Etiket: Politika

İmge, Etkilenim ve Varoluşsal Yansımalar: Deleuze, Baker ve Heidegger Arasında Bir Köprü

Sinema ve İmgenin Hareketi Gilles Deleuze’ün sinema felsefesi, görüntünün zaman ve hareketle olan ilişkisini yeniden düşünmeye davet eder. Deleuze, sinemayı bir düşünce makinesi olarak ele alır; ona göre sinema, yalnızca hikâye anlatmaz, aynı zamanda algıyı ve bilinci yeniden yapılandırır. Cinema 1: Hareket-İmge ve Cinema 2: Zaman-İmge eserlerinde, hareket-imgeler ve zaman-imgeler aracılığıyla, sinemanın gerçekliği yeniden üretmediğini,

okumak için tıklayınız

Evita’nın Latin Amerika’daki İkonik Yansıması

Varoluşsal Kahraman Arayışı Eva Perón, ya da daha çok bilinen adıyla Evita, Latin Amerika’nın kolektif bilincinde bir kahraman arayışının sembolü olarak ortaya çıkar. Onun yaşamı ve erken ölümü, sıradan bir kadının halkın sesi haline gelerek toplumsal dönüşümün temsilcisi olma yolculuğunu yansıtır. Bu süreç, bireyin kendi varoluşsal anlamını topluma adama çabasıyla ilişkilendirilebilir. Evita’nın hikayesi, Latin Amerika’nın

okumak için tıklayınız

Arı Kovanı ve İnsanlık: Kolektif Varoluşun Aynasında Bir İnceleme

Arıların dünyası, insan toplumlarının karmaşık yapısını anlamak için eşsiz bir mercek sunar. Arı kolonisi, bireylerin değil bütünün hayatta kalışına adanmış bir düzen sergilerken, insan toplumu bireysellik ve kolektivite arasında sürekli bir gerilim yaşar. Kolektif Bilinç ve Arı Zihni Arıların bireysel bilinçten yoksun, ancak kolektif bir zihin gibi hareket etmesi, Carl Jung’un kolektif bilinçdışı kavramıyla çarpıcı

okumak için tıklayınız

Etiyopya’nın Manisa’daki İzleri: Tarihsel Travmalar, Psişik Yansımalar ve Psikopolitik Dinamikler

Köklerin Sessiz Feryadı: Kölelik ve Hizmetkârlığın Psişik Mirası Etiyopya kökenli bireylerin Manisa’daki tarihsel serüveni, Osmanlı’nın köle ticareti ve hizmetkârlık pratikleriyle kesişir. 19. yüzyılda Habeşistan’dan koparılıp imparatorluğun çeşitli coğrafyalarına dağıtılan bu bireyler, bedenleri bir meta, ruhları ise birer göçebe haline geldi. Kölelik, yalnızca fiziksel bir esaret değil, aynı zamanda psişik bir yarılmadır: aidiyetin, dilin ve belleğin

okumak için tıklayınız

Etiyopya Kökenli Toplulukların Manisa’daki Entegrasyonu Üzerine Postkolonyal Bir Analiz

Manisa’nın tarihsel dokusuna sızan Etiyopya kökenli toplulukların entegrasyon süreci, postkolonyal kuramların keskin merceği altında incelendiğinde, kimlik, aidiyet ve ötekilik gibi kavramların karmaşık bir ağında belirginleşir. Homi Bhabha’nın “melezlik” ve Edward Said’in “oryantalizm” kavramları, bu toplulukların hem kendilerini hem de çevrelerini yeniden tanımlama çabalarını aydınlatır. Bu analiz, kuramsal, kavramsal, felsefi, antropolojik, dilbilimsel, tarihsel, sanatsal, metaforik, alegorik,

okumak için tıklayınız

Tarihsel Dokuda Habeş Figürü

Etiyopya kökenli toplulukların Manisa’daki varlığı, Osmanlı döneminde köle ticareti ve göç hareketleriyle şekillenmiştir. “Habeş” terimi, yerel anlatılarda sıklıkla Etiyopya kökenli bireyleri tanımlamak için kullanılmış, ancak bu terim yalnızca etnik bir kimliği değil, aynı zamanda bir dizi sembolik anlamı da taşımıştır. Habeş figürü, Manisa’nın hikâyelerinde genellikle “öteki”nin temsilcisi olarak ortaya çıkar; bu ötekilik, hem fiziksel farklılık

okumak için tıklayınız

Habeşistan’ın Manisa’daki İzleri: Kültürel Kimlik, Sosyal Hiyerarşi ve Diaspora Dinamikleri

