Savaşı, Katliamı, Kıtlığı ve Ölümü temsil eden Mahşerin Dört Atlısı’nın görünmesi dünyanın sonunun habercisi mi?

21. Yüzyılda Devrim mi?
Küresel seçkinlerin artık eski tarzda yönetimi sürdürmeleri mümkün değildir. Ama yoksulluk, savaş ve küresel ısınma karşısında yegâne geçerli alternatif, bu seçkinlerin zenginlik ve iktidarlarını dayandırdıkları sistemi parçalamaktır.

Bunu onlar yapamaz. Yönetici sınıf, krizi ancak barbarlığa gerileyerek çözümleyebilir. Neoliberal sermayenin efendileri olarak rolleri onları tarihî işlevi olmayan asalak bir toplumsal sınıf yapar.

İnsanlığın ilerleyişi, neoliberal yönetici sınıfın alaşağı edilmesine, devlet iktidarının çalışan insanların eline geçmesine ve ekonomik-toplumsal hayatın demokratik kontrol altında yeniden düzenlenmesine bağlı hale gelmiştir. 20. yüzyıl tarihinden çıkarılacak ders, başarılı olmak için bunun küresel ölçekte yapılması gerektiğidir. Son 30 yıldan çıkarılacak ders, “tek ülkede sosyalizm”in bugün her zamankinden daha uçuk bir yanılsama olduğudur. Peki ama 21. yüzyılda dünya devrimi gerçekten mümkün müdür?

Devrimler tipik olarak öngörülemeyen, fazlasıyla bulaşıcı ve son derece güçlü değişim mekanizmalarıdır. 1789 Fransız Devrimi, Paris halkının silahlanıp sokaklara dökülmesi ve kralcı askerî darbeyi engellemesiyle patlamıştı. Ondan sonra, 1789-94 arasında kitleler, gönülsüz ılımlıların, karşı-devrimcilerin ve yabancı işgal ordularının direnci karşısında devrimi ileri taşımak için siyasi sürece defalarca müdahale ettiler.

Devrimci hareket 1815’ten sonra durulmaya başladı ama ardından önce 1830’da Fransa’da, sonra 1848’de Paris, Berlin, Viyana, Budapeşte, Roma ve diğer Avrupa şehirlerindeki ayaklanmalar dalgasıyla tekrar patlama yaptı. Her ne kadar devrimciler yenildiyse de, reforma kazandırdıkları ivmenin önüne geçilemedi. Avrupalı yöneticiler ya değişimi yukarıdan idare etmeleri gerektiğini ya da aşağıdan yeni patlamaların yaşanması riskiyle karşı karşıya kalacaklarını biliyorlardı. Fransa cumhuriyet oldu, İtalya birleşti ve Almanya modern bir ulus devlete dönüştü.
Rus Çarının polis diktatörlüğü, Şubat 1917’de işçi sınıfı ayaklanmasıyla devrildi. Ekim 1917’de, Bolşevik Parti’nin liderliğinde Rus işçi sınıfı iktidarı ele geçirdi. Fabrikaları işçi konseyleri çalıştırdı, topraklar köylülere dağıtıldı ve Rusya I. Dünya Savaşı’ndan çekildi. Ekonomik çöküşün, iç savaşın ve yabancı güçlerin işgalinin devrimi tahribata uğratmasına kadar geçen birkaç yıllık kısa sürede Rusya dünyanın en demokratik ülkesiydi. Bolşevik Devrim, Almanya’dan Çin’e kadar zincirleme devrimler tepkimesinin kıvılcımını yaktı. Almanya ile Avusturya-Macaristan’da yaşanan devrimler, I. Dünya Savaşı’nı sona erdirdi. Bir bütün olarak devrimci hareket, 1917-23 arasında tüm dünya kapitalist sistemini devrimin eşiğine getirmişti.

O zamandan beridir sistem devrimlere gebedir. 1936’da İspanya’da devrimin önü faşist destekli askerî bir darbeyle kesildi. 1956’da Macaristan’da devrim Sovyet işgaliyle bitti. 1968’de Fransa’da on milyonlarca işçi genel greve katıldı, yüz binlerce işçi çalıştıkları fabrikaları işgal etti ve öğrencilerle genç işçiler, Paris’in göbeğinde çevik kuvvet polisleriyle kıyasıya sokak çatışmalarına girdiler.

1979 İran Devrimi ile rezil, silahlı güçle ayakta duran, ABD destekli diktatörlük devrildi. 1989’da Doğu Avrupa’yı etkisine alan devrimler dalgası, yaygın muhbirler, gizli polis ve siyasi hapishaneler ağına rağmen Stalinist diktatörlükleri teker teker yıktı. 11 Şubat 2011’de, 18 günlük kitlesel gösterilerin ardından Mısır devlet başkanı Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık askerî diktatörlüğü, Ortadoğu’da halen devam eden devrimci sürecin en çarpıcı zaferiyle çöküverdi.

Tüm bu devrimlerden önce muhalifler, karşılarında duran bu rejimlere bakıp onların askerî gücü, toplum üzerinde kurdukları acımasız polis kontrolü ve halk kitlelerinin belirgin duyarsızlığı karşısında ümitsizliğe kapılıyorlardı. Her seferinde yönetici sınıfın kibri, ayaklanma anına kadar hiç eksilmeden sürmüştü. Ama Marx’ın deyişiyle tarihin “yaşlı köstebeği” sürprizleri sever.

1924’te Macar Marksist teorisyen Georg Lukács, yeni bitmiş o büyük savaş ve devrim dönemi üzerine düşünürken “devrimin güncelliğini” yazmıştı. Kendi kriz çağımız bağlamında, Lukács’ın aklından geçenleri anımsamaya değer. Ona göre Marksizm:

Proleter devrimin evrensel güncelliğini peşinen varsayar. Bu anlamda proleter devrim, hem bütün bir dönemin nesnel temeli olarak hem de onu anlamanın anahtarı olarak Marksizmin yaşayan özünü meydana getirir … Devrimin güncelliği, bütün bir dönemin ana düşüncesini sunar … Devrimin güncelliği bu nedenle her günlük sorunun, … proletaryanın kurtuluşundaki uğraklar olarak incelenmesini ifade eder …

Lukács’a göre uluslararası işçi sınıfı devrimi, tüm siyasi eylemlerin yargılanmasında kullanılması gereken hayati ve her daim mevcut bir olasılıktı. Kaçınılmaz değildi. Hiç gerçekleşmeyebilirdi. Çok uzakta olabilirdi. Ancak asıl mesele, eski düzenin kendi içinde her daim mevcut devrim olasılığını taşıması ve bunun, insanlığın hiç durmadan artan sıkıntıları karşısında düşünülebilecek yegâne çözüm olmasıydı.

1917-23 devrimci dalgasının nihayetinde yenilmesi, Lukács’ın içgörüsünün özünde geçerli olduğunu çürütmez. Tam tersine, sonucun Stalingrad, Auschwitz ve Hiroşima barbarlığı olduğunu düşünülürse aslında teyit eder.

Kimin Mahşeri?
Bir İncil efsanesine göre Savaşı, Katliamı, Kıtlığı ve Ölümü temsil eden Mahşerin Dört Atlısı’nın görünmesi dünyanın sonunun habercisidir.

Bugün insanlığın önündeki görüntü gerçekten de mahşeri andırıyor. Neoliberal kapitalizm, küresel ekonominin üretici güçlerini hiç görülmedik ölçüde geliştirmiştir. Ama bu güçler demokratik kontrole ve akılcı planlamaya tabi değildir; rekabetçi sermaye birikiminin ekonomik ve askerî buyruklarına göre hareket ediyorlar. Sonuçta, insanlığın tamamını maddi ihtiyaçların boyunduruğundan kurtaracak potansiyeli taşımalarına rağmen şu anda tam tersini yapıyorlar: Bizzat sanayi uygarlığını tahrip ediyorlar.

Yöneticilerimizin kriz karşısındaki cahilliği, açgözlülüğü ve sorumsuzluğunun kökeni sistemin akıl dışılığında yatıyor. İklim felaketi, ekonomik gerileme ve emperyalist savaş; tüm bunların kökeninde piyasanın çılgınlığı bulunuyor: Neoliberal kapitalizmin ulus devletlerine ve mega-şirketlerine yön veren şuursuz bir ekonomik ve askerî rekabet. Sistem derinden derine hastalıklı ve yıkıcıdır. Bizi, insanlık tarihinin belki de en ağır krizine getirmiştir.

Dört Atlı efsanesinin karşısına kimi zaman İncil’in bir başka efsanesi konur. Mahşerin bu anlatısında doruk noktası Ellinci Yıl’dır. Vergi tahsildarları ve toprak ağaları silinip gidecek; köleler ve serfler özgür kalacak; toprak onu işleyenlere iade edilecek; özgürlüğün ve bolluğun hüküm sürdüğü yeni bir Altın Çağ başlayacaktır.
21. yüzyılın başında Mahşeri Ellinci Yıl’a dönüştürmek için üç şey gerekiyor:

1. Bütün sistemin değişmesi gerektiğini anlamalıyız. İnsanlığın sorunlarının kaynağını oluşturan sisteme karşı genel saldırıda farklı kampanyaları, protestoları ve mücadeleleri birbirine bağlayabilirsek, işte ancak o zaman bu sorunları çözmeyi umut edebiliriz.

2. İşçi sınıfının, sistem değişikliğini amaçlayan herhangi bir ciddi stratejinin merkezinde bulunduğunu anlamalıyız. Ancak sıradan çalışan insanların büyük bölümünü harekete geçirebilirsek, şirketler sermayesine ve ulus devletlere meydan okuyup onları yenecek güce sahip olabiliriz.
3. Devrimcileri, tabandan yükselen kitle direnişine öncülük edip onu düzenleyebilecek eylemci ağları içinde örgütlemeli; kemer sıkma politikalarına karşı yükselen öfkeyi körükleyerek, 1789, 1848, 1917, 1968 ve 1989’dakilerle karşılaştırılabilir ama onlardan daha büyük, yeni bir dünya devrimi hareketini doğuracak bir işçi sınıfı mücadelesi dalgasını kabartmalıyız.

Farklı bir dünya artık mutlak bir tarihsel zorunluluktur. Başka bir dünya mümkündür. Devrim bu anlamda bir “gerçeklik”tir. Ama bir kesinlik değildir. Bunun için mücadele etmek gerekiyor. Mücadelenin başarısı, hepimizin neler yapacağımıza bağlıdır. Olası kayıplar ve kazançlar hiç bu kadar yüksek olmamıştı.

Neil Faulkner
Marksist Dünya Tarihi
Çeviri: Tuncel Öncel
Birinci Basım: Haziran 2014
Yordam Kitap

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here