Etiket: varoluşçuluk

Sartre ve Tüketim Kültüründe Kötü Niyetin İzleri

Özgürlüğün Yadsınışı ve Kötü Niyetin Kökenleri Jean-Paul Sartre’ın “kötü niyet” (mauvaise foi) kavramı, bireyin özgürlüğüne sahip olduğunu kabul etmek yerine, bu özgürlüğü yadsıyarak kendini yanıltması durumunu ifade eder. Bu kavram, Sartre’ın varoluşçu felsefesinin temel taşlarından biridir ve bireyin kendi varoluşsal sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmasını eleştirir. Kötü niyet, bireyin özgür olduğunu bilmesine rağmen, kendisini dışsal koşullar ya

okumak için tıklayınız

Moira’ların Zeus Üzerindeki Otoritesi ve Antik Yunan Kozmolojisinin Kültürel Yansımaları

Kaderin Tanrısal Hiyerarşideki Yeri Antik Yunan mitolojisinde Moira’lar, yani Kader Tanrıçaları (Klotho, Lakhesis ve Atropos), insan ve tanrıların yaşam ipliklerini dokuyan, ölçen ve kesen varlıklar olarak tasvir edilir. Bu üçlü, Zeus’un otoritesini bile sınırlayan bir güç olarak ortaya çıkar. Homeros’un İlyada ve Odysseia eserlerinde Moira’lar, tanrısal iradeyi şekillendiren ilahi bir düzenin temsilcileri olarak sunulur. Zeus,

okumak için tıklayınız

İkinci Yeni Şiirinde Soyutlamanın Modernist Kuramlarla Bağlantısı ve Turgut Uyar’ın Geyikli Gece Şiirinde Yansımaları

Soyutlamanın Kökleri ve İkinci Yeni’nin Doğuşu İkinci Yeni şiiri, 1950’li yıllarda Garip hareketine tepki olarak ortaya çıkmış ve Türk şiirinde soyutlama anlayışını köklü bir şekilde yeniden tanımlamıştır. Bu hareket, bireyin iç dünyasını, toplumsal normlardan bağımsız bir şekilde, imge yoğunluğu ve dilin sınırlarını zorlayan bir yaklaşımla ele almıştır. Soyutlama, İkinci Yeni şairleri için yalnızca estetik bir

okumak için tıklayınız

Kendini Kandırmanın Anatomisi: Sartre’ın Kötü Niyet Kavramı

Jean-Paul Sartre’ın “kötü niyet” (mauvaise foi) kavramı, varoluşçu felsefenin temel taşlarından biri olarak, insanın özgürlüğüne ve sorumluluğuna dair derin bir sorgulama sunar. Kötü niyet, bireyin özgürlüğünü ve otantik varoluşunu reddederek, kendini sosyal rollerin, dışsal beklentilerin ya da hazır kimliklerin ardına gizlemesi durumunu ifade eder. Bu kavram, bireyin özgür iradesini kullanmaktan kaçınarak, kendi varoluşsal sorumluluğunu inkar

okumak için tıklayınız

Roman Kahramanlarının Varoluşsal Arayışları: Siddhartha ve Meursault Üzerine Bir İnceleme

Bu metin, Hermann Hesse’nin Siddhartha adlı eserindeki Siddhartha ile Albert Camus’nün Yabancı adlı eserindeki Meursault karakterlerinin varoluşsal arayışlarını, Jean-Paul Sartre’ın varoluşçuluğu ve Camus’nün absürdizmi çerçevesinde karşılaştırmalı olarak inceler. Her iki karakter, bireyin anlam arayışı ve varoluşsal krizlerle yüzleşme biçimleri açısından farklı yaklaşımlar sunar. Siddhartha, içsel bir yolculukla hakikati ararken, Meursault absürdün soğuk gerçekliğiyle yüzleşir. Bireyin

