Şafak Uykusundaki Kent Harput – Necdet Sakaoğlu

Kent kitaplarının öne çıktığı bir evre yaşıyoruz. Kurumsal tanıtım amaçlı, tarihsel kimlik içerikli broşürlerden, lüks albümlere, monografilere kadar tanıtım eserleri pek çok. Bakış açılarındaki çeşitlilik, hitap edilen kitleler, okuyucu düzeyleri, yayın boyutları, metin-görsel oranları, içerik tasarımları… kent kitaplarında önde. Buna karşılık eleştiriler de yine bu alanlarda yoğun.

Necdet Sakaoğlu ile Görkem Gül Duman’ın Gülsan Eğitim ve Kültür Vakfı için hazırladıkları Şafak Uykusundaki Kent Harput, uzun ve serüvenli tarihine koşut, gizemli-destansı, hatta nostaljik çağrışımlı Harput’u, bu çarpıcılığıyla öne çıkaran “resimli metinler” içeriyor. Yapıttaki her konu başlığı, yazınsal özenine uyumlu fotoğraf, belge, resim ve desenlerle işlenmiş. Kitap, yukarıda değinilen eleştirilere hedef olmamak titizliğiyle tasarlanan bir kent güzellemesi olarak görülebilir.

Mazisinde bir kaç bin yıl saklayan bir kenti kitap boyutunda anlatmak ve geçmişiyle duyumsatmak için “-kaynak, malzeme ve başlıklar neler olmalı?” Harput kitabının ana sorusu bu olunca, klasik kent kitabı tasarımlarında göz ardı edilebilecek yeni başlıklar öne çıkmış; Harput mazisinin karanlığında kaybolan ‘anlar”ı ışıldatan ilginç kesitler resmedilmiş.

Örneğin Nahid Sırrı Örik’in Boğaziçi’ne dair bir öyküsüyle Musul Emiri Nasruddevle Hamdani’nin (10. yüzyıl), Arap şairi Munkiz’in (11. yüzyıl) Harput’u tanımlayan soyut şiirleri; belki hiç akla gelmeyecekken Harput’ta bir Amerikalı ile Beşiktaş Çarşısı’ndaki Süpürgeci Mustafa Ağa, hancı-otelci Harputlu Simon ile 12. yüzyıl kahramanı Belek Gazi; Artuklu İmadeddin’in tunç parasındaki deli göz bakışlı portresiyle Harput’ta günlük yazan Tacy Atkinson’ın tehcir günleri anıları, Hommaire de Hell-J. Laurens ikilisinin betimlemeleri ile ovaya hoyrat okuyanların elezber, tecnis ve divanları…ilk kez bir kent güzellemesinde öyküsel damıtmalarla buluşuyor. Zor ulaşılabilir ayrıntılarla resimleri bir araya getirip tematik örüntü kurmak, yeni, özgün ve belki “örnek” bir tarz. Anadolu kentlerinin bu tür yazınsal-tarihsel kitaplar inşasına elverişli zenginlikler içerdiği de kuşkusuz. Önemli olan, yerleşimlerin kültürel birimkimlerini doğru bakışlarla incelemek ve kitap çerçevesine oturtmaktır.

Şafak Uykusundaki Kent Harput, uzun bir hazırlıkla ve pek çok emekle kotarılmış, kollektif, yepyeni bir deneme. Öyle tasarlandığı için de farklı ve özgün.
(Tanıtım Bülteninden)

Gülsan Eğitim ve Kültür Vakfı, ihtiyaç sahiplerine eğitim, kültür ve sosyal yardım alanlarında yardım amacıyla çeşitli faaliyetlerde bulunmak üzere kurulmuştur. Vakıf, bu şekilde devletin kamu hizmeti yükünü hafifletmeyi amaçlıyor.
Vakıf, bu amaçlarını gerçekleştirmek üzere; başarılı ve ihtiyaç sahibi yüksek öğrenimdeki öğrencilere burs ve eğitim desteği vermek, eğitimin etkinliğini artırmaya ve kültürümüzü korumaya ve geliştirmeye yönelik derleme, araştırma, yayın ve yarışma gibi faaliyetleri desteklemek, ulusal ve uluslararası toplantılar düzenlemek ve sponsor olmak, kültür ağırlıklı dergi, bülten ve kitaplar yayınlamak gibi faaliyetler üstlenmiş bulunuyor.
Yaklaşık yarım yüzyıla ulaşan Gülsan Şirketler Grubu sahibi Gül Ailesinin kurduğu Vakıf, Mütevelli Heyet ve yönetim kurulu ile üzerinden faaliyetlerini heyecanla sürdürüyor.
Gülsan Eğitim ve Kültür Vakfı, faaliyet alanına giren ve hizmet verdiği insanların hayatlarında özgün ve kalıcı değerler oluşturmayı hedefliyor. Ayrıca; ülkenin kültür envanterine katkı sağlamak istiyor.
“Şafak Uykusundaki Kent Harput” kitabı da bunun örneklerinden biri?

Kayalıkların hafızası Harput – Cem Erciyes
(14.02.2014, http://kitap.radikal.com.tr)
Necdet Sakaoğlu, Görkem Gül Duman?la birlikte yazdıkları kitapta Harput?u anlatıyor. Kitapta, Artuklulular döneminden Ermeni tehcirine bin yıllık bir süreç üzerine hüzünlü bir tarih var.
?Harput, Mezre?nin arkasında bir tepede kuruludur. Sarp kayalıklara konuşlanmış olan kale, dik yamaçlı dar bir vadiye hâkimdir. Evler de kayalıkların üstündedir. Aşağıdan bakınca kent sıra sıra kalelerle savunmaya alınmış gibi bir manzara sergiler. Issız ve sakin sokaklar o kadar dardır ki bir at arabası zorlukla geçer. Dükkânlar vişnelerle dolmuş. Serin esintiler şarap bağlarını başımızın üzerinden başka yerlere taşır.?

Irak?ın Osmanlı?dan kopmasını sağlayan kadın olarak tanınan, Anadolu?ya hayran bir İngiliz maceraperest, ünlü Gertrude Bell 1909 yılında Harput?u böyle anlatıyordu.

Hakikaten Harput, Bell?in anlattığı gibi etkileyici bir yer. Hele hâlâ ortaçağın görkemini, 19. asrın çokkültürlü yapısını koruduğu 1909 yılında. Evlerin ve zaptedilmez Harput kalesinin üzerine kurulduğu kayalar, burayı görkemli bir ortaçağ kenti, önemli bir Osmanlı sancağı yapmıştı. Aynı kayalar modern zamanlar yaklaştıkça, Harput?tan kaçışın sebebi olacaktı. Kadim zamanların kenti, yukarıda gün geçtikçe yalnızlaşırken ovadaki bir köy, Mezre önce devlet kurumlarının yerleştiği bir merkez, sonra mamur bir şehir, Mamuretü?l Aziz ve zamanla Elaziz yani bugünkü Elazığ olacaktır.

Harput?un en eski tarihi muhakkak ki Hititler?e kadar gidiyor. Türkler gelmeden önce ise burası Doğu Anadolu?daki birçok şehir gibi Ermeni krallıklarının hüküm sürdüğü bir yer. Selçuklular, Artuklular, Dulkadiroğlulları, bir ara Timur ve Moğol işgali, Uzun Hasan ve Akkoyunlular, Şah İsmail ve Safeviler derken I. Selim ile Osmanlı hâkimiyeti gelmiş kalmış burada.

Şehrin 1000?li yıllardaki en ilginç hâkimi kısa ömrüne bol bol kahramanlık ve savaş sığdıran Belek. Onun sayesinde Harput, Haçlı kont ve krallarının, Ermeni ahalinin, müslüman cengaverlerin ve komutanların karıştığı en ilginç ortaçağ anlatılarından birine mekân olmuş. Şöyle ki: Artuklu hanedanından Belek Gazi, Gerger Ermenileri ve Haçlı kontlarıyla mücadele halindedir. Haçlıların elindeki Urfa?yı yağmalar. Peşine düşen orduyu yener ve 1122 yılında Frank kontlarından ikisini Joscelyn ve Galeran?ı esir alıp Harput kalesine kapatır. Onları kurtarmak üzere bir orduyla gelen Kudüs Kralı Baudouin?i de ava çıktığında pusuya düşürüp esir alır ve aynı kaleye kapatır. Sonra gidip bir Artuklu emirinin idaresi altındaki Halep?i kuşatır. Tam o sırada Harput?ta film gibi bir operasyon gerçekleşir. 7 Ağustos günü, Besni?den gelip satıcı ve rahip kılığında kaleye giren elli Ermeni önce kale dizdarını hançerler, sonra yüz kadar muhafızı dövüşerek etkisiz hale getirir ve kaleyi ele geçirirler. Ne var ki Harputlu Türkler olayı duyunca kaleyi kuşatır. Böylece daha yeni özgür bırakılmış Kudüs Kralı ve Haçlı kontlarıyla şövalyeler bu kez kaleyi savunmak üzere bir düzene girer. Yardım getirmesi için Joscelyn gizlice kaleden çıkar ama Belek kısa sürede ordusuyla gelip Harput?u kuşatır. Kazdırdığı lağımla bir kuleyi çökertince Kral Boudouin teslim olur. Tabii kendisi ve birkaç yakını dışında kaledeki herkesi acı bir son beklemektedir…

İnsan odaklı hikâyeler
Artık Harput?u anlatmaya bir ara verip bütün bu malumatı nereden edindiğimizden söz etmek gerekiyor. Geçen yılın son aylarında Şafak Uykusundaki Kent Harput adlı tarihçi Necdet Sakaoğlu ile Görkem Gül Duman?ın imzasını taşıyan bir kitap çıktı. Hem titiz bir araştırmacı hem de zevkle okunan kitapların yazarı olarak Necdet Sakaoğlu?nu tarihle ilgilenen herkes gayet iyi tanır. Sakaoğlu ve Duman, bu kitapta çokça yapılan kronolojik tarihi anlatının, büyük savaşlar ve siyasi gelişmelerin yerine parça parça tanıklıklardan, hikâyelerden, ilginç ayrıntılardan oluşan bir kitap hazırlamışlar. Yukarıda aktardığım gibi bin yıllık bir macera, bazen Harput?ta basılmış bir Osmanlı parasının hikâyesi ve Evliya, Katip çelebilerden 19. asır Batılı misyonerlere pek çok seyahat ve anı kitabından Harput?la ilgili bölümleri özenle seçmişler. Sonuçta bizzat tanıklıklar, küçük büyük insan odaklı hikâyelerle inşa edilen bir yapı kurulmuş. Bu yapı bir bütün olarak ele alındığında, yani kitabın tamamı okunduğunda aslında Harput?a dair köşe başlarının, kilometretaşlarının gözümüze sokulmadığı ama incelikle içimize işlediği önemli bir çalışmaya dönüşüyor. Tabii her hikâyenin aynı üslupta ve tatta olmadığı, kitabın okurundan biraz gayret de istediğini söylemek gerek.

Dedim ya kitap Harputlu insanların tarihindeki kilometretaşlarını gözümüze sokmuyor ama içimize işleyecek biçimde aktarıyor diye. Bunun için 19. yüzyıl misyonerlerinin anılarına bakmak bile yeter. Orada Harput?un son görkemli ve çokkültürlü günlerine dair ilginç detaylar okuyoruz. Bu kentteki Ermeni varlığının önemini öğreniyoruz, sonra da tehcirin trajedisini?

Bir tehcir belgeseli
1820?lerden itibaren Anadolu?da faaliyet gösteren Protestan misyonerler tabii ki Harput?a da geliyor. 1855?den itibaren Harput?ta çalışmaya başlayan misyon, bir okul ve hastane kuruyor. Fırat Koleji adlı okulda binlerce öğrenci okuyor. Hastanenin 1900?lere gelindiğinde başında olan Dr. Herbert Atkinson, 1915 sonlarında tifoya yakalanıp ölüyor. Tam da I. Dünya Savaşı?nın ve dolayısıyla bütün Anadolu?nun en kötü yılları. Dr. Atkinson?ın karısı Tacy Atkinson?ın günlüğü kitabın yazarlarına göre ?aynı zamanda bir tehcir belgeseli?. Aralarında Fabrikatoryan ailesi gibi büyük tüccarların, Amerika?ya gidip gelen işçilerin, köylülerin yani şehirdeki bütün Ermeniler?in etkilendiği tehcir başladığında, Tacy olan biteni çaresizce izler:

5 Haziran 1915: Diyarbakır ve çevresinden tehcir ve bazı olayların haberleri geliyor.

26 Haziran 1915: Herkesin sınırdışı edileceği bilgisi geldi ve hazırlanmaları için beş günleri olduğu söylendi. (?) Kalan kalabalık sokakları dolduruyor, neredeyse eşyalar yok pahasına satılıyor. İnsanlar, ?Eğer bir daha dönmezsem bu sizin? diyerek eşyasını parasını bize emanet ediyor.

3 Temmuz 1915: Bugün kalabalık yola çıktı. Yanlarına giderek erkek çocukların kız çocuk gibi giydirilmelerini, paralarını da vücutlarına yakın saklamalarını tembihledim. Ne korkunç. İnsanlar evlerinden dürtülerek zorla çıkarılıyor.

11 Mayıs 1916: Bugün öğlen Enver Paşa buraya geldi. (?) Paşa evimize geldiğinde hemen bana Türkçe konuşup konuşmadığımı sordu. Herbert?in çalışmalarından övgüyle bahsetti ve Henry?nin (oğlu) yaşını sordu, akabinde onun onuruna Henry?e gümüş bir savaş madalyası takmak istediğini söyledi. Henry içeri girdiğinde, o büyük adam ayağa kalktı, kollarını Henry?nin omuzlarına koydu, onu öptü ve kendi yakasından gümüş bir Osmanlı madalyası çıkararak ona taktı.

Necdet Sakaoğlu ile Görkem Gül Duman?ın beş yıllık bir çabayla hazırladıkları kitabın fotoğraf, çizim ve resimlerden oluşan görsel malzemesi de ayrıca ilgiye değer. Kadim bir Anadolu şehri hakkında pek çok şey öğreten, geçip gitmiş yaşamları anlayıp hatırlamamızı sağlayan bir kitap Şafak Uykusundaki Kent.

Yazının tamamı Atlas Tarih Dergisi?nde yayımlanmıştır.

Kitabın Künyesi
Şafak Uykusundaki Kent Harput
Necdet Sakaoğlu
Gülsan Eğitim ve Kültür Vakfı
Yayına Hazırlayan : Görkem Gül Duman
Son Okuma : Serda Aydın
Desenler : Metin Keskin
Çeviri : Görkem Gül Duman, Seda Toksoy, Yonca Moralı
Arşiv : Mustafa Balaban, Necdet Sakaoğlu
İstanbul, 2013
256 s.

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı, Tarih
Bizans Orduları (900 – 1461) – Ian Heath

Tarihin en büyük savaşlarının ayrıntılı dökümleri, hasım kuvvetlerin stratejileri, taktikleri, askerî harekâtın düğüm noktaları. Dünyadaki çeşitli orduların üniforma, teçhizat, tarih...

Kapat