Etiket: Veba

Camus’nün Absürdizmi ve Nihilizmi Ayrıştıran Bakış Açısı: Eserlerinde Umutun İzleri

Absürdizmin Tanımı ve Temel İlkeleri Camus, absürdizmi, insanın evrende bir anlam arayışı ile evrenin bu arayışa yanıt vermemesi arasındaki çatışma olarak tanımlar. Bu durum, insanın anlam beklentisi ile evrenin sessizliği arasındaki gerilimden doğar. Camus’nün Sisyphos Söyleni adlı eserinde, absürd, ne yalnızca insanda ne de yalnızca evrende bulunur; bu ikisinin karşılaşmasından ortaya çıkar. Absürdizm, nihilizmin aksine,

okumak için tıklayınız

Ragnarök’ün Gölgesinde: The Seventh Seal ile İnsanlığın Sonu Üzerine Derin Bir İnceleme

Ragnarök, İskandinav mitolojisinin kıyamet anlatısı, evrenin sonunu getiren kaotik bir döngü olarak tanımlanır. Ingmar Bergman’ın 1957 yapımı The Seventh Seal (Yedinci Mühür) filmi, bu mitolojik çerçeveyi modern insanın varoluşsal korkuları ve ölümle hesaplaşması üzerinden yeniden yorumlar. Film, Orta Çağ’da veba salgınının gölgesinde geçen bir hikayede, Şövalye Antonius Block’un ölümle satranç oynarken insanlığın anlam arayışını sorgulamasını

okumak için tıklayınız

Varoluşsal Yalnızlığın Edebi ve İnsanî Boyutları: Dr. Rieux ile Ahab’ın Karşılaştırmalı İncelemesi

İnsan Varoluşunun Temelleri Heidegger’in “Dasein” kavramı, insanın yalnızca biyolojik bir varlık olmadığını, kendi varoluşunu sorgulayan ve anlamlandıran bir varlık olduğunu ifade eder. Dasein, “orada olmak” anlamına gelir ve insanın dünyayla ilişkisini, zaman ve mekân içindeki konumunu kapsar. “Dünyaya atılmışlık” (Geworfenheit) ise insanın kendi iradesi dışında bir dünyaya doğması, belirli bir tarihsel ve toplumsal bağlamda var

okumak için tıklayınız

Albert Camus’nün Veba Romanında Acı Karşısında Dayanışma: İnsanlığın Kurtuluşu mu, Geçici Teselli mi?

Albert Camus’nün Veba (La Peste, 1947) romanı, yalnızca bir salgın hastalığın fiziksel yıkımını değil, aynı zamanda insan varoluşunun absürt doğasını ve bu absürtlük karşısında bireylerin nasıl anlam aradığını derinlemesine sorgular. Roman, Oran kentinde ortaya çıkan veba salgını üzerinden, insanlığın acı, ölüm ve anlamsızlık karşısında sergilediği tutumları, özellikle dayanışmayı mercek altına alır. Bu bağlamda, dayanışmanın acı

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır”

“.. Vebadan sonra bunu yapacağım, şunu yapacağım… Sakin duracakları yerde varoluşlarını zehirliyorlar.” Corona salgınıyla birlikte ölümün yakınlığını hissettiğimiz günümüzde ‘hayat’ karşısında gerçek fikirleri oluşturacak mıyız?.. Absürdizmin öncülerinden olan Albert Camus, edebiyat dünyasında ses getiren ‘Yabancı’ ve ‘Sisifos Söyleni’ adlı kitaplarından sonra 1947’de yazdığı sembolik ve natüralistromanı ‘Veba’ ile baştan sona ölümü sorguluyor. Roman fareler gibi

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede SİZE BİR FELSEFE LAZIM”

Albert Camus, veba salgınıyla mücadele eden hekimlere yönelik tavsiyelerini içeren, bugüne kadar gözden kaçan ama güncelliğini koruyan bu güçlü metni “Veba”dan altı yıl önce yazmış. Kızı Catherine Camus’nün özel izni, yazar ve çevirmen Yiğit Bener’in çevirisiyle Artı Gerçek’te yayımlandı. Albert Camus, bugüne kadar tamamen gözden kaçmış olan bu kısa metni muhtemelen 1941’de, yani şu sıralar

okumak için tıklayınız

Albert Camus’nün “Veba” romanı “felaketin yazgıya dönüşmesi” gibi tüm insanlık tarihinin ortak bir sorununa değiniyor.

