En güzel aşk, en güzel mutluluk, dostluk, paylaşımın, direnç ve onurun adıdır Burhan Günel. Sonsuz aşktır?
Yazılarının yanı sıra, Güney Rüzgarı dergisinde yayınlanan bir makalesinde, ilk kitabım ?Umut Yaşam İnsan? üzerine ve doğum günüme denk gelen günde tesadüfen okuduğum kitabıma dair yazısı ile tanıdım o güzel yüreği, naif insanı? Öyle güzel gülümsüyordu ki resminde; yüz yüze karşılaşmamamıza rağmen hissediliyordu büyüklüğü, güzelliği?
Burhan Günel
Yazar Burhan Günel hayatını kaybetti
1947’de Antakya’da doğan Burhan Günel, ortaöğrenim hayatını parasız yatılı okullarda tamamladıktan sonra 1967’de Hava Harp Okulu’ndan mezun oldu. Havacılık mesleğinin deneyimlerini Baraka (1991) adlı romanında ustaca kullanan ve ABD’nin İncirlik üssündeki dümenlerini roman diliyle deşifre eden Burhan Günel, 1971’den itibaren öyküyle başlayan yayın hayatını da birkaç ay önce hastalığının ağırlaşmasına kadar sürdürüyordu.
İlk romanı Ökse 1972’de, ilk öykü kitabı Sevgi Bağı ise
“Faşist Darbeler” ve İki Roman – Müslüm Kabadayı
Her yazınsal yapıt, gerçekliğin soyutlanıp yeniden kurgulanarak ?sanatsal gerçek?e dönüştürüldüğü, o yapıtı ?gerçekleştiren?in algı-imgelem ve anlatım gücüne göre okur dolayımında ?hayat gerçek?ine kavuştuğu bir süreçte değerlendirilmelidir. Bu açıdan yazınsal yapıtın niteliği; yaratıcısının gerçekçiliğine, yaratıcılığına ve anlatım gücüne de bağlı olmak kaydıyla hayata tanıklığın, insani durumların ve duyarlıkların kahramanlar, olay ve olgular, nedensellik, tutarlılık bakımından verebilme düzeyiyle belirlenir. ?Büyük anlatılar?ın klasikler haline gelmesinde böyle bir düzeyin yazınsal yapıtları olmalarının payı büyüktür.
Ateş ve Kuğu – Burhan Günel ‘Keşke Sivas olaylarını yaşamasaydık da bu romanı yazmak zorunda kalmasaydım”
Ateş ve Kuğu adını taşıyan romanıyla 2005 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanan Burhan Günel, 1993 yılında Sivas’ta, Madımak Oteli’nde yaşanan katliamı konu alıyor.
Günel bu romanında, insanın insanı yakma isteğine ve bu yolda giriştiği vahşi eyleme ışık tutuyor, öyküsüne ilkel toplumlann kurban törenlerinden başlayıp Sivas kıyımına kadar uzanıyor… “Sivas’ta yaşananlara bugün, yarın, onyıllar sonra da yeniden bakabilmek, bu derin kaygıyı kavrayabilmek için mutlaka okunmalı Ateş ve Kuğu. Burhan Günel, bu romanıyla Sivas’taki aydınlanma şehitlerine tam anlamıyla bir ‘yanıksama’ çelengi sunuyor.”
***1993 yılında Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakılmasını temel alan romanıyla 2005 Yunus Nadi Ödülü’ne layık görülen Günel, aslında ödülü kazanmaktan pek de mutlu değil,
Acının Askerleri – Burhan Günel ‘Savaş, korku, ölüm, kan, karartılmış geceler, soğuklar. Aç karınla uyunan uykular… Ve tek bir sözcük, her şeyin önüne geçip kendini kabul ettiriyordu: işgal.’
Burhan Günel, Mehmet Ali Yalçın Roman Ödülü’nü aldığı ‘Acının Askerleri’ adlı kitabında, Kurtuluş Savaşı’nda Fransız işgali altındaki Hatay’da yaşayan yaşlı bir Anadolu kadını Naime’nin son günlerini, Naime’yle torunu Zeynep arasındaki kuşak çatışmasını ve bir ülkenin ne şartlarda kurtarıldığını anlatıyor.
* “Her yazarın egemen olduğu bir coğrafya vardır. Burhan Günel’in coğrafyası Hatay/Antakya’dır. Günel, yağmurlu bir göğü, yoksul bir çocuğu, çaresiz bir kadını ve arka mahalleleri anlattığında bana anlatılan şehir hep Hatay’mış gibi gelir. Bu kanımı besleyen Günel’in İskenderun doğumlu oluşu kadar bir söyleşide yer alan şu tümcesidir: “İnsan, bildiğini, yaşadığını, düşlediğini, kısacası
Ökse – Burhan Günel ‘Yoksul insanların girdikleri çıkmazdan kurtulabilmek için çırpınışlarının, tutunacak bir dal arayışlarının öyküsü
Burhan Günel’in 1972 yılında yayımladığı ilk romanı “Ökse”, yoksul insanların gerçek öyküsüdür. Toplum yapısındaki bozuklukların yarattığı ökse insanlarıdır onlar ve girdikleri çıkmazdan kurtulabilmek için çırpınışlarının, tutunacak bir dal arayışlarının öyküsü Ökse’de yalın bir dille sergilenmektedir.
“Adam tütün tabakasını açtı, ince kâğıda tütünü yaydı. Sonra yuvarladı, diliyle yaladı, yapıştırdı. İsli gaz lambasını aldı, camın üst deliğinden sigarayı yaktı. İçinde bir eziklik ki yüzüne vurmuş. Sıkıntısı yanaklarındaki derin, gölgeli izlere yerleşmiş. Artık yapacak bir şey yok. Kendini bırakıvermiş. Zaman geçmiş, gecikilmiş. Umutlar son bulmuş. Umudun yerinde,