Kategori: TANIL BORA

Hitler’in ‘Kavgam’ı ne demektir? – Tanıl Bora

Orta birdeyken bir gün, ‘Heil Hitler, pireler ve bitler1 yazmıştı arkadaşlar tahtaya. Komiklik olsun diye. Almanca öğretmenimiz. İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış bir aksaçlı Alman, ‘Hitler’ kelimesini gördüğü anda, yüzündeki munis ifade kaybolmuştu. Buz kesmişti. Hiçbir şey söylemeden tahtayı sildi, biz de ‘Hitler’in şakaya gelir bir şey olmadığını anladık. Hitler, faşizm, nasyonal sosyalizm, şakası yapılacak, başka

okumak için tıklayınız

Milliyetçi ideoloji ile insan hakları arasındaki evrensel çelişki

Milliyetçilik ile insan hakları, modermizmin birbiriyle didişen iki çocuğudur (tabiî erkek çocuk!). Gerçi Fransız Devrimi’yle taçlanan Aydınlanmacılık akımı, bu İkiliyi birbiriyle uyuşturma iddiasındaydı. İnsan hakları açısından ‘uyuşturma’nın iki anlamını da içeren bir terkipti bu: İnsan hakları hem milliyetçilikle uyumlu kılmıyor, hem de -böylelikle- felç ediliyordu. Milliyetçilik ve millî devlet, kamilen insan olmanın, uygarlaşmanın onsuz olunmaz

okumak için tıklayınız

Vur Ulan Vur : Linç Öyküleri – Derleyen: Levent Cantek , Tanıl Bora “Hikâyeler feci namussuz bir şeyi anlatıyor.”

Kitap için ilk çıkış noktamız, edebiyatçıların, tarihin tam da bu anında, söyleyecek sözü olduğuna inanmamızdı, belki kayıt düşmek, belki vicdani bir çığlık atmak, belki edebi bir öfke göstermek… Kahırlandığımızı anlatmak, irkilmemiz gerektiğini hatırlatmak, empati kurmak, muktedirlerin körlüğüne, kalabalıkların kalpsizliğine söz söylemek istedik. Toplumlar, habisleştiklerini, haksız yere cana kıydıklarını kolay unuturlar. Kayıt düşmekten kastımız buydu, utanmak ekseriyetle iyileştiricidir çünkü… Hikâyeleri toparlarken, şunu fark

okumak için tıklayınız

Türkiye’nin Linç Rejimi – Tanıl Bora

“Türkiye’nin tarihinde, linçlerin, bir olağanüstü hal yöntemi olarak, bir idare tekniği olarak kullanıldığını görüyoruz. Türkiye’ye özgü değil bu. Bu küçük kitapta Nazi Almanyası’nın linç rejimiyle Türkiye deneyimi arasındaki benzerliklere dikkat çekiyorum.” Tanıl Bora Tarihimizde pek çok örneği bulunan, bugün de gayet olağan bir şekilde sürüp giden linçler silsilesi, Türkiye’de sürekli bir linç rejiminin varolduğunu düşündürüyor.

okumak için tıklayınız

“Züppeleşme korkusu, etkilenme endişesi, kadınsılaşma telaşı…”

Batılılaşma, modernleşme, “kültür değişmesi”, imparatorluk bakiyesi üzerinde ulus-devlet inşâsı… bu kabil büyük dönüşümlerin zihinlerde açtığı derin yaralar, yarattığı muğlaklıklar, ikircimler, yarımlıklar, kifayetsizlikler var. Türkçede ‘iyi’ edebiyatın, ancak bu zaaflarla yüzleşen, bunları bizzat yazma tecrübesine içselleştirmekten kaçmayan yazarlarca ortaya çıkabildiğini anlatıyorsun Kör Ayna, Kayıp Şark’ta. Peki, bu ‘iyi’ edebiyatın, Türkiye’de hiç değilse okur-yazar nüfusun söz konusu

okumak için tıklayınız

Türk Sağının Üç Hali Milliyetçilik, Muhafazakarlık, İslamcılık – Tanıl Bora

Milliyetçilik, Muhafazakarlık, İslamcılık… Türk Sağının ana malzemesi olan bu üç ideoloji, üç ayrı pozisyon olmanın ötesinde, beraberce bir yumak oluşturmuyorlar mı? Öyleyse birbirine nasıl bağlanıyor, nerelerde kesişiyor, birbirleriyle nasıl içiçe geçiyorlar? Bu üç ideoloji, Türk Sağının üç halı olarak düşünülemez mi? Milliyetçilik, katı hali; sağın dilbilgisi / grameri… Muhafazakarlık, gaz hali: bir üslup ve hava…

okumak için tıklayınız

Tanıl Bora: Linç cihazının idmanlı tutulmasına Uygur Türkleri vesile oldu

‘Türkiye’nin Linç Rejimi’ kitabının yazarı Tanıl Bora’yla, Çinlilere karşı yükselen bu yeni nefretin altında yatanları ve Türk milliyetçiliğinin linç rejiminden beslenen damarlarını konuştuk. Çinlilere yönelik, bazıları Turancı Hareket Birliği gibi adı sanı belli, bazıları anonim kalan bu saldırılar, Türkiye’nin linç rejimi haritasında nerede duruyor? Hangi saiklerle harekete geçiyor?

okumak için tıklayınız

Taşrada sosyalistlik etmek

Türkiye İşçi Partisi, Türkiye?de sosyalist solun en büyük seçim başarısını gerçekleştirmiş (1965, yüzde 2,96) olmasıyla, asıl önemlisi sosyalist fikirlerin popülerleşmesine ve meşrulaşmasına yaptığı öncülükle, bir tür efsanedir. Efsaneyi düze indirmek bakımından, TİP deneyimine dair anıların büyük kıymeti var. Zamanın ruhu denen şeyi anlamak için,

okumak için tıklayınız

Kürdün ?sol? oluşunun arşivi

Türkiye?nin Kürt sol hareketlerinin 1960?lardan günümüze seçme metinlerini bir araya getiren Kürdistan Sosyalist Solu Kitabı temininde güçlük olan metinleri bir araya getirerek bakışımızı genişletiyor. Gerçi Kürt beşerî coğrafyasında bir ?sol? ve bir ?sağ? yok değil. Beri yandan hem sağdan hem soldan bakan birçoklarına göre, ?Kürt? deyince bu zaten sol demektir! Bu algının oluşum tarihini anlamak

okumak için tıklayınız

Nereden sevdim o zalim takımı… – Burak Kuru

Futbol takımı taraftarlığında ?sevilen?i anlatmak mümkün. Tanıl Bora ile Ziya Adnan, Kimi Başrol Kimi Karakter?de, futbol kulüplerinin hikâyelerini anlatarak ?sevilen?i tasvir ediyor. Ülkemizde insanın kendisini tanımladığı kimliklerden biri, hatta zaman zaman en önemlisi olarak karşımıza çıkıyor ?desteklediği takımın mensubu? olmak. O unvanı şerefle taşımak, hayata o pencereden bakmak, kararlarını bu unvanla ilişkili olarak vermek, kısacası

okumak için tıklayınız

Bir ihtimal daha var? – Utku Özmakas

Modern yaşamda insanın çevresindeki en büyük tehditlerden biri mutluluk diktatöryasıdır. Filmler ona mutlu olmasını söyler; şarkılar mutluluğun güzelliğini övdükçe över; reklamlar mutlu ailelerle doludur; reklam spotları tek bir tümcede mutluluğun ne olduğunu ve o ürünü alırsanız nasıl mutlu olacağınızı haykırır. Bu kadar mutluluk insana fazla gelmez mi peki? Alman düşünür Wilhelm Schmid, Mutsuz Olmak kitabında

