Kent üzerine bilinç-akışıyla düşüncelerimi sağaltmayı istiyordum günlerdir. Bu kent tüm kalabalığının içinde yalnızlığımla beni kuşatırken her gün aksamadan süren koşturmacanın içinde yitirdiğim veya yitirdiğimiz ?görmek? ve ?göz teması? olgusunu irdelemeliydim zihnimde. Şehirliliği taşrayla ilişkilendirdiğimiz modernlik algım ?kent?i yüceltirken, kentliliğim yitik bireyi içimde yeniden inşaa ediyordu şantiyeler boğulmuş metropolde.
Erinç Büyükaşık
Yazmak ve Okumak Eylemi Üzerine – Erinç Büyükaşık
Yıllar öncesinde bir gazete manşetinde yansıyan küçük bir haber dikkat çekiciydi. AVM?lerin birinde öğrenciler kitaplarını açıp özgün sayılabilecek okuma ?eylem ?i düzenlemişlerdi habere göre. Herbirinin elinde MEB?ce onaylanmış 100 temel eser örnekleri bulunuyordu. Eylemin alt metni tüketim alışkanlıklarını sorgulamak değildi kuşkusuz; daha çok kendince AVM?lere kültürel bir anlam yüklemekti. Bireyin okur yazarlığının sadece kitabın özetini çıkarmaya veya anafikri öğrenmeye indirgendiği günümüzde, söz konusu ?oku, ne okursan oku? iletisi yazmak ve okumak arasındaki etkileşimi ve okurun metinden yola çıkarak yaşadığı çok katmanlı dönüşümü göz ardı edecek sığlıktaydı kuşkusuz.
İkinci Yeni-Gelenek ve İkinci Yeniyi Anlamak – Erinç Büyükaşık
İkinci Yeniyi anlamak adına yola çıkıldığında çoğunlukla gelenek sorununun nasıl algılandığı, ikinci yeninin kendi öncül şiir anlayışlarına bakış açısı daha az tartışılmıştır. Kapalı bir şiir evreninde karşımıza çıkan bu simgeci şiir anlayışının farklı siyasal tutum ve düşünsel çerçeveyi sahiplenmiş nice ozanı ortak kılabilmesi de bu akımı önemli kılan başlıca nokta olagelmiştir.50?lerin toplumcu şiirinin Nazım Hikmet çizgisinde kaçınılmaz ağırlığını hissettirdiği bir dönemde Ece Ayhan?ın adlandırmasıyla ?sivil şiir? hareketi ozanca bir eylemlilikle karşımıza çıkmış,
Söz Üzerine – Erinç Büyükaşık
Bir sessiz çığlık yazmak eylemi. Kendinle baslayan yolculukta kılavuzunun sözcükler olduğunu fark ettiğinde yalnızlığınla barışırsın bu eylemci tavrında. Korkunla yuzleşemediğinde söz büyüsüyle kuşanır. Yola çıkılmıştır artık, yeni ülkeler ve yüzler sığıverir anlatılan her öyküye. Öykü sensin, siz, onlar ve herkes. Yeter ki büyüsünü yitirmesin söz ırmağı.Sözün olduğu yerde başlıyor insanın öyküsü. Söz yazıya dökülüyor, en umulmadık yerde, en mahrem dışavurumlarla şekilleniyor söz. Yola çıkış öyküleri anısalllıktan çıkıp sözel bir kıyafete bürünüyor. Söz hapishanelerin kapılarını açıyor düşünen beyinlere.
Yazar – Metin Çözümlemesi Işığında Kafka ve Prag – Erinç Büyükaşık
20. yüzyılın elbette en büyük roman ustalarından biri sayılan Kafka, yazdıkları kadar yazdıklarının yaşamıyla oluşturduğu ilintiler açısından da önemli bir isim olagelmiştir. Praglı yazarın kentle kurduğu bağın ve yaşadığı sokak, okuduğu okul, baba figürü ve içindeki öfkeyle içkin olan anlatı dilinin kaçınılmaz sonucu olarak Dava, Dönüşüm, Amerika gibi temel yapıtlarında yazar-anlatıcı bağı okur adına daha da önemli hale gelmiştir. Hukuk eğitimi, Sigorta Kurumu?nda erken dönem kapitalizm ve bürokrasisine ve kentsoylu kültürün bencil sınıfsal ilişkilerine tanıklık doğal bir sonuç olarak Kafkaesk bir dil evrenini de inşa etmiştir.
Radyodan Yükselen Cohen Şarkıları – Erinç Büyükaşık
Gecenin unutkanlığında Leonard Cohen ses vermişti.?.Democracy? şarkısında duvardaki çatlaktan, evsizlerin ateşlerinden yükselecek bir demokrasiyi anlatıyordu ruhumunu dinlendiren o tok, bas bariton sesiyle. Gitar sesle uzlaşmıştı.Odayı kaplayan akustik tını uysalca Cohen?in ardısıra şarkının sözleriyle barıştığı o an gece uysal, sakince bu düşsel beklentiye tanıktı. O Amerika?ya gelecek demokrasiyi bir karışıklığa, gündüzün ve gündüzün karşıtlığına,
Yol Ayrımı (Bir İstanbul Öyküsü) – Erinç Büyükaşık
Ağustos sıcaklarının yerini serin ve yer yer yağmurlu bir İstanbul havası almıştı. Günü bir kahveyle başlatmalı dedi içinden, giderek sigara altı atıştırmalık bir şeyler yemenin ötesinde iştahı da kalmamıştı son günlerde. Büyük şehrine pek de uzun sayılmayacak bir uzaklaşmanın ardından dönmüştü. Sokağa çıkmalı diyordu içinden. Ne zamandır yazmayı düşünceden eyleme dönüştüren güdülenmeyi keşfetmişti içinde. Sokağa çıkarsa insan yüzlerine tanık olacaktı.
Yazmak Eylemi Üzerine Yazarca Bakışlar – Erinç Büyükaşık
Bugünlerde birkaç kitabı bilinçli bir okuma eylemi adına gözden geçirme gereği duydum. Yazmak ve sözcükler üzerine kaleme alınmış söz konusu üç kitabı kayda geçirmenin ve üzerine birkaç söz söylemenin gereğine inandım. Bu üç kitaptan ilki Ayşe Böhürler?in Yazmasam Ölürdüm başlıklı kitabı. Birçok yazarın edebiyata girişini kendi ifadeleriyle, röportaj atmosferi içinde aktarmış yazar. Ahmet Altan?dan, Ahmet Ümit?e, Aslı Erdoğan?dan, Ayfer Tunç?a, Cihan Aktaş?tan, Vedat Türkali?ye kadar nice farklı pencereden hayata bakışın edebiyatça yorumu sıralanmış kitapta.
Bir Ada Söylencesi (Marmara Adası) – Erinç Büyükaşık
Her tatil öyküsü rutinleriyle ve ezberlenmişlikleriyle yaşanır. Yola çıkış sürecinde bunların birçoğunu bilerek, uysal bir kabulleniş içinde sığınıyorum Marmara Adası?na. Çetrefilli sayılabilecek bir yolculuğun ardından feribotun oldukça Trakyalı tavırları kadar darbukayla birleşen roman ezgileri kafamdaki tekrarlar öngörümü haksız kılacak adeta. Marmara Denizi serin,yeşille mavinin bileşkesinde İstanbul?un sıcağından ve dört duvarın boğuculuğundan kurtarıyor beni. Endişeli modern olmaktan çıkmalı, yaşanmışlıkları ve yaşanacakları sevmeli diyor içimdeki uysal ben.
Antakya?ya Dair – Erinç Büyükaşık
Antakya. Yıllar sonra bir trajedinin izdüşümleriyle dönüyorum bu kente.Beklediğim hüzünlü bir tablonun aile bireylerine yansıyan yüzü olsa da özlediğim baba memleketine hasretimi daha iyi anlıyorum yol hazırlığı ve telaşında. Bir süre sonra havalimanına varmış olacağım, zorlu sayılabilecek bir kontrol işkencesinin ardı sıra yine gecikeceğini bildiğim Hatay uçağında koltuğuma yerleşeceğim. 2 saat sonra babamın oğlunu özlediğini açıkça belli eden bakışları karşılayacak beni. Daha uysal ve sevecen bir bakış bu.
Bilge Karasu Üzerine – Erinç Büyükaşık
BİLGE KARASU?NUN METİNLERİ VE METİNLERDEKİ ?BEN?
Türk edebiyatında farklı bir izlek ve söylem olarak Bilge Karasu metinlerinin çoğunlukla post-yapısalcı bir irdelemeyle çözümlendiği görülmektedir. Metinlerin elbette alt-metin ilişkidi üzerinden bakıldığında felsefece bir edebiyat yaratma savının somutlukları Bilge Karasu?nun edebi evreninde fazlasıyla gözümüze çarpar. Yaşam ve edebiyat bağlamını metinler aracığıyla ve bireyin evrendeki yalnızlığını sorgulayarak ortaya koyan Karasu, metinlerinde temel olarak toplumda ?ben? olmak, ötekileşmek, yalnızlık sarmalındaki bireyin dünyaya ve eşyaya dokunma çabasını irdeler sürekli.
