Shakespeare’in Venedik Taciri’nde Sandıklar Sınavı: Arzunun Nesnesi ile Arzunun Yapısı Arasındaki Ayrım

Venedik Taciri’nde Portia’nın taliplerine uyguladığı sandıklar sınavı (altın, gümüş ve kurşun sandıklar), yüzeyde bir evlilik denemesi gibi görünse de, metnin en yoğun simgesel yapılarından birini oluşturur. Bu sınav, psikanalitik açıdan okunduğunda, arzunun doğasına ilişkin temel bir ayrımı görünür kılar: arzu edilen nesne ile arzunun kendisinin yapısı arasındaki fark. Shakespeare, bu sahne aracılığıyla arzunun doğrudan tatmin edilebilen bir ihtiyaç değil; yanılsama, eksiklik ve ertelenme üzerine kurulu bir yapı olduğunu dramatize eder.

Freudcu Perspektiften Arzu ve Yanılsama

Freud’a göre arzu, bilinçdışı kökenlidir ve çoğu zaman gerçek nesnesini doğrudan hedef almaz; onun yerine ikame nesnelere yönelir (Freud, 1900). Sandıklar sınavında altın ve gümüş sandıklar, arzunun bu yanılsamalı yönünü temsil eder. Altın sandık, görkem, zenginlik ve mutlak doyum vaadiyle; gümüş sandık ise toplumsal değer ve “hak edilmiş karşılık” söylemiyle talipleri cezbetmektedir.

Bu bağlamda, altın ve gümüş sandıkları seçen talipler, arzuyu nesneyle özdeşleştirme hatasına düşerler. Freudcu anlamda bu, haz ilkesinin egemenliğinde işleyen bir arzudur: Özne, arzunun nesnesine ulaşıldığında eksikliğin ortadan kalkacağını varsayar. Ancak sınavın sonuçları, bu varsayımın yapısal bir yanılsama olduğunu açığa çıkarır.

Lacancı Arzu Kuramı ve Kurşun Sandık

Lacan’a göre arzu, hiçbir zaman nesnesine tam olarak ulaşamaz; çünkü arzu, öznenin simgesel düzene girişle birlikte kaybettiği şeyin (objet petit a) etrafında dolaşır (Lacan, 1966). Arzu edilen nesne, arzunun nedeniyle hiçbir zaman özdeş değildir. Kurşun sandık, bu ayrımı en açık biçimde temsil eden simgesel nesnedir.

Kurşun, cazibesizdir; vaat etmez, parlamaz ve hatta kayıp tehdidi taşır. Ancak tam da bu nedenle, kurşun sandık arzunun yapısal eksikliğini kabul eden bir seçimi temsil eder. Bassanio’nun kurşun sandığı seçmesi, arzunun nesnesine değil; arzunun işleyiş mantığına uygun bir tercihtir. Bassanio, arzunun görsel ve simgesel aldatıcılığına kapılmak yerine, eksiklik ve risk içeren bir yönelimi benimser (Shakespeare, The Merchant of Venice, III.ii).

Bu noktada kurşun sandık, Lacan’ın objet petit a kavramıyla ilişkilendirilebilir: Arzunun kendisini sürekli canlı tutan, fakat hiçbir zaman tam olarak sahip olunamayan eksiklik nesnesi (Lacan, 1977).

Arzunun Yapısı: Erteleme, Kayıp ve Risk

Sandıklar sınavı, arzunun yapısal özelliklerini üç temel unsur üzerinden sahneler: erteleme, kayıp riski ve yanılsamanın aşılması. Altın ve gümüş sandıklar, arzunun “hemen şimdi” tatmin edilmesi arzusunu temsil ederken; kurşun sandık, arzunun ertelenmesini ve belirsizliği kabul etmeyi gerektirir.

Lacan’a göre özne, arzuyu sürdürebilmek için kayıp ihtimalini kabullenmek zorundadır; çünkü tam doyum, arzunun sonu anlamına gelir (Lacan, 1958). Bu nedenle Bassanio’nun seçimi, psikolojik olgunluğun değil; arzunun yapısal mantığını sezgisel olarak kavramanın bir göstergesi olarak okunabilir.

Sandıklar Sınavı ve İdeolojik Yanılsama

Sandıklar sınavı aynı zamanda arzunun ideolojik biçimlerini de teşhir eder. Altın ve gümüş sandıklar, kapitalist toplumun arzuyu meta, değer ve görünürlük üzerinden kurma eğilimini temsil eder. Kurşun sandık ise bu ideolojik çerçevenin dışına çıkarak, arzunun metalaştırılamayan çekirdeğini işaret eder.

Bu yönüyle sınav, yalnızca bireysel bir psikoloji meselesi değil; toplumsal olarak yapılandırılmış arzuların eleştirisidir. Žižek’in belirttiği gibi, ideoloji tam da öznenin arzularını doğal ve kendiliğindenmiş gibi deneyimlemesini sağlar (Žižek, 1989). Kurşun sandık, bu ideolojik yanılsamayı kıran bir moment olarak işlev görür.

***

Venedik Taciri’ndeki sandıklar sınavı, arzunun nesnesi ile arzunun yapısı arasındaki farkı dramatik ve simgesel bir biçimde görünür kılar. Altın ve gümüş sandıklar, arzunun nesneye bağlanan yanılsamalı yönünü temsil ederken; kurşun sandık, arzunun eksiklik, erteleme ve kayıp üzerine kurulu yapısını açığa çıkarır.

Shakespeare, bu sınav aracılığıyla arzunun doyurulabilir bir ihtiyaç değil; özneyi sürekli harekete geçiren yapısal bir eksiklik olduğunu sahneler. Böylece Venedik Taciri, yalnızca bir romantik komedi değil; arzunun doğasına ilişkin derin bir psikanalitik sezgi sunan bir metin olarak okunabilir.


Kaynakça

  • Shakespeare, W. The Merchant of Venice.
  • Freud, S. (1900). The Interpretation of Dreams.
  • Lacan, J. (1958). The Signification of the Phallus.
  • Lacan, J. (1966). Écrits.
  • Lacan, J. (1977). The Four Fundamental Concepts of Psychoanalysis.
  • Žižek, S. (1989). The Sublime Object of Ideology.