Toplumsal Merdivenin Basamakları: Etiyopya Kökenli Toplulukların Sosyal Konumu Manisa’nın çok katmanlı etnik dokusunda, Etiyopya kökenli topluluklar, tarihsel bir mirasın hem taşıyıcısı hem de yeniden inşa edicisi olarak belirir. Osmanlı’nın Afrika ile kurduğu bağların bir uzantısı olan bu topluluklar, Türk, Rum, Ermeni ve diğer etnik gruplarla iç içe geçmiş, ancak sosyal hiyerarşide genellikle alt katmanlara itilmiştir.

okumak için tıklayınız

Yersiz Yurtsuzluğun Öyküsü: Mülteci ve Göçmen Kavramları Üzerine Bir İnceleme

Köklerin İzinde: Kavramların Doğuşu Mülteci ve göçmen kavramları, insanlığın hareket halindeki tarihinin aynasında şekillenmiştir. Göçmen, kendi iradesiyle bir yerden başka bir yere hareket eden, genellikle ekonomik ya da sosyal fırsatlar peşinde koşan bireyi tanımlar. Mülteci ise zulmün, savaşın ya da baskının pençesinden kaçan, hayatta kalmak için sığınacak bir liman arayan kişidir. Bu ayrım, 20. yüzyılda

okumak için tıklayınız

Karşı Sinema: İdeolojinin Perdesini Yırtan Estetik İsyan

Peter Wollen’ın karşı sinema kavramı, 1970’lerin politik ve estetik başkaldırısının bir yansıması olarak, ana akım sinemanın seyirciyi edilgenleştiren ideolojik aygıtına karşı bir manifesto niteliğindedir. Brecht’ten ilham alan bu yaklaşım, seyirciyi bir tüketim nesnesi olmaktan kurtarıp, eleştirel düşüncenin öznesi haline getirmeyi amaçlar. Jean-Luc Godard’ın Week-end (1967) filmi, bu kavramın somut bir örneği olarak, burjuva toplumunun çöküşünü

okumak için tıklayınız

Lacan’ın “Kadınlar yönetebilecekleri diktatör erkekleri severler” Sözü Yönetme Arzusunun Paradoksunu muTemsil Eder?

Jacques Lacan’ın “Kadınlar yönetebilecekleri diktatör erkekleri severler” sözü, onun psikanalitik teorisi ve cinsiyet dinamiklerine dair görüşleri bağlamında değerlendirilir. Bu söz, Lacan’ın cinsiyet, arzu, otorite ve öznellik üzerine kuramsal çerçevesinde önemli bir tartışma noktasıdır. Felsefi ve Kuramsal Değerlendirme Sonuç Lacan’ın “Kadınlar yönetebilecekleri diktatör erkekleri severler” sözü, psikanalitik bir perspektiften bakıldığında, arzu, güç ve cinsiyet dinamiklerinin karmaşık

okumak için tıklayınız

Costa Gavras Sıkıyönetim filmini izle

1969 Uruguay yarı-askeri diktayla yönetilmektedir. Devrimci gerillalar CIA’in Uruguay’daki en önemli adamını, Philip Mike Santore’yi kaçırmıştır. Gerillarlar Santore’yi sorgulamaya başlarlar. Görünüşte bu adam Uluslararası Kalkınma Örgütü’nün bir ‘uzman’ı olarak çalışmaktadır. Uzmanlık konusu istihbarat ve iletişimdir, hem polis merkezinde hem de ABD elçiliğinde bir bürosu bulunmaktadır.  Filmden, Uluslararası Kalkınma Örgütü’nün açık amacının ilgili ülkenin kaynaklarının saptanması

okumak için tıklayınız

Aslı Erdoğan romanlarını neden severiz?

Aslı Erdoğan’ı romanlarından değil güncel köşe yazılarından tanıyan biri, onun fazlasıyla politik bir yazı evreninin merkezinde durduğunu düşünebilir. Onu romanlarından ve hikâyelerinden tanıyanlar ise, mesela Japonya’nın Kobe kentinde yaşayan, Haruki Murakami’nin kırılgan, yalnız insanları anlattığı romanlara düşkün, arada bir yeni bir yemek dener gibi, yeni bir lezzet keşfetmek için Japonca veya Almancada yeni bir yazar

okumak için tıklayınız

Neoliberal ve Militarist Post – Politika (Siyasalı Bastırma Sanatı) – Ali Rıza Taşkale

Neoliberal ve militarist post-politika siyasalı bastırmanın ‘sanatı’dır. Temel amacı çatışmanın, antagonizmanın ve radikal toplumsal değişimin olmadığı bir dünya yaratmaktır. Antagonizmaya, çatışmaya ve devrimci fikirlere dair bu bilinçli körlük, post-politika ile hesaplaşmanın neden politik bir görev olması gerektiğini de açıklıyor. Eğer bugün post-politika çatışma, antagonizma ve “olay”ı görünmez kılıyorsa, devrimci politikanın yapması gereken bunları görünür kılmaktır.

okumak için tıklayınız

Bağdat Görevi, Ernesto Gomez Abascal

“Bu savaştan aldığımız derslerden biri de, ABD ve büyük güçlerin, ellerindeki sınırsız yıkım kapasitesine sahip silahlar sayesinde herhangi bir toprak parçasını işgal edebilecekleri, saldırılan halkın hazırlık düzeyine ve iyi ya da kötü yönlendirilmesine göre işgalin daha çok ya da az masraflı olacağıydı. Ama bu güçler, halkları birlik, bağımsızlık ve ulusal onur için savaşmaya kararlı olan

okumak için tıklayınız

Küba’yı Savunmak ya da Bir Sokağın Köşesinde Dikilmek

Latinbilgi kitap dizisinin ilk ürünü ?Küba?yı Savunmak ya da Bir Sokağın Köşesinde Dikilmek? kasım ayında Kalkedon yayınlarından çıktı. Küba Devriminin tarihsel ve güncel başarıları ve çelişkileri üzerine son dönemde yoğunlaşarak devam eden tartışmaların çeşitli yönleriyle ele alındığı kitap, basmakalıp güzellemeler ve karalamalar arasında gözden kaçan önemli olgulara dikkat çekiyor. “Fidel, sokaklarda insanlarla konuştuğunda, bu sohbet,

okumak için tıklayınız

Akp’nin Suriye Savaşı (Erdoğan’ın Yıkılan Hayalleri…) – Hamide Yiğit

Bu kitap, küresel paylaşım projesinin devreye sokulduğu Suriye’de, tam anlamıyla bir soykırım yaşanırken, hala bu savaşı küresel saldırganların kitlelere empoze ettikleri argümanlarla değerlendirme gafletinin devam ediyor olmasından dolayı, bir ihtiyaç haline gelmiştir? Suriye yanı başımızdadır. Hatta o derece iç içeyiz ki, Suriye’deki ateşi yakanlarla aynı topraklar üzerinde yaşıyoruz. İşte bu yüzden Suriye’yi anlamak, “yerelden ve

okumak için tıklayınız

Özgürlük Yanılsaması / Rousseau ve Marx – Yıldız Silier

Yıldız Silier’in ‘Özgürlük Yanılsaması / Rousseau ve Marx’ adlı yapıtı, “Rousseau ile Marks’ın özgürlük anlayışlarını karşılaştırıyor. Entelektüel bir sohbet havasında sevinçle okunabilecek kitabın girişinde yazar amacını şöyle belirliyor: “Bu kitapta Rousseau ve Marx’ın izinden giderek, özgürlüğe giden yolun özgürlüksüzlüğümüzle yüzleşmekten geçtiğini savunacağım. Önümüzdeki en büyük engellerden biri olan ‘özgürlük yanılsamamızı’ açığa çıkaracağım” ( s.16).

okumak için tıklayınız

Faşizm Sonrası Avrupa – İlya Ehrenburg

Ehrenburg bu kitapta yer alan yazılarında, canlı üslubu ile savaş sonrası Avrupa’yı, faşizmin yarattığı yıkıntıları, karmaşa ve sorunları anlatıyor; aynı zamanda Avrupa’da başlayan yeni bir dönemi de gözler önüne seriyor. Yedi farklı ülkeyi gezerek burada edindiği izlenimleri faşizm ile köklü bir biçimde hesaplaşma içine girerek paylaşıyor. “?Faşizm her şeyden önce ulusal kin demektir,

okumak için tıklayınız