‘Felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak’ 1947’de yayımlanan Albert Camus’nün “Veba” romanı “felaketin yazgıya dönüşmesi” gibi tüm insanlık tarihinin ortak bir sorununa değiniyor. Camus, sadece vebaya bir başkarakter anlamı yüklemiyor, mekânı da bir karakter olarak kabul ediyor. Özellikle salgının hepten yükseldiği ve ölüm sayılarının her geçen gün arttığı günlerde bunu daha iyi gözlemleyebiliriz çünkü ölüler

okumak için tıklayınız

Albert Camus, Veba, Dr. Rieux ve “Saçma” Kavramı Üzerine

Veba hem yarattığı trajik sonuçlar yüzünden hem de tüm sırları çözülemeden tarihin derinliklerinde kaybolup gidişinin yarattığı merak duygusundan olsa gerek; “toplumcu” yazarların en sevdiği hastalıklardan biridir. Fransız edebiyatının aykırı ismi Albert Camus (1913-1960) 17 yaşında Cezayir Üniversitesi’nin Felsefe bölümüne girer ve kendi ifadesiyle “verem ve komünizm illetine” yakalanır.Bu iki olgu gerek felsefi ve edebi; gerekse

okumak için tıklayınız

Jack London ve Veba

Jack London’un(1876-1916) füturist romanı Kızıl Veba/The Scarlet Plague’da (1912) yine bu belalı hastalık çıkar karşımıza:2013 yılında New York şehri halkı bir veba salgını sonunda yok olmaktadır. Veba kısa sürede ülkeye yayılır ve San Fransisco’ya varır. Kahramanız edebiyat profesörü Smith ve birkaç kişi dışında tüm şehir halkı ölür.Şehirleri terketmeye çalışan zenginlerin ölümü ise yoksulların elinden olur.Hikaye

okumak için tıklayınız

Kara Ölüm’ün Devrimci Rolü

1348-1351 arasında Avrupa nüfusunun 1/3’ünü tırpanlayan Büyük Veba Salgını Avrupa tarihinde dönüm nokta olmuştu. Hayatta kalmayı başaranlar,ahlaki bakımdan zedelenmiş,dinsel inançlarını sorgulayan, yaşamın sonlu olduğunun farkına varmış insanlardı. Kilisenin halkın ihtiyaçlarını karşılamakta ve durumu açıklamakta yetersiz kalması,halkın tanrıya inancını azaltmadıysa da kiliseye güvenini ciddi biçimde sarsmıştı. Bu tarihten sonra Avrupa’da pek çok sapkın hareket gelişirken,halkın mucizeler

okumak için tıklayınız

Açlıktan, Savaşlardan ve Vebadan Kırılıyoruz

Her türlü canlının amacı hayatta kalmaktır, ama biz insanlar hayatta kalmaktan daha fazlasını yaptık. Kitab-ı Mukaddes’e göre Tanrı’nın bize yapmamızı buyurduğu şeyi yaptık: “Zürriyetli olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun.” Ancak şunu açıklamama izin verin: Bu bölüm, geçmişte biz insanların sayısının neden çok yavaş arttığıyla ilgili. Daha sonra, On Altıncı Bölüm’de bu kez insanların hızla çoğalmasını

okumak için tıklayınız

Veba – Andreas Frangias ‘Dün karanlıktı; ya gelecek!’

Veba deyince, edebiyat tarihinde ilkin Albert Camus’nün yapıtı akıllara geliyor. Ancak aynı adlı bir eser daha var;  o da Andreas Frangias’ın Veba’sı. Yunan edebiyatının başyapıtlarından biri olarak nitelenen Veba, anti-ütopya olma özelliği de taşıyor. Bu bağlamda öncelikle ütopya ve anti-ütopya kavramları üzerinde kısaca durmak zorunlu gözüküyor. Ütopya ve Anti-Ütopya Kelime anlamı ‘olmayan yer’ şeklinde açıklanabilen

okumak için tıklayınız

“Ölülerimiz için nutuklar atılacak sonra da gidip karınlarını doyuracaklar.” – Albert Camus

– Söyleyin doktor, vebadan ölenler için bir anıt yapılacