Shakespeare’in Venedik Taciri adlı eserindeki Shylock karakteri, Freud’un Totem ve Tabu’daki “dışlanan baba figürü” ile karşılaştırılabilir mi?

William Shakespeare’in Venedik Taciri adlı eserindeki Shylock karakteri, geleneksel okumalarda çoğunlukla bir “kötü adam” ya da antisemitik stereotip olarak ele alınmıştır. Ancak psikanalitik kuram, bu figürün toplumsal ve simgesel işlevini daha derin bir düzlemde tartışmaya imkân tanır. Sigmund Freud’un Totem ve Tabu (1913) adlı eserinde geliştirdiği “ilk baba” miti, toplumsal düzenin kuruluşunu bir dışlama ve şiddet eylemine bağlar. Bu bağlamda Shylock, yalnızca bireysel bir antagonist değil; egemen topluluğun simgesel bütünlüğünü tehdit ettiği için dışlanan bir “baba figürü” olarak okunabilir.


Freud’da “Dışlanan Baba” ve Yasanın Kökeni

Freud’a göre ilksel toplulukta mutlak otoriteye sahip baba, oğullar tarafından öldürülür; ancak bu patrisit, babanın otoritesinin ortadan kalkmasına değil, simgesel düzeyde yeniden kurulmasına yol açar. Totem yasakları ve ensest tabusu, bu suçluluk duygusunun kurumsallaşmış biçimleridir (Freud, 1913).

Dolayısıyla baba figürü paradoksal bir konuma sahiptir: Fiziksel olarak yok edilmiş, ancak yasa ve otorite olarak her yerde hazır ve nazırdır. Bu figür, Lacan’ın daha sonra “Babanın Adı” kavramıyla teorize edeceği simgesel işlevin öncülüdür (Lacan, 1957).


Shylock’un Simgesel Konumu: Dışlanmış Ama Vazgeçilmez

Shylock, Venedik toplumunda ekonomik olarak zorunlu, ancak simgesel olarak kabul edilemez bir figürdür. Tefeci olarak ticari düzenin işleyişinde merkezi bir rol oynar; fakat Hristiyan topluluğun ahlaki evreninde sistematik olarak aşağılanır. Bu çelişkili konum, Freud’un baba figürünün hem arzu edilen hem de yok edilmek istenen niteliğiyle örtüşür.

Antonio’nun Shylock’a yönelik hakaretleri ve fiziksel aşağılamaları, bireysel düşmanlıktan ziyade, kolektif bir dışlama ediminin parçası olarak okunabilir (Shakespeare, The Merchant of Venice). Shylock, topluluğun bastırdığı ekonomik ve şiddet içeren gerçekliğin taşıyıcısıdır; bu nedenle varlığı tahammül edilemez hale gelir.


“Bir Libre Et” Talebi ve Simgesel İntikam

Shylock’un “bir libre et” talebi, yüzeyde hukuki bir sözleşme şartı gibi görünse de psikanalitik açıdan simgesel bir cezalandırma girişimidir. Freudcu çerçevede bu talep, dışlanmış baba figürünün, kendisini yok sayan topluluğa yönelik geri dönüşüdür. Baba öldürülmüş, ama geri dönmüştür; talep ettiği bedel, maddi değil, bedensel ve simgeseldir.

Bu noktada Shylock, yasa dışı bir şiddet figürü değil; yasanın harfiyen uygulanmasını isteyen aşırı-yasa figürüdür. Lacan’ın ifadesiyle, simgesel düzenin “fazlası” olan bu figür, tam da yasaya olan aşırı bağlılığı nedeniyle dışlanır (Lacan, 1966).


Mahkeme Sahnesi: İkinci Dışlama

Mahkeme sahnesi, Shylock’un simgesel olarak ikinci kez “öldürüldüğü” andır. Hukuk aracılığıyla ekonomik varlığı elinden alınır ve din değiştirmeye zorlanır. Freud’un anlatısındaki patrisit nasıl topluluğun birliğini yeniden kuruyorsa, Shylock’un tasfiyesi de Venedik toplumunun simgesel bütünlüğünü pekiştirir.

Ancak Freud’un mitinde olduğu gibi, bu dışlama tam bir kurtuluş sağlamaz. Shylock’un yokluğu, hukukun ve merhametin adaletsizliği üzerinden yeni bir suçluluk alanı üretir. Komedi olarak sınıflandırılan eser, bu nedenle bastırılmış bir trajik çekirdek taşır (Greenblatt, 1980).


Benzerlikler ve Sınırlar

Shylock ile Freud’un “dışlanan baba” figürü arasında yapısal bir benzerlik kurulabilse de, bu karşılaştırmanın sınırları vardır. Freud’un baba figürü kurucu bir mit iken, Shylock tarihsel, sınıfsal ve dinsel olarak belirlenmiş bir karakterdir. Ancak psikanalitik okuma, birebir özdeşlikten ziyade, işlevsel paralellikleri açığa çıkarmayı hedefler.

Bu bağlamda Shylock, Venedik toplumunun bastırdığı ekonomik şiddetin, borç ilişkilerinin ve dışlayıcı kimlik siyasetinin taşıyıcısı olarak, simgesel babanın modern bir varyantı olarak okunabilir (Žižek, 1997).


***

Shylock, Freud’un Totem ve Tabu’da tanımladığı “dışlanan baba figürü” ile doğrudan özdeşleştirilemez; ancak yapısal ve işlevsel düzeyde karşılaştırılabilir. Her iki figür de topluluğun kuruluşunda merkezi bir rol oynar, ancak bu rol ancak dışlama ve şiddet yoluyla sürdürülebilir.

Bu okuma, Venedik Taciri’nin Shylock karakterini ahlaki bir karikatür olmaktan çıkararak, modern öznenin, yasanın ve toplumsal düzenin bilinçdışı temellerini açığa çıkaran bir figür haline getirir. Shakespeare’in metni, böylece psikanalitik kuramla diyalog kurabilen erken bir kültürel metin olarak yeniden konumlanır.


Kaynakça

  • Shakespeare, W. The Merchant of Venice.
  • Freud, S. (1913). Totem and Taboo.
  • Lacan, J. (1957). The Function and Field of Speech and Language in Psychoanalysis.
  • Lacan, J. (1966). Écrits.
  • Greenblatt, S. (1980). Renaissance Self-Fashioning.
  • Žižek, S. (1997). The Plague of Fantasies.