü söyleyen önemli bir siyaset bilimci/filozof. Yani Naziler Yahudileri toplama kamplarına gönderirken bunu sadece baskı altında oldukları ya da zor kullanıldığı için yapmadılar, Almanya için kutsal bir görevi yerine getirdiklerini düşünüyorlardı. Yaptıkları canavarcaydı, ama birçok Nazi sıradan insanların inanmışlığı ile hareket etmişti. Benzer olmasa da hemen her otoriter toplumda rastlanılabilecek bir durum olan, düzenin devamını sağlamak, onların asli göreviydi. Yanlış bir şey yaptıklarını düşünmüyorlardı. Belki masum değillerdi ama, her toplumda yaşanabilecek sıradan faşizmin de tipik bir örneği sayılırdı. Asıl önemli olan, otoriter zihniyeti yıkmak, bireyleri cemaat olmaktan çıkartmaktı. Bu noktada Berktay, Arendt?in eylem-özgürlük ilişkisini tartışıyor: ?Eylem için kamusal alana ihtiyaç vardır. Kamusal eylem de politik bir eylemdir. Politikada ve eylemde somutlaşan özgürlük aynı şeydir. Politikanın varlık nedeni özgürlük, deneyimlendiği alan ise, eylemdir.?

Din ve modernizm
Berktay?ın kitabında zihinlerimizi açan, aynı zamanda soru sormamıza yol açan bir diğer tartışma da, Türkiye?yi de çok meşgul eden, ?kriz?, ?altüst oluş? ya da ?çatışmanın? odağına yerleştirilen ?modernite? kavramına dair. Buna göre, İslam köktendinciliği, tıpkı Amerika?daki karşılığı gibi, açıklanamaz bir olgu değil, bir kriz algılamasına karşı geliştirilen tepkiler ya da reflekslerdir. Bu kriz, hem küresel hem yerel, hem de ulusal düzeyde algılanan modernitenin krizidir. Berktay, ?Modernitenin cazibesini yitirmiş bir proje olduğu? düşüncesinin temelinde, toplumsal hareketlilik, kentleşme, gündelik hayatın değişimi, teknolojik dönüşüm sonucunda yaşanan kitlesel yabancılaşma vb. meselelerde çözüm üretmekte yetersiz kalmış olmasını gösteriyor. Bu noktada tabii ki din olgusu öne çıkıyor. ?Ancak? diyor Berktay, ? Bu olgu sadece dünyanın daha ?geri? İslami kesiminde değil, daha ileri olduğu varsayılan ve modernleşmenin kazanımlarından daha fazla yararlanan Batılı Hıristiyan kesim için de geçerlidir?. Buradan da anladığımız dinlerin yeniden siyasal ve toplumsal alanın düzenlenmesinde temel referans kaynakları olarak tartışılması ve göreli bir önem kazanması da bu çerçeveden okunduğunda daha anlaşılır hale gelecektir. Berktay, bu tartışmaların en çok da kadınların kimlikleri, bedenleri ve rolleri üzerinden gerçekleştiğini de hatırlatıyor bize. (Türkiye?de türban tartışması ile Katolik toplumlardaki kürtaj tartışmasının benzerliği, her ikisinde de kadın bedeninin nesneleştirilmesi ve din referanslı meşrulaştırma mekanizmalarında ortaya çıkıyor)

Özgürlükçü bir feminist
Fatmagül Berktay, Türkiye?de kadın sorunları ve araştırmalarıyla ilgili hem akademik çalışmalar yürüten hem de toplumsal cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele eden önde gelen isimlerden; özgürlükçü bir feminist. Berktay?ın bu yaklaşımını, kitabında da, kadın, feminizm, toplumsal cinsiyet üzerine kaleme aldığı çok katmanlı metinlerden okuyabiliyoruz. Bu okumayla Türkiye?de bugün kadın hakları ve toplumsal cinsiyet tartışmalarının kendiliğinden bu noktaya ulaşmadığını bir kere daha hatırlatıyor bize yazar; zira Politikanın Çağrısı?na dair en can alıcı noktanın da burada olduğunu anlıyoruz: Politika ve insan arasındaki ilişkinin en somut tezahürünün, kadınların hak ve özgürlük mücadelesi olduğunu söylemek mümkün. Üstelik, feminist politika ve bilgi üretimi (feminist tarihçilik) toplumsal cinsiyet kavramı ile sadece kadını değil toplumun tümüne teşmil bir analize yöneldi ve sadece kadınların ilgilendiği bir alan olmaktan çıktı. Berktay şöyle diyor: ?Günümüzde, örneğin, sınıf kategorisi işin içine katılmadın herhangi bir ciddi sosyolojik araştırma mümkün olmadığı gibi sosyal bilimlerde ?toplumsal cinsiyet? kategorisi analize dahil edilmeden kabul edilebilir bir araştırma yapmak mümkün değildir.?
Fatmagül Berktay?ın bu nitelikli çalışması için, politikanın tarih içindeki evriminden gündelik siyasete, şiddetten totalitarizme, kadından toplumsal cinsiyete kadar, ?siyaset, insana dairdir? ve ?politika yapıcılar, politikacılar değil insandır? şiarı ile söylenecek son söz: ?Kafa açıcı, düşündürücü ve yol gösterici? olabilir.

Kitabın Künyesi
Politikanın Çağrısı
Fatmagül Berktay
Editör : Nihal Ünver
Bilgi Üniversitesi Yayınları
2010
330 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Ay Battı ? John Steinbeck

John Steinbeck ?Ay Battı?da, Nazilerin Norveç?i işgalini ve halkın kuşatmaya karşı onurlu direnişini hikâye ediyor. Savaş yıllarında filme de alınan...

Kapat