Sürgün Bahçesinin Solan Renkleri Molokanlar / Kafkas-Ardı’ndaki Molokanların ve Dukhoborların Tarihi – Semyenov İ. Y., Erkan Karagöz

Bugün üç milyona yakın nüfusuyla dünyanın dört bir köşesine yayılmış bir halk, Molokanlar ve Dukhoborlar. Onlar pasifist olarak adlandırılmalarına, bilmelerine karşın savaşmayı reddeden, şiddete karşı çıkan, ancak boyun eğmeyen; kiliseyi ve ruhban sınıfı kabul etmeyen, insanca yaşamadan yana, komünal yaşamayı savunan bir felsefeye sahiptir.
Bundan 130 yıl önce Çar’a kiliseye kafa tutup, müthiş acıları ve zorlukları göğüsleyerek geldiler kafkasya’ya. Beraberlerinde barış, hoşgörü, paylaşma kültürünü de getirdiler. Kafkasya’nın sert mizaçlı toplumlarına hoşgörüyü öğrettiler.
Salt bunlar değildi getirdikleri. Modern tarımı, ziraatı, dönemin çağdaş teknolojik üstünlüklerini de taşıdılar. Taşımakla kalmayıp yerli halkları da bunlarla tanıştırdılar.
Türkiye’de Kars, Ardahan, Iğdır ve hatta Erzurum, Erzincan yörelerine yerleşen; belli bir dönem Anadolu insanıyla da aynı kaderi paylaşan, akrabalıklar kuran bu halklar, özellikle 1919 sonlarından itibaren yaşayan siyasal çalkantılardan da, azgınlaşan ırkçılıktan da nasiplerine düşeni almış; geldikleri gibi, sessiz ama vakur bir edayla göçüp gitmişlerdi başka topraklara.
Onlar tarihin sürgün bahçesi Kafkasya’nın vakitsiz açan, tez solan çiçekleriydiler; solan en güzel renkleriydiler. (Tanıtım Yazısı)

Malakan tarihine kısa bir bakış / Erkan Karagöz
Bu gün Malakanların, büyük çoğunluğu eski Sovyet topraklarında olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda’da yaşadıkları bilinmektedir.

Kimdir Malakanlar?
Türkiye’de halk arasında Malakanlar olarak adlandırılan bu topluluğun orijinal adı “Molokan”dır. Rusça süt anlamına gelen “moloko” sözcüğünden türetilmiş olan bu adlandırma bir ırka değil, bir Hıristiyan tarikatına karşılık gelmektedir.
Malakanlar ve Malakanizm hakkında görüşleri ve çalışmaları olan O.Türkdoğan; “Molokanizm, Hıristiyan ve Yahudi inanç sistemlerinin sentezi gibidir.” dedikten sonra “Malakanları Hıristiyan veya Yahudi olarak kabul etmenin güçlüğü karşısındayız”(1) demektedir. Malakanlar konusunda Pauline V.Young’un görüşüne göre de “Molokanlar veya (süt içenler) büyük ayrılıktan sonra Büyük perhiz(lent) süresince sütü kullanmakta ısrar eden Rus Ortodoks sınıfıdır” (Akt.O.Türkdoğan.agy).(2)
Malakanların kimliği konusunda en doğru ve derli toplu bilgi ise Rus yazar İvan Semyonov’un “Kafkasya Malakanları ve Dukhoborları tarihi” adlı yapıtında yer almaktadır.
Yazar bize şu bilgileri verir:” Molokanlar…dinsel olarak Greko-Rus kilisesine bağlıdırlar. İçsel inançları itibariyle “Tanrı”nın tahta, taş veya diğer objelerle temsil edilerek ona ibadet edilmesini asla kabul etmemiş olmalarına rağmen tek otorite’nin fikir ve imajına iman etmişlerdir. Bir insanın ruhunda yaşayan güçlü ve kadir-i mutlak bir “tanrı “inancına ibadet ederler. İkon ve haç gibi el yapımı şeylerin “Tanrı olmadığı, onların ancak insanoğlunun abartısı” olduğu inancındadırlar. Bu nedenle de, haç, ikon gibi ibadet materyallerinin varlığı anlamsızıdır. Oluşumu süresince “Molakan doktrini” batı Protestanlığından etkilendi, ancak bu kiliseyi de sebep ve ruhban sınıflarından dolayı reddetti.
Bu doktrin 17. yüzyılda köylüler arasında ve dahası orta sınıfın alt kesimleri ve tüccarlar arasında Tambov, Voronczh, Saratov, Penza’da ve Rusya’nın diğer merkezi eyaletlerinde çabucak yaygınlık kazandı.

Bu “inananları önceleri “İkonoklast”lar olarak adlandırdılar. Daha sonraları bu anlayışın ayrı topluluklarının oluşmasından sonra Molokanlar olarak adlandırıldılar .
Bu adın verilme nedeni ise bu topluluk veya “tarikat ” Ortodoks kilisesinin oruçlarını kabul etmiyorlardı. Ortodoks öğretisine rağmen oruç zamanlarında da hayvansal gıdaları yedi, süt içtiler…” . Egemen Rus otokrasisi ve Ortodoks kilisesi bu farklı insanlardan hoşlanmadı. Bu topluluk üzerinde her türlü baskı ve zulüm denendi. Rus İmparatorlarından I. Aleksander’in imparatorluk tacı giymesinden sonra Molokanlara yönelik “resmi” uygulamalar değişti.
22 temmuz 1805 de imparator tarafından yayınlanan bir manifestoyla diğer tarikatlardan Dukhoborların yanı sıra Molokanlara da hamiyet gösterildi. Onların dinsel inançlarını özgürce yaşamalarına izin verilmiş oldu.
I. Nikola zamanında durum ağırlaştı. Bu tarikatların üzerine gidildi, haksız uygulamalara, sürgün ve tutuklamalar tekrar başladı. Molokanların kendi geleneklerine uygun olarak hareket etmeleri, ibadet için bir araya gelmeleri hatta Ortodoks mezhebinden olanlar tarafından çalıştırılmaları, pasaport almaları,…nüfusa kayıtlı oldukları yerlerden ayrılmaları yasaklandı.
1830 da ise Molokanların güney eyaletlerine gitmeleri ve orada yaşamaları da özel bir buyrukla yasaklandı. Sadece transkafkasyaya yerleşmelerine izin verildi. Bu tarihten sonra Molokanlar ve Ukraynalı Dukhoborlar ın Rus Ortodoks “karası”ndan legal ayrılmaları başlamış oldu.

Türkiye ve İran’la hudut olan Tiflis, Erivan, Gence, Şamahı eyaletlerinin topraklarına Molokan ve Dukhobor’ların yerleşimleri Kafkasya’daki kral naibinin kararıyla gerçekleşti.
Rus tarikatçıların Transkafkasyada sivil yerleşim birimlerinin oluşturulması 1840 ların başlarında ortaya çıktı.”(3)
Özellikle Rus ordularının ilerleme yollarının üzerindeki noktalarda Rus yerleşim birimleri oluşturma politikasının bir gereği olarak, Trans Kafkasya yöresine özellikle Rus ordularının ulaşımında kolaylıklar sağlayabilmesi açısından ulaşım yolları üzerinde, Gürcistan’daki Ahıska bölgesinde 8 yeni yerleşim birimi kurulmasının yanında, Ermenistan’ın kuzeybatısında Kars ve Erzurum yörelerinde yerleştirmeler oluşturulduğunu kaydeden yazar devamla;
“2. Aleksandr’ın yayınladığı bildiriler buralarda yerleşenlerin inançları ve ekonomik yönden gelişmelerine ve girişimde bulunmalarına yardım eden bir unsur oldu. Bu elverişli ortam nedeniyle kısa sürelerde bu yörelerde çiftlikler oluşturuldu. Toplulukların yaşam düzeyleri gözle görülür bir ölçüde gelişme gösterdi.
Bu balayı 19. yüzyılın sonunda gündeme gelen zorunlu askerlik uygulamasına kadar sürdü. Malakanlar askerliği insanların zalimliği olarak tanımlayıp askerlik yapmayı reddettiler. Bu yeniden Malakan halkının acı ve sıkıntı çekmesi demekti. Yeniden kaçış başlamıştı. O dönemde Amerikan toprakları onlar için özgürce yaşanabilecek topraklardı. Bu Malakanların Kafkas-ardından Amerika, Kanada hatta Avustralya’ya göçüne yol açtı. Bir kısım Ailenin de yüz yıl başlarında Kars ve Doğu Rostov eyaletinin Salskii steplerine göçü bu dönemde gerçekleşmiştir. Bunun nedeniyse toprak azlığıydı. Çünkü Molakan aileleri 12-15 kişilik nüfuslara ulaşmaya başlamıştı” demektedir . (I.SEMYONOV.agy) (4)

Burada yine Kars yöresinde yaşamış olan Dukhoborlara da değinmeden geçmeyelim. Aslında, Malakanlarla Dukhoborların tarikatları arasında fazla bir fark yoktur. Bunlar Malakan tarikatının alt gurubu olarak adlandırılabilir ve daha kapalıdırlar. Kendilerini ruh güreşçileri olarak tanımlayan Ukraynalı don kazaklarından oluşan bu mezhep de kilise ve çarın hışmına uğramışlardır. Onların dünya görüşleri yaşam tarzları da Malakanlar gibidir, şiddete karşı çıkan, ikonlara tapınmayı, ibadet etmeyi ve ruhban sınıfı kabul etmeyen, insanca yaşamadan yana, komünal bir yaşamı savunan bir tarikattır. 1895 de çar ve onun askeri servisleri tarafından büyük baskılar uygulanmıştır.
Dukhoborların Sibirya’ya sürgüne gönderilen liderleri Peter V. Verigin ile onların sempatizanı ve destekçisi yazar Leo Tolstoy, özgürlük ve insan haklarının yaygınlaşması için önemli mücadeleler vermişlerdir.(5)
Kars ve çevresinde yaşayan Malakan halkının bu bölgeden tasfiyesi iki büyük göçle olmuştur. Bunlardan ilki 1921 göçüdür ki aşağıda görüleceği üzere, bu göçten çok, deyim yerindeyse kaçırtmadır; diğeri de 1962 göçüdür.

Rusya’ya savaş tazminatı olarak verilen Kars, Rusya tarafından imparatorluğun bir parçası kabul edilmiş , 1878 den 1917 ye değin geçen sürede tarihi Kars kentinin hemen yanında, bu günkü garnizon-şehir Kars inşa edilmiş ;bu yöreye özellikle bu kenti çevreyle bağlayan yollar üzerine, Khalkhol, Doukhobor ve Malakan halklarının yerleşmesi sağlanmıştır.
Ne var ki 1917 Ekim devrimi ile birlikte Rusya’daki Bolşevik yönetim bu yöredeki varlığını daha fazla sürdürmek istememiştir. Yine de gerek Ekim devriminden önce, gerekse sonra Malakanlar içerisinde Bolşevik akım önemli ölçüde yandaş bulmuştur. Bu durum, yeni Türk kurucu iktidarının hoşuna gitmemiştir. Rus askeri varlığının bitmesine karşın yörede yerleşik olarak bulunan Malakanların siyasal eğilimlerinin savaş karşıtı, eşitlikçi, Bolşeviklerden yana olması; Sovyet Rus elçisinin Malakan Rus halkına sahip çıkarak onlarla sıkı ilişkiler kurması ve bu halkın gerek Sovyet Rusya, gerekse Türkiye Komünist Partisi’ne yakın ilgi göstermesi, dahası bu ilgisinin giderek somut desteğe dönüşerek, Bolşevizm ve Sovyet yanlısı gösterilere dönüşmesi, genç Türkiye hükümetini ve askeri şefleri rahatsız etmiş; ciddi bir biçimde bu konu üzerinde kafa yormaya sevk etmiştir.

Türkiye’den ilk kopuş
Malakanlar içerisindeki Bolşevik eğilimlerine ve etkilerine ve onların Türkiye’den sürülmelerine ilişkin yegane kaynak, Kâzım Karabekir’in aktardıklarıdır.
Bu konuda şunları söylemektedir:

İki büyük Malakan göçü
“21 de Rus sefiri Medivani veda ziyaretine geldi. Yarın trenle Erzurum ‘a hareket edecek, oradan otomobil ile Ankara’ya. Medivani Kars ‘ta bulunduğu 24 gün kadar misafirliğinde boş durmadı. Civar Malakan köylerinde gizli Bolşevik teşkilatı yaptı, Mustafa Suphi’nin heyetini idare etti, yola çıkardı. Bir sefirin Kars ‘ta bu kadar müddet oturması ve civar köylerde dolaşması pek ayıp ve pek kaba bir hareketti. Kendi hallerinde çalışkan bir kavim olan Malakanları ifsad etmesi onların felaketine sebep oldu. Bu hakiki müstahsil sınıfın, zeriyat ve hayvancılıkta en ileri gitmiş bu cemaatin yerlerinde kalmasında ve daha iyisi Anadolu dahiline olmak üzere alınmasında fayda vardı, fakat Medivani’nin ifadesile köylerde kızıl bayraklar, nümayişler daha Medivani varken başladı. Ben Medivani’nin nazarı dikkatini celbederek Türk milletinin istiklalini kurtarmak için bütün emperyalist kuvvetlerle boğuşurken içimizden bizi devirmek isteyenleri de düşman addile tedbirler almaktan çekinmeyeceğini anlatmıştım. Vaziyeti Ankara Hükümetine lazımı gibi bildirdim ve artık memleketimizde Bolşevik nüfuz ve unsuru olan Malakanların bir müddet sonra hudut haricine çıkarılması ve yerlerine Türk muhacirleri alınması takarrür etti” (6) diyerek, yeni düzen için tehlikeli bulduğu Malakan topluluğunun sınırlar ötesine çıkartılması için harekete geçildiğini vurgulamıştır. Sonraki gelişmeler göstermiştir ki bu sorunun çözümü Malakanların can damarı olan askerlik sorununa yüklenmekte bulunulmuştur .

Sınırlar içerisinde kalan tüm Malakanların, 20 ocak 1921 tarihine değin Türkiye yi terk etmediği taktirde askere alınacağını mecliste karar altına aldırılmış ;bunun üzerine Malakanlar kitleler halinde anayurtları Sovyet Rusya topraklarına dönmüşlerdir. Malakanlara; onların Bolşevik etkisinde kalmalarına ve Türkiye’den uzaklaştırılmalarına ilişkin olarak Kâzım Karabekir anılarında şunları söyler;
“Malakanlar Ruslar zamanında dahi askerliğe gitmezlermiş , erkekleri hep sakallı. Umumiyetle iri vücutlu, canlı kanlı , sıhhat numunesi insanlar. Elbise ve vücutları temiz. Hayvanları kadana, arabaları çok eşya alır, dört tekerlekli , büyük ve sağlam. Ziraat, ekme, biçme aletleri hep son sistem, yalnız kuvvei ceriye beygirdir. Kan dökmek en büyük günah imiş, harpte dahi olsa. Ben onları yalnız nakliyede kullanıyordum. Buna dahi itiraz ediyorlardı. Karsın her tarafında şoseler boyunca uzanan bu köylüler teşvikatla Bolşevik teşkilatına başlayarak bugün gösterdikleri samimi hayatlarını bozmaya da başlamışlardı.”(7) Kâzım KARABEKİR?in değindiği, Malakanların sahip oldukları araçları sadece askeri malzemenin naklinde kullanmaya bile tepki gösterdikleri hususu oldukça önemlidir.Gerek malakan halkının savaşa , kan dökmeye sıcak bakmayışı, gerekse sahip oldukları Bolşevik düşünceler yöneticileri kaygılandırıyordu.

Yeni cumhuriyet yöneticileri ve askeri şefleri Rusların Türkiye topraklarındaki Malakanları Türkiye?de Bolşevik hareketi güçlendirmek için kullanacağı ve yeni iktidarı güçsüz kılacağını düşünmekteydi. Bu durum da kazım KARABEKİR?in yapıtında şöyle geçmektedir ; “Ruslar (ın) bizi…….Kars ve havalisindeki Malakanlara bazı ufak tefek harekat yaptırarak bu harekatı Bolşevik cereyanı şeklinde göstererek himaye etmek ….suretile izaleye çalışacakları…?(8)
Genç cumhuriyetin yöneticilerinin ve askeri şeflerinin malakanlara karşı bu tutumu giderek boyutlanıyordu. Öyle ki bu konu Sovyet Rusya ile yapılan görüşmelere bile yansıyordu.

