Bellek, kişinin kendisiyle, kendi varlığı ile mücadelesinde ve dış dünyanın karşısındaki güçsüzlüğü ile şekillenir veya parçalanır. Bu parçalanmayı hem geçmişe yönelik yolculuk hem de toplumsal hayatın kendisi daha da geliştirir. Hatırlanmak istenmeyen anılar bazen zorla bazen de tesadüfî olarak karşımıza çıkar. Pürüzsüz görünen bellek bir anda tuzla buz oluverir ve bu parçaların her biriyle, yani kişi kendi kendisiyle, deneyimleriyle, varlığıyla tekrar yüzleşmek durumunda kalabilir. Bunun farkına varmak için tuzla buz olması gerekir mi? Gerekebilir. Birçok kimse tekdüze, sıradan, olağan yaşamında
İdil Ceren Bozkurt
Aydınlanan Şeyler Üzerine Çarpıtmalar – İdil Ceren Bozkurt*
Bir insan gerçeğini ne kadar yadsıyabilir ya da çarpıtabilir? Yaşananlar, insan zihninin muhteşem hüneriyle bambaşka bir gerçekte bulabilir kendisine ve buna inanarak uzun yıllar mutluluğun kristalini sağlayabilir. Fakat geçmişi anımsatacak herhangi bir şeyin varlığını algılamak, aslında o uzun yıllar boyunca mutlu yaşadığını sandığı anların gerçeğiyle yüzleştirir insanı.
Her Şey Aydınlandı filmi bu tip bir yüzleşmeyi gözler önüne seriyor. Liev Schreiber?in yönetmenliğini yaptığı, Amerikalı yazar Jonathan Safran Foer?in (yazarın kendisi filmin başında kısa bir rolde gözüküyor) 2002 tarihli, aynı adlı ilk romanından uyarlanan bir film. Yahudi kökenli genç bir Amerikalı olan Jonathan, yıllardır ailesine ait eşyaların koleksiyonunu yapmakta, bulduğu eşyaları küçük naylon poşetlerde muhafaza etmektedir. Bir gün büyükbabasının hiç tanımadığı geçmişini araştırmak üzere
Red Dust: Hatırlama, Affetme ve Varoluş – İdil Ceren Bozkurt (*)
Geçmiş, sadece geçmişte kalmaz. Hatırlamayla birlikte hafızanın tozlu raflarından çıkar, günümüze gelir. Bazen bir eşyayla, bir kişiyle, bir kelimeyle, bazen kokuda, seste vs. her şey gittiği yerden geri gelir. Zihin bunu nasıl becerir? Geçmiş bir anda nasıl şimdiye gelir ve farkında olmadan gelecekte yer eder? Aslında tüm bu soruları sormadan önce unutmanın o esrarengiz yok oluşunu düşünmek gerekir. Zihin yaşananları nasıl gizler? Daha doğrusu neyi gizleyeceğini nasıl bilir? Sanırım ?acı? bu durumun cevabı olabilir. Bu durumu Nietzsche en hissedilir şekilde açıklamıştır:
Kim insan denilen hayvan için bir bellek yaratır? Bu biraz körelmiş, biraz da abuk sabuk, bir anlık anlama yetisinde, bu etli kemikli unutkanlıkta, orada kalması için nasıl iz bırakılır? [B]ellekte kalan şeyi yakmalı: Ancak acı veren kalır bellekte-işte budur, yeryüzündeki en eski (ne yazık ki, aynı zamanda en uzun süren) psikolojinin temel tezi?