okumak için tıklayınız

Faşizmin Dili – Sanem Yardımcı

Weimar Cumhuriyeti döneminde orta sınıf Yahudilerin yoğun olarak yaşadıkları Berlin?in Bayerischer Platz semtinde yürüyüş yaparsanız, gözünüze 15-20 metrede bir direklerin üzerine asılmış tabelalar çarpar. Bu tabelalarda Nasyonal Sosyalizm döneminde yürürlüğe giren, Yahudilerin yaşamlarını günbegün denetim altına alan yasal düzenlemeler, yürürlüğe girme tarihi ile birlikte yer alır. Bir adım atarsınız, tüm erkek Yahudilerin kendi isimlerine ek

okumak için tıklayınız

Milyonluk Manzara / Kentsel Dönüşümün Resimleri

Kentsel dönüşüm kenti nasıl dönüştürüyor, neye dönüştürüyor? Kentsel dönüşümün ortaya çıkardığı manzara nedir? Hem mecazi anlamıyla, nasıl bir manzara: Nasıl bir mekânsal düzen, nasıl bir sosyal ilişki örgüsü, nasıl bir sınıfsal-toplumsal doku? Hem de düz anlamıyla, nasıl bir manzara: nasıl bir peyzaj, nasıl bir coğrafya, nasıl bir kent resmi? Bu kitaptaki fotoğraflar ve yazılar, farklı

okumak için tıklayınız

Umut İlkesi (Cilt 2) – Ernst Bloch

Geçtiğimiz yüzyılın en önemli özgürleşme kuramlarından birini sunan Umut İlkesi, hem Frankfurt Okulu ile bağıntısında hem de Sartre’ın da içinde yer aldığı Marksist Hümanizm akımı içinde tanımlanagelen ama her zaman “aykırı” olan bir filozofun, Bloch’un ana eseridir. Tanrıtanımaz bir dinin içinden konuşan, zamanla/tarihle peygamberâne bir ilişki kuran, bir umut ve gelecek felsefesini, gelecek bir özgürlük

okumak için tıklayınız

Umut İlkesi (Cilt 1) – Ernst Bloch

?Onun felsefî girişimi, irrasyonel görünen şeylerin mantığına derin bir bakış atmamızı sağlıyor. İnsan kalbinin okyanusunda usta bir kaptan gibi yol alırken, insanın özlemlerine derin bir anlayışla eğiliyor. Sanatçıya mahsus yetilerdir bunlar. Zaten Ernst Bloch da bir sanatçıdır; büyük bir yazarın psikolojik görüşüne sahiptir. Dikkate değer bir üslûbu vardır onun: nesrin heybetli sıradağları arasında mevzun tepeciklere

okumak için tıklayınız

Boşuna mı Okuduk? (Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği) – Aksu Bora, İlknur Üstün, Necmi Erdoğan, Tanıl Bora

“Diploma = iş” denklemi gitgide geçersizleşiyor. Genç işsizliği ve ‘okumuşların’ işsizliği, dünyada da Türkiye’de de istisnai olmaktan çıktı. Zamanımız kapitalizminde işsizliğin yapısal niteliği aşikâr hale gelirken, tahsilli, kalifiye çalışanlar yani “beyaz yakalılar” da güvencesizleşme sürecinin kurbanı oluyor, imtiyazlarını kaybediyorlar. İnsanlara atfedilen ve onların kendilerine atfettikleri ‘anlamın’ iş durumuna göre belirlenegeldiği bir yaşam dünyasında, işsizlik sadece

okumak için tıklayınız

Sırrını Surlarına Fısıldayan Şehir: DİYARBAKIR – Şeyhmus Diken

?Diyarbakır; harcı, acı ve hüzünle karılmış ama umudu her zaman diri tutmuş, ebedi kent… Diyarbakır; bedeninde derin yaralar açılmış yaralı kent… Diyarbakır; ahir zamanlardan bu yana, zamanın ve insanın sayılamayacak kadar çok musibet ve felaketine karşı durabilmiş, dayanabilmiş bir kent. Bir erdemli yürek. Diyarbakır; acısı, hüznü ve umudu henüz yeterince seslendirilmemiş kent?? Romancı Mehmed Uzun,

okumak için tıklayınız