Pedro Almodovar Üstüne Düşünmeler, Erinç Büyükaşık
İspanyol yönetmen Pedro Almodovar sinema eğitimi almamış olmasına karşın sinemayı kısa film çekerek tanıyan ve ilk filmi “Pepi, Luci, Bo y otras chicas del monton” ile izleyicisine ulaşan ve ardısıra kendi prodüksiyon şirketini kuran sıradışı bir yönetmen. Kuşkusuz bu sıradışılığın gerekçesi onun sinema dilindeki tematik farklılaşma…
Franco faşizminden başlayarak İspanya’nın tarihsel değişimlerine tanıklıkları kadar “Annem Hakkında Herşey” filminde ötekiliği ve öteki olanı kavrama uğraşısı da önemsenmesi gereken bir sinemasal devrim sayılmalı. 1999 yapımı film travesti bir babayı oğlunu yitirdikten sonra aramaya çıkan bir annenin öyküsü üzerine kurulmuştu.
“Kimliksizleşme” ve “Kültürsüzleşme”nin Eşiğinde İnsan ve Sanat – Erinç Büyükaşık
‘Dünya beni oruspu yaptı, ben de onu bir geneleve çeviriyorum.’ Yaşlı Kadının Ziyareti’nden
Yazımızın ana başlığı olan ve günümüz dünyasının kapitalizm merkezli değerler dizgesi sonucu yaşanan kültürsüzleşme olgusu aslında başka bir adıyla kimliksizleşmenin zorunlu sonucu olarak bugünün insanına yeni bir varoluş alanı sunmaktadır. Özellikle sanatın ve yaratıcılık alanlarının sistem içi değerlerle kuşandığı, amaçsız, öğretisiz ve ruhsuz kılındığı bugünün dünyasında felsefe yeni bir yokoluş felsefesidir.
“Şehir Mektupları” Üzerine, Erinç Büyükaşık
Bir süredir okumakta olduğum Mustafa Kutlu’nun “Şehir Mektupları” adlı kitabı yoğunluklu bir düşünme süreci içinde olduğum kente dair bazı soruları sormamı zorunlu kılıyor. Yazarın Dergah Yayınevi tarafından yayımlanmış kitabı birçok açıdan kenti tarihsel serüveniyle ve dün-bugün çatışmasıyla kavrama uğraşısında olan metinlerden oluşuyor. Kentin değişen yüzünü Osmanlılık vurgusuyla anlamaya çalışan yazarın gelenekçi tutumunun ötesinde kente dair bi şehrengiz kaleme alma derdini dün ve bugün çözümlemesi için oldukça gerekli bulduğunu da görebiliyoruz. Osmanlı mimarisi ve bugünki kent silüeti arasındaki çatışmayı din-gelenek ve modernizm algısının farklı bir reddi içinde yapan Kutlu, temelde gelenekçi çizginin verilerini arabesk-pop ve yükselen değerler çizgisinde öykülerindeki gözlemci yöntemini kullanarak ortaya koymayı yeğlemiş.
Bir Dönem Romancısı: Halide Edip – Erinç Büyükaşık
Cumhuriyet romancılığının temelleri kuşkusuz Kurtuluş Savaşı ‘nın siyasal ve toplumsal izleğini metnin tematik öğesi olarak belirleyen dönem yazarları tarafından atılmıştır. Bu bağlamda tarih-roman bağlamını irdelediğimizde karşımıza hem tarihsel belgeciliğin izlerini romanına yansıtan hem de kendi kurgu dünyasında siyasal tavırlarını yansıtmayı gerekli bulan iki yazarın adını anmak gerekir. Bunlardan ilki Yakup Kadri, diğeri ise kuşkusuz Halide Edip ‘tir. Halide Edip romanımızda kendi siyasal gelgitleri kadar, kadının özneleştiği metinlerinde adeta kendi öncüllüğünü de ortaya koymaya çalışmıştır.
Sonrası (1) – Erinç Büyükaşık
Başlamak
Yazmaya başlamanın yeterince sancılı bir süreç olduğu kesin, çoğu kez yaşamayı becermek kadar ustalık istiyor. Hele de kendine tanıklık yapmak niyetin varsa, kendi tanıklığını adeta bir yabancı tavrıyla yapmanın samimiyeti içindeysen, zor da olsa dürüstleşip iç sesine kulak vermekse de niyetin… Birçok açıdan kendisi bir kurmaca olan utangaç sesini eleveririrdi varlığını. Yapmacıklaşan ve içtenliğini yitiren bir anlatıya dönüşüverirdi yazdıkların. Otuz yılı aşan bir yaşamın eski, boşluklarla dolu ve sancılı serüvenleri de akmalıydı bu anlatıda.