“Kars konferansı esnasında Ganyeski pek haşin ve kabalık gösteriyordu. Hatta bir gün 10 teşrinevvel’de basit bir meselede(Türk köylerinden isteyenlerin gelmesine mukabil Malakan köylüleri göndereceğimizi) söylediğim zaman :Bu hakarettir, umuru dahiliyemize müdahaledir , bu teklif geri alınmalıdır , gibi kavgaya kalktı.”(9)
Elbette her iki ülkenin yetkilerinin karşılıklı görüşmelerinin de, Malakanların her iki ülkenin yetkililerine baş vurmalarının da hiç bir yararı olmuyordu. Çünkü askeri ve siyasi yöneticilerin kafalarındaki hedef oldukça netti: Malakanlar neye mal olursa olsun gitmeliydiler .Böyle bir şeyi sağlamanın en zahmetsiz, en kırıp dökmeden elde etmenin yolu da Malakanları kendi silahlarıyla, kendi inanışları ile vurmaktı.
Sonunda çözüm bulunmuştu.Malakanlar askere alınacaktı.
Elbette bir savaşın içinde olan bir yönetimin yapacağı şeylerin başında bir genel seferberlik, eli silah tutan bütün erkekleri silah altına almaktan başkaca da bir yol yoktu. Böyle bir durumda hiçbir devlet yöneticisinin bir kısım halkın dinsel inanışları veya vicdani telakkileri gereği savaşa karşı olmasına saygılı olabileceğini düşünmek oldukça zor . Hem kurtuluş savaşı için gerekli olan askeri güç için genel ve zorunlu askerlik yükümlülüğü, hem de Malakan halkının genel siyasal eğiliminin-Bolşevizm- genç devlet için tehlikeli görülmesi nedeniyle bu yolda ısrarlı olunmuştur.

Ve son nokta:
“Malakanların en nihayet 20 kânunusaniye kadar memleketimizden çıkmadıkları halde katiyen askere alınacakları hakkında Ankara’dan emir geldi. Kars Rus Sovyet konsolosu Norman ziyaretime geldi. Malakanların askere alınması halinde Rusya’daki Türk tebaasının da askere alınacağını söyledi. Cevaben hükümetimiz 20 kânunusaniye kadar müddet temdid etmiştir , bundan sonra gitmezlerse askere alınacaklardır, artık bence yapılacak bir şey olmadığını söyledim .”(10)
Yaşanan bu gelişmeler, başta Rus otokrasisinin kapsayıcı askerlik dayatmasına karşı çıkmak olmak üzere bin bir türlü baskıya göğüs gererek binlerce kilometre uzaktaki bu yere, Kars’a göç eden Malakanlar için kötü bir sürpriz olmuştu. Tarih tekerür ediyordu. Onların Kars’a geliş nedenleri, gidişlerin de nedeni olmuştu. Geride çok az bir gurup bırakarak büyük çoğunluğu anayurd?a geri dönmek zorunda kalmışlardı.
Bunları sonradan peyderpey giden kimi Malakan aileleri izlemiştir . Malakanlar kendilerine ait taşınmazları Türklere satmış, bu taşınmazların tapuya kaydı, 12.11932 tarihli “Malaganlardan Noterlikten Musaddak Senetle Satın Alınan Gayrımenkullerin Tapuya Tescili Hakkındaki Kanun ” la mümkün olmuştur.
Zorunlu askerliği kabul ederek Türkiye’de kalmaya, Türkiye vatandaşı olmaya karar veren Malakan topluluğu ise 1962 yılına gelindiğinde bu kez siyasal olmayan nedenlerle Türkiye’den ayrılmak durumunda kalmışlardır .Siyasal olmayan ama o ölçüde de yaşamsal olan bu sorun, bir yaşam felsefesi olan Malakanizmin giderek saflığını yitirmesi, dış etkilenimlere açık hale gelmesi ve yozlaşması korkusu -ki aynı korku nedeniyle ABD de yaşayan Malakanlar da Yeni Zellanda’ya göç etmeye karar vermişlerdir.(akt. O.Türkdoğan . agy)- ve Malakan erkeklerinin evlenemeyişleriydi. Malakanlar, evlenme çağı gelmiş kızlarını, Kafkasya’dan getirilerek köylerine yerleştirilen Terekeme’lere vererek onlarla akrabalık kuruyor, ancak genç , bekâr Malakan erkekleri, diğer toplulukların kendilerine kız vermemesi ve dokuz göbeğe evlenme yasağı nedeniyle evlilik yapamıyorlardı. Çözüm, göçtü.

1962 yılında son kalan 1500’ü aşkın Malakan, Anavatan’a , Sovyetler Birliği’ne göçerken arkalarında , Türklerle evlendirdikleri kızlarını, torunlarını, ortak kullandıkları mezarlıklarını, ölülerini, geçmişlerini, bütün mal varlıklarını bırakarak; üstelik de bir çoğu tekrar geri dönecekleri umuduyla, satmayıp ödünç bırakarak ayrılıp gittiler .
Arkalarında bıraktıkları en büyük miras, sıcak dostlukları, iyilik ve barışseverlikleri oldu.
Mart-2002

Dip notlar:
1. O.TÜRKDOĞAN Etnik Sosyoloji 277 sayfa
2. O.TÜRKDOĞAN Etnik Sosyoloji sayfa 271.
3. İvan SEMYONOV Kafkas-ardı Malakan ve Dukhoborları tarihi (Rusça) Erivan
4. İvan SEMYONOV Kafkas-ardı Malakan ve Dukhoborları tarihi (Rusça) Erivan
5. İvan SEMYONOV Kafkas-ardı Malakan ve Dukhoborları tarihi (Rusça) Erivan
6. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 953
7. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 953
8. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 972
9. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 1013
10. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 1055

Sürgün Bahçesinin Solan Renkleri Molokanlar
Kafkas-Ardı’ndaki Molokanların ve Dukhoborların Tarihi
Semyenov İ. Y., Erkan Karagöz
Su Yayınları
152 sayfa, Baskı Tarihi: Ocak 2009

Erkan KARAGÖZ KİMDİR?
Yazmaya başladığı yıllardan bu yana, Yarın, Sanat ve İnsan, Yapıt, Yeni Olgu, Gırgır, Adımlar, Amatör Sanat, Adam Öykü, E, Eski, Papirüs gibi bir kısım edebiyat, düşün dergisinde ve kimi haftalık, günlük gazetelerde öykü, şiir, eleştiri… Çalışmaları yayınlandı. Kişisel nedenlerle 1982 yılından sonra 1992 li yıllara değin çalışmalarını yayınlamaya ara verdi. İlk kitabı,’Ömer Seyfettin Kürt müydü ?’1996 yılında Broy yayınlarından yayınlandı.
İkinci kitabı olan ve 2000 yılında Siyasal Birikim yayınları-Tarih dizisi’nden,’Kars ve Çevresinde Aydınlanma Hareketleri ve Sol Geleneğin Tarihsel Kökenleri’ adını taşıyan tarih çalışması yayınlandı.
Rus Kızı Vasilisa adlı romanı 1917-1950li yılların Kars ve çevresindeki siyasal kültürel yaşamı anlatan bir romandır. Romanın 1.cildi 2002 yılının eylül ayında Gendaş yayınları tarafından yayınlanmıştır.
Bir yıl sonra ikinci baskısı yayınlandı.
Romanın ikinci cildi yine Gendaş yayınlarından ‘Yüreğinin seğirdiği andır aşk’ olarak çıktı.
Kars Ve Çevresinde Aydınlanma hareketleri’ Adlı çalışmasının genişletilmiş ve değiştirilmiş ikinci baskısı ise 2005 yılında ASYAŞAFAK yayınlarından yayınlandı.

Sürgün Bahçesinin Solan Renkleri Molokanlar / Kafkas-Ardı’ndaki Molokanların ve Dukhoborların Tarihi – Semyenov İ. Y., Erkan Karagöz” üzerine bir yorum

  1. Türkçe karşılığı ile tokabur denilen ‘sülale’ denim. Ardahan Posof aşıkzülali köyündenden Merkez Akyaka köyü’ne göç eden dedemler ve bunların daha eski (Ahıska) yerleşim yerlerindeki atalarını araştırmak istemişimdir. Halen Posof Aşıkzülali Köyü ve buradan dağılan ‘savaş’ soyadlı akrabalarıma Toğabur (Kendi şivemizle) denilmesinin nedenine güzel bir ayna tutan bu araştırmayı yapanları ve yayınlayanları, emeği geçen herkesi kutluyorum. Teşekkürlerimle.

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika
Fransız Devrimi’ne Bakış – E. J. Hobsbawn

'Sıradan insanların -yapmaları şöyle dursun- devrim istedikleri bir çağ, olağandışı bir çağdır. Ayrıca devrim korkusu, her zaman için devrimin gerçek...

Kapat