Kategori: Nurdan Gürbilek

Türk Romanlarında Azgelişmiş Babalar – Nurdan Gürbilek

I. Acıların çocuğu tipik ifadesini Kemalettin Tuğcu’nun romanlarında, Yeşilçam’ın çileli çocuk fimlerinde, nihayet 80’lerin çocuk şarkıcılarının kederli sesinde bulmuştu. Ama bu imgenin yalnızca popüler kültüre özgü olduğunu düşünmek doğru olmaz. Başından bu yana Türk seçkinlerinin de başetmek zorunda kaldığı bir sorundu yetimlik. Jale Parla Babalar ve Oğullar’da. Tanzimat romanı bağlamında tam da bu sorunu ele

okumak için tıklayınız

Teklifi Olmayan Kültür – Nurdan Gürbilek

Bir zamanlar Murat Belge bu ülkede insanların ekranda konuşamamalarından yakınırdı. Bu insanlar için ekran kendilerine dışarıdan bakan bir resmiyetin işaretiydi; karşılarında kamerayı ya da mikrofonu görünce devlet dairesine adım atmış gibi kaskatı kesiliyor, iki lafı bir araya getiremiyorlardı; sanırım böyle bir şeyi kastediyordu Belge. Oysa tersini söylemek gerekir bugün. Boğaz Köprüsü’nden atlamış, tesadüfen kurtulmuş biri

okumak için tıklayınız

Devrimden söz etmek gülünç geliyorsa…

Devrimden söz etmek gülünç geliyorsa, toplumun kökten dönüştürülmesi ihtimallerinin güçlü olduğu modern toplumlarda, örgütlü devrimci hareketlerin uzun bir süredir ortadan kaybolmuş olmasındandır. Ama varolan düzeni şu ya da bu biçimde kabul etmek anlamına geldiği için, devrim dışındaki herşey çok daha gülünçtür aslında. “Devrimci” sözcüğü, reklamcılıkta, sürekli kılık değiştiren bir metada yapılan ufacık bir değişikliği anlatacak kadar yansızlaştırılmışsa eğer, bütünsel ve arzulanabilir

okumak için tıklayınız

Vitrinler, hep bir bolluğa işaret eder. Ama bu bolluğu mümkün kılan, tükenen yer almaz vitrinde.

Seyredenin Görmediği (…) Vitrinler, hep bir bolluğa işaret eder. Ama bu bolluğu mümkün kılan, onu vareden, onun için harcanan, o sırada tükenen yer almaz vitrinde. Vitrin, teşhir ettiği malın bir emek ürünü olduğunu gizler bakan kişiden. Nasıl piyasa farklı emek biçimlerini eşitler ve malları soyut bir değişim değerine indirgerse, toplum vitrine dönüştüğünde de bütün yaşantılar,

okumak için tıklayınız

Walter Benjamin: “Bir camekânda yaşamak kusursuz bir devrimci erdemdir.”

Walter Benjamin bir yazısında, Moskova’da kaldığı bir otelden söz eder. Otelin hemen bütün odalarının kapısının sürekli aralık oluşu dikkatini çekmiştir. îlk başta bunun rastlantı olduğunu sansa da, bu durumdan giderek tedirgin olur. Nihayet bu odalarda, hayatları boyunca kapalı bir mekânda kalmamaya yemin etmiş Tibetli rahiplerin kaldığını öğrenir. Bu “ahlaki teşhircilik” etkilemiştir Benjamin’i. Şu sonuca varır:

okumak için tıklayınız

Raskolnikov: Neden yasa koyucular kan dökünce suçlu olmuyor da ben suçlu oluyorum?