Süreğen Yol Öyküleri – Erinç Büyükaşık
Kendine bir sürgün adresi arayan sen, uzak kentler yerine yaşadığın şehrin uzak sokaklarını ve aynı kentin içinde fasit daire gibi dönenip duran caddelerini uğrak yeri seçiyorsun. Aynı kent içinde üçüncü taşınman. Her taşınma yeni bir öyküye ve yeni bir savruluşa gebe. Her savruluş yeni bir doğum. Uzaklaşamayan beden kentin içinde kendince uzak rotaları belirlemeye çalışıyor zihin haritasında.
Yeni odasına aldığı kitaplıkta özenle yerleştirdiği gezi kitaplarına göz gezdiriyor o an. Hani gidemediği ülkeler, şehirler ve rotalar üzerine düş ülkesinde samimi görüntüler oluşturabilir bu sayede. Kitapta Beyrut’a, Halep’e, Kasablanka’ya ulaşan gezgin yazarın gezi önerilerini okuyor evinin ve semtinin sonbaharında. ?Artık kombiyi yakma zamanı geldi.? diyor içinde. İstanbul’un yağmurlu zamanları pencereden öteye
Bir Ortadoğu Güncesi 2 (Lübnan’ı Anlamak ve Kavramak Üzerine) – Erinç Büyükaşık
Şam’da geçirdiğimiz iki günün ardından yolumuz bizi Beyrut’a taşıyacak. Başka bir ülke veya kenti görmek kadar benzer yazgıları yaşayan Ortadoğu’nun Paris’ini kısa bir süre önce başgösteren çatışmalar ve İsrail saldırıları ardından görmek heyecanlandıyor beni. Nizar Kabbani’nin şiirindeki, Feyruz’un şarkılarındaki Beyrut’u düşlerken bir yandan da Lübnan İç Savaşı’nın ardından küllerinden doğan ve 2005’te Refik Harriri’nin öldürülmesiyle yeniden savaş, çatışma sancılarını yaşayan bu kenti çok kimlilik, farklılıklar ve yeniden doğuş umudu içinde anlayacağımı düşünüyorum. Şam’ı soğuk ve buruk bir havada bırakıyoruz ardımızda. Uluslar arası terminalde bekleyişimiz sırasında Ortadoğu’nun diğer Arap coğrafyalarına açılan kapısından Lübnan’a ulaşım için
Uzaklar: Bir Yol Öyküsü / Erinç Büyükaşık
?Sokağa yöneldiğinde, akşamın ıssızlaştırdığı kentin insanları evlerine hapseden yalnızlık duygusuna içten içe kızmıştı. Yürüyordu daracık sokaklarıyla bu eski kentin varoşlarında. Aslında kendi içinde büyüttüğü varoş yaşadığı kentin ayrıntılarını da belirlemeye başlamıştı. Binlerce felaketi arkasında bırakmış şehirliler, dinginliği evlerine sığınmakta ararken o hala şehrin dar sokaklarında bir adres belirlemeye uğraşıyordu. Bir adres, bir kimlik?Anlaşılmaz bir aidiyet duygusuydu onu yola yönelten. Bir yaz sıcağında varmıştı Güneydoğu?nun bu eski kentine. Güneşin kavuruculuğunda ?Güneş doğudan yükselir.? sözünü doğrulamak istercesine erkenden kalkmayı alışkanlık haline getirmiş, Mardin?in kıpkızıl ovalarında sözü edilen kültürel bileşimi kavramaya çalışıyordu.
Kilometrelerce ötede bıraktığı koca şehrin kalabalık yalnızlığının ardından bu küçük tarihsel kentin mimarisinde, dokusunda kendisini aramayı istemişti. Başı örtülü Arap kadınları sokağı bölen kaldırımdan hızlı adımlarla çocuklarlarını sürükleyerek tahta kapılı taş binalara girmişlerdi çoktan. Deyrül Zafaran Kilisesi,
Bir Ortadoğu Güncesi I – Erinç Büyükaşık
Fotoğraf : Suriye – Lübnan sınırı.
Şehrin bol ışıklı ve hareketli sokağında yürümeye çalışırken kar sulusepken yağmaya başlamıştı. Günlerdir soğuğun ve ayazın İstanbul’u kuşattığı Ocak’ın son günlerinde yeni bir yılı daha arkasında bırakmanın görsel ifadelerini yansıtıyordu camekanlar ve reklam tabelaları.
‘Yeni yılda düşük faizli kredi bizden”
‘Mağazamızda yeni yıl şenliği”