Sokaklarında dolaşıp büyük yoksulluğu ve yoksunluğuyla geçmişe ağıdını söyleyen Beyoğlu’nun şarkısını dinliyorum günlerdir. Yılışık Fransız Sokağı’nın, Tünel’e sığınan yabancıların yarattığı Avrupalılığın ötesinde caddenin diğer ucuna ulaşıyor sesim: Tarlabaşı.. Adında bile bir kriminal gerçekliği istemese de taşıyan bir göçzede İstanbul silüeti. Birçok eski levanten yapının yıkılmaya yüz tuttuğu, sokaklarında geceleri zencilerin, esrar satıcılarının, mafyanın, ölüm tacirlerinin kol gezdiği bir başka Beyoğlu.
Belediye’nin İstiklal’in mağazalarına, ışıltısına indirgediği bu ilçeyi anlamak yoksulluğu ve derin uçurumları kavramakla eşdeğer. Tarihine biraz göz atmak gerek bu semtin. Bizans’tan başlayan öyküsünde Osmanlı’ya kadar hep levanten kimliğiyle ortaya çıkan Pera, Bizans dönemindeki İstanbul’un sonradan gelişen yerleşim yeri olmuş. İmparator 2.Theodosius tarafından bir kısmı yaptırılmış olan İstanbul surlarının çevrelediği kapalı alanın Haliç’e ve Marmara’ya bakan yamaçlarında konutlar; Sirkeci çevresinde ticaret kuruluşları; Sarayburnu, Beyazıt, Aksaray,