okumak için tıklayınız

Bireyin Özerklik Arayışı: Hegel ve Sartre Perspektiflerinden Bir İnceleme

Özerkliğin Kökleri ve İnsan Doğası Bireyin özerklik arayışı, insan varoluşunun temel bir yönü olarak, bireyin kendi kararlarını alma, değerlerini oluşturma ve yaşamını bağımsız bir şekilde yönlendirme isteğini ifade eder. Bu arayış, bireyin yalnızca dışsal otoritelerden bağımsızlığını değil, aynı zamanda kendi içsel eğilimlerini ve toplumsal etkileri sorgulama kapasitesini de içerir. Hegel’in etik yaşam anlayışı, bireyin özerkliğini

okumak için tıklayınız

Sartre’ın Varoluşsal Özgürlüğü ve Edebi Kahramanların Kaderle Mücadelesi

Jean-Paul Sartre’ın varoluşsal özgürlük kavramı, bireyin kendi varlığını tanımlama ve anlamlandırma sürecinde mutlak bir sorumluluğa sahip olduğunu öne sürer. Bu metin, Sartre’ın özgürlük anlayışını, Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserindeki Gregor Samsa ile Thomas Hardy’nin Tess of the d’Urbervilles adlı eserindeki Tess karakterlerinin irade ve determinizm arasındaki çatışmaları üzerinden inceler. Özgürlük ve kader arasındaki gerilim, her

okumak için tıklayınız

Varlığın kökenine yolculuk – Dağhan Dönmez

İnsanın temel açmazıdır, sınırlı beden ile sınırsız tahayyül yetisi arasındaki pinpon topu devinimi. Elbette akledebilen tek varlık değildir insan. Ancak, düşündükleri üzerine düşünebilen biricik varlıktır. Kendine dışarıdan bakabilen… Bir nevi tanrısal! Teori kurabilen iki ayaklı… Teori kelimesinin kökeni de, izlemekten, seyirden gelir. Tanrı, seyredendir çünkü. Teoloji o kelimenin türevi. Güçlü Ateşoğlu’nun derlediği ve Alain Badiou’dan,

okumak için tıklayınız

Bulantı – Jean Paul Sartre

Bulantı (La Nausee), Fransız yazar ve filozofu Jean Paul Sartre ‘ın (1905-1980) en önemli yapıtıdır. Felsefe öğretmenliği yaptığı 1938’de yayımlanan Bulantı adlı romanı ile Sartre, daha sonra ilkelerini açıklayacağı ‘Varoluşçuluk’ felsefesinin ilk örneğini vermiş oldu. Bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçuluğun sözcülüğünü üstlenen Sartre, günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı Roquentin’in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi

okumak için tıklayınız

Varoluşçu 10 roman karakteri

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. En önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, Jean-Paul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche, Kierkegaard ve Husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır.

okumak için tıklayınız

Varoluşçu Filozoflar – Afşar Timuçin

Almanya’da 1918 bozgununun hemen ardından, varoluşçuluk felsefesi çiçeklenmeye başladı. Nietzche’nin ve Kierkegaard’ın, bir ölçüde de kötümserlik filozofu Scopenhauer’in (1788 – 1860~ yapıtları bu ülkede yeni felsefeye ilk itkilerini kazandıracak etkinliğe çoktan ulaşmıştı. Dünyamızı dünyaların en kötüsü sayan ve kurtuluşu Buddha’cılar gibi Nirvana yolunda gören Scopenhauer, getirdiği bu öznelci yorumla elbette varoluşçu felsefenin kuruluşuna katkıda bulunacaktı.

okumak için tıklayınız

Edebiyatta Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm)

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. En önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, Jean-Paul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche, Kierkegaard ve Husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’den Sartre’a Varoluşçuluk – Walter Kaufmann

Ölüm, korku, başarısızlık… “Yeraltından Notlar; Varoluşçuluk” için yazılagelmiş en iyi başlangıç… Felsefe tarihinin önemli isimleri: Jaspers, Heidegger, Pascal, Kierkegaard, Sartre… Azılı bir Hıristiyanlık düşmanı: Nietzsche… Bağnaz bir Grek Ortodoksu: Dostoyevski… Ve Rilke ve Kafka ve Camus… Hepsinde beliren ortak bir özellik: Koyu bireycilik… Walter Kaufmann’ın başyapıtı Dostoyevski’den Sartre’a Varoluşçuluk’ta tüm bu isimler yanyana geliyor. Onların

okumak için tıklayınız