Varlığın kökenine yolculuk – Dağhan Dönmez

İnsanın temel açmazıdır, sınırlı beden ile sınırsız tahayyül yetisi arasındaki pinpon topu devinimi. Elbette akledebilen tek varlık değildir insan. Ancak, düşündükleri üzerine düşünebilen biricik varlıktır. Kendine dışarıdan bakabilen… Bir nevi tanrısal! Teori kurabilen iki ayaklı… Teori kelimesinin kökeni de, izlemekten, seyirden gelir. Tanrı, seyredendir çünkü. Teoloji o kelimenin türevi.

Güçlü Ateşoğlu’nun derlediği ve Alain Badiou’dan, Simon Critchley’e; Hannah Arendt’ten, Jean-François Lyotard’a kadar birçok filozofun makalelerinin yer aldığı kitapta, modern felsefenin üç ana damarı olan “Varoluşçuluk, Fenomenoloji, Ontoloji” ve bunların ışığı altında insan varlığı, insanın açmazları tartışılıyor. Kitabın başlangıcında, Ali Akay ve Güçlü Ateşoğlu’nun son derece kapsamlı ve doyurucu metinleri karşılıyor okuru.

İnsanın Varoluş Hikayesi

Şöyle yazıyor Ali Akay: “Varoluşçuluk, Fenomenoloji ve Ontoloji başlıklı bu kitap, modern felsefi düşüncenin temellerine doğru bir maceraya sürüklemekte okuyucuları. Sonunda, modern düşünce olarak adına ‘tekil düşünce’ diye adlandıracağım modern Fransız düşüncesi, bir anlamda bazı yeni kavramlar üzerinden düşünmeye başlamıştır. Foucault’un arkeolojisi ve jenealojisi ile Deleuze ve Guattari’nin Felsefe Nedir? başlıklı son kitaplarında geçen içkinlik planı gibi sorunlu bir çeviriye sahip olduğundan orijinal dilinde olduğu gibi kullanmayı tercih edeceğim afekt, persept, konsept ve fonktif kavramlarını düşündüğümüzde yersiz-yurtsuzlaşmış ve yeniden-yerini-yurdunu-bulmuş bir felsefe çıkar karşımıza.”

Elbette tekil düşünceyle ne kastedildiğini açmak gerek. İnsanı özne, bir diğer deyişle parça olarak kabul edersek; içinde yaşadığı toplum ise bütündür. Tekil düşüncede, parça bütün ile birlikte anlam kazanır. Parça, bütünden ayrı değerlendirilemez. Ali Akay, Lyotard’ın bu durumu; postmodernliğin bir şahitlik olduğu ve bugün şahitlikten başka yapabileceğimiz bir şeyin kalmadığı şeklinde ifade ettiğini belirterek tasvir eder.

Kitabın, önsöz metinlerinden olan “Çağdaş Felsefenin Macerasına Bir Ön-Hazırlık” başlıklı bölüm ise Güçlü Ateşoğlu tarafından kaleme alınır. Ateşoğlu bu metinde, insanın varoluş hikâyesini önceleyen dönemde başat bir yer teşkil eden gelenek kavramına değinir, kavramlara Herder ve Hegel’in perspektifinden bakar:

“Kişinin kendinden-menkûl, kendi içinde bağımsız bir nelik olmadığı, akılsal varlık olmaklığından önce belli bir dil ve kültür varlığı olduğunu bizlere söyleyen bu filozoflardan Herder ve Hegel’de geleneğin sarsıcı ve bir o kadar da olumlayıcı bir özelliği vardır. Gelenek kavramını en iyi tanımlayan kişilerin başında gelen Herder için o ‘geçmişin şimdideki sürekli etkililiği’dir. Süreklilik bilinci, Hegel’de tüm düşünce tarihine belli bir yönelimin ve duruş noktasının eşliğinde bakmayı gerektirmiştir.”

Geleceği Anlamak

Edebiyata teşne biri olarak beni fazlasıyla etkileyen tespitlerden biri de, Alain Badiou’nun ‘Fransız Felsefesinin Macerası’ başlıklı makalesinde, felsefe ve edebiyat ilişkisine değindiği bölümdeki tespit oldu. Bu ilişkiyi, Fransız felsefesinin düzleminden şöyle anlatır Badiou:

“Biçim sorunu ve felsefenin biçim üretimiyle yakın ilişkisi son derece önemliydi. Yeni felsefi biçimler keşfetmeden kavramın yerinden edilebilmesi mümkün olmadığı için, açıkça bu durum, felsefenin kendi biçiminin ne olacağı sorununu da ortaya çıkarmıştır. Böylece sadece yeni kavramlar yaratmak değil, felsefenin dilini dedönüştürmek gerekmekteydi. Bu, çağdaş Fransız felsefesinin en çarpıcı özelliklerinden biri olmuş olan felsefe ile edebiyat arasında tekil bir ortaklığın kurulması talebini açığa çıkartmıştır.”

Çağdaş felsefe macerasının ele alındığı kitapta, felsefenin; kavramları yeniden yorumlama refleksine başvurulan makaleler de okurun ilgisine sunuluyor.

Simon Critchley’in ‘Filozof Nedir?’ adlı makalesi ve Giorgio Agamben’in ‘Çağdaş Nedir?’ adlı makalesi bunlardan ikisi.

Kitapta yer verilen son makale ise, sibernetiğin sınırlarını zorlayan, insan varoluşunun, teknolojinin bu denli geliştiği ve gelişeceği dünyada nereye evrileceğinin tartışmasını yapıyor. Lyotard’ın kendine has üslubuyla kaleme aldığı makalenin başlığı, metin boyu tartışacağı konuyu; bir kere de ele veriyor: “Düşünce Bedensiz Sürebilir mi?”

Lyotard, bu tartışmayı sürdürürken, yeni dünyanın kavramlarıyla ele alıyor konuyu. İnsanı, düşünce ve beden olarak ayırırken; software ve hardware tanımlamalarını kullanıyor. Yani bir bilgisayar tasnifi gibi…

Güçlü Ateşoğlu’nun bu özenli ve ufuk açıcı çalışması, insanı, hayatı ve geleceği anlamak isteyen herkes için hap niteliğinde! İyi okumalar, sevgili okur…

Dağhan Dönmez
birgun.net 10.07.2020

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here