Kafka’nın kederi – Ahmet Ümit

Kafka, günlük yaşamın tekdüzeliğini olduğu gibi anlatmak yerine, sıkıcı gerçekliğin sınırlarını aşarak sembol ve imgelerden oluşan bir labirent yaratmıştır.
Eş dost sohbetlerinde sıradışı yazarlardan söz açılınca, aklıma önce Kafka gelir. Bende bu düşünceyi yaratan Kafka’nın yazın alanında biricik olmayı başarmış, varolandan farklı bir tarz ve yöntemle metinler kaleme olması değildir. Daha çok onun metinlerinin satır aralarından sızan kederdir; anlamsız bir dünyanın ortasında koyulaşıp duran kül rengi bir keder. Belki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda bir Yahudi olmasından kaynaklanmaktadır bu keder; belki Yahudi olmasına rağmen kendini Yahudi gibi hissedememesinden. Belki sağlıklı, iri yarı bir babanın çelimsiz oğlu olmasından. Belki genç yaşta onu kucaklayacak olan ölümü çok önceden sezinlemesinden. Belki de kendisi yazdıklarına inandığı halde, insanların yazdıklarının kıymetini bilmemesinden.
Gerçekten de Franz Kafka 3 Haziran 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu’nda kırk bir yaşında hayata veda ettiğinde hiç de tanınan bir yazar değildi. Ölümünden sonra da dostu Max Brod’un çabalarına karşın yazın dünyası, uzun yıllar Kafka’yla ilgilenmemiştir. Öyle ki, kitaplarının yeniden basımı, ancak siyonizm yanlısı Schocken yayınevi tarafından yapılabilmişti. Kitapların sürümü de

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme