“Şehir Mektupları” Üzerine, Erinç Büyükaşık

Bir süredir okumakta olduğum Mustafa Kutlu’nun “Şehir Mektupları” adlı kitabı yoğunluklu bir düşünme süreci içinde olduğum kente dair bazı soruları sormamı zorunlu kılıyor. Yazarın Dergah Yayınevi tarafından yayımlanmış kitabı birçok açıdan kenti tarihsel serüveniyle ve dün-bugün çatışmasıyla kavrama uğraşısında olan metinlerden oluşuyor. Kentin değişen yüzünü Osmanlılık vurgusuyla anlamaya çalışan yazarın gelenekçi tutumunun ötesinde kente dair bi şehrengiz kaleme alma derdini dün ve bugün çözümlemesi için oldukça gerekli bulduğunu da görebiliyoruz. Osmanlı mimarisi ve bugünki kent silüeti arasındaki çatışmayı din-gelenek ve modernizm algısının farklı bir reddi içinde yapan Kutlu, temelde gelenekçi çizginin verilerini arabesk-pop ve yükselen değerler çizgisinde öykülerindeki gözlemci yöntemini kullanarak ortaya koymayı yeğlemiş. Kentin tarihinine dair irdelemeler kadar, öznel çizgideki gözlemler bir yandan Tanpınar’ın Beş Şehir’indeki İstanbul’u diğer yandan Ahmet Rasim’in “Şehir Mektupları”ndaki izleri barındırıyor.
Gülhane’den, Beyazıt’a, kentin erguvanlarından, kavaklarına, Osmanlı kültürünün yok olan kalıtlarından cumhuriyet modernleşmesinin sil baştan ortaya koyduğu karmaşık kentli kültüre değişik başlıklarla yürüyen metinler, öykülerinde taşralı Kutlu’nun İstanbul’u taşralı gelenekçiliğiyle tanıma uğraşısı da sayılabilir.

Tramvaylardan, metroya, dolmuş kültürünün “göç” arka planına kadar kente dair birçok değişim çizgisinin Kutlu’daki bu görünümleri hızlı değişim sürecini yaşayan İstanbul’un her mevsim görünümündeki değişmeyeni yakalama niyetini de ortaya koyabiliyor. Bu açıdan “Yağmurda İstanbul” başlıklı yazınınTevfik Fikret’in Yağmur şiirinden Necip Fazıl’ın “bu yağmur kıldan ince ” dizesine kadar farklı bir değişmezliği taşıdığı savını da barındıyor kutlu. Adeta mimari ve kültürel nesnenin ardındaki tarihi ve geleneği kavrama isteği bu metinlerde yeni bir “kent algısı” içinde karşımıza çıkabiliyor. Bu da Tanpınar’ın izinde İstanbul’u yeniden keşif sayabileceğimiz bir arayış.

Medreseleriyle, çeşmeleriyle, camileriyle ve yükselen büyük beton yapılaşmasıyla düne dair bugünden yaratılan bu bakış ne kadar geleneğe ve geçmişe göndermeler taşısa da bugünü de zorunlu bir kabullenişi beraberinde getiriyor. Bu açıdan Sabancı Kuleleri’nden adeta hayranlıkla söz edilmiş olması, geçmişin silüetiyle gökdelenlerin yaratacağı geleceğin pek de yazara çelişkili görünmemesi metinlerde unutulan bir gerçekliği de ortaya koyuyor. Metropolün yeni zenginlerinin yarattığı çok katlı yaşam kültürünün sınıfsal eleştirisini yapmayınca düne göndermeler yaparken bugünün karmaşasını sadece dehşetle seyreden tek boyutlu irdelemelerden hiç kurtulamamış Mustafa Kutlu. Göç’ün gerekçeleri sağlıklı çözülemeyince adeta gökdelenlerden yükselen büyük hırsızlığı, kentlerdeki gelir eşitsizsizliğini adeta görmezden gelmek istemiş Kutlu.

Geleneğin sahiplenicisi olmayı yeğleyen Kutlu’nun bu metinleri aslında bugün muhafazakar algının düştüğü yanılgıyı da ortaya koyuyor. “Çirkinleşen kent sileütinin inşasında yine yılların muhafazakar, gelenekçi siyasetlerinden gelen yöneticilerin payı olabilir mi”, “bu yöneticilerin siyasal rantlar uğruna göçzedelere kentin arsalarını parsel parsel vermesinin arkasında hangi kültürel korumacı bakış alabilir” sorusunu özenle sormaktan kaçınmış Kutlu sanıyorum. Kenti 50’lerden bu yana “taşı toprağı altın” muştusuyla sanayileşmenin ve yozlaşmanın parçası kılan hangi modernizmle ilişkilenmesi gerektiğini, bunun temelde kentin yeni burjuvalarıyla ilişkisinin olup olmayacağını yanıtlamayı sanıyorum Mustafa Kutlu’nun metinlerinde aramak doğa yasalarına da aykırı olsa gerek kuşkusuz. Cami ve şadırvan köşelerinde şehrin ruhunu ararken, şehrin yoksulluğunu, rant alanlarını ve aslında kayboluşunu Kutlu’dan sağlıklı bir biçimde çözümlemesini okur olarak ben de pek bekleyemedim. Yine de şehre dair nostaljik bakış açısı bana biraz daha Piyer Loti’nin oryantalizm kokan İstanbul’unu bir hayli anımsatıverdi. Bu açıdan bugünün muhafazakarlığının modernizmin yeni liberal yüzüyle yaşadığı kopmaz bağları görmezlikten gelemeyeceğimizi, muhafazakar algının aslında kentin yeni ticaret sınıfıyla çelişkilerinin olamayacğını daha rahat kavrayabiliyoruz. Aslında bugünün muhafazakarının da dünün oryantalisti kadar batıcı olduğu gerçeğini de..

Erinç Büyükaşık

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Fyodor Mihailoviç Dostoyevski Yeraltından Notlar – Bedriye Korkankorkmaz

Yeraltından Notlar?ın sayfalarını çevirir çevirmez Dostoyevski farkını algıladım. Yıllarca yaptığı en iyi işin okumak olduğunu belirten Dostoyevski, gerçekte hayatı boyunca...

Kapat