“Kopuş stratejisi” Fransız ceza avukatı Jacques Verges’in yargılayanların adaletini sorguladığı savunma stratejisine verdiği addı. Savunma bir başka meşruiyet adına adalet makamını suçluyor, yalnızca adalet makamını değil, onun temsil ettiği bütün bir toplumsal dü­zeni karşısına alıyordu. Sanığın suçunu inkar ettiği ya da bu suçu hangi olağanüstü koşullarda işlediğini öne çıkarıp mahkemeyle diyaloğa girdiği “uyum davaları”nın tersine, adalet

okumak için tıklayınız

“Züppeleşme korkusu, etkilenme endişesi, kadınsılaşma telaşı…”

Batılılaşma, modernleşme, “kültür değişmesi”, imparatorluk bakiyesi üzerinde ulus-devlet inşâsı… bu kabil büyük dönüşümlerin zihinlerde açtığı derin yaralar, yarattığı muğlaklıklar, ikircimler, yarımlıklar, kifayetsizlikler var. Türkçede ‘iyi’ edebiyatın, ancak bu zaaflarla yüzleşen, bunları bizzat yazma tecrübesine içselleştirmekten kaçmayan yazarlarca ortaya çıkabildiğini anlatıyorsun Kör Ayna, Kayıp Şark’ta. Peki, bu ‘iyi’ edebiyatın, Türkiye’de hiç değilse okur-yazar nüfusun söz konusu

okumak için tıklayınız

“Benden önce bir başkası daima vardır”

Edebiyat eleştirmeni ve akademisyen Nurdan Gürbilek, yeni kitabı Benden Önce Bir Başkası’nda Kafka’dan Dostoyevski’ye Walter Benjamin’den Edward W. Said’e dünya edebiyatının büyük romancı ve kuramcılarını Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Peyami Safa, Cemil Meriç, Orhan Koçak gibi Türkiyeli edebiyatçı ve eleştirmenlerle yanyana okuyan bir çalışmaya imza atıyor. Bir yazarı bir başkasının ışığında okuyan bu denemeler,

okumak için tıklayınız

“Eleştiri yapıtla konuşmadır”

Nurdan Gürbilek, eleştiri denince sıkı okurların aklına ilk gelen yazarlardan biri. Türk edebiyatının az sayıdaki yaratıcı eleştirmenlerinden. Gürbilek başlangıçta dikkatini kültür alanında yoğunlaştırmış olarak çıktı karşımıza. Jale Parla gibi o da 1980’lerin sonlarında okumaya başladığımız ilk yazılarından itibaren uyandırıcı oldu. 80’li yıllar Türkiye’sindeki “‘aşağı kültür’ patlaması”ndan, Vitrinde Yaşamak’tan, Kültürel İklim’den, ‘İktidarın Sağlığı’ndan söz eden sıkı

okumak için tıklayınız

Kafka’nın böceği olmasaydı, Dostoyevski’yi fark etmeyecektik

Benden Önce Bir Başkası, Nurdan Gürbilek’in, ‘bir yazarı bir başka yazarın ışığında okuyan’ denemelerinden oluşuyor. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını Kafka’nın Dönüşüm’üyle, Kafka’nın Babama Mektup’unu Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”uyla, Tanpınar’ın günlüklerini Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ıyla, Benjamin’in Pasajlar’ını Tanpınar’ın Beş Şehir’iyle ele alan çapraz okumalar yapıyor Gürbilek… Hiçbir yapıtın boşluğa doğmadığı fikriyle, bahsi geçen yapıtların kendilerinden öncekilerde izini

okumak için tıklayınız

Yapıtın Anahtarını Sunan Eleştirmen: Nurdan Gürbilek – Sibel Doğan

Nurdan Gürbilek, ?Her yazar etkilendiği yapıta kendi kapısından girer,? der. Bazıları da o kapının anahtarını sunar okura, Gürbilek gibi. Edebiyatımızda eleştiri denince aklımıza gelen ilk isimlerden biri olsa da yazılarını denemeye daha yakın bulanlar da var. Nurdan Gürbilek, incelemelerinde egemen edebiyat anlayışına göre doğru ve yanlışları sıralamak yerine bilindik düşünme biçimlerini değiştirip yeni biçimler deniyor.

okumak için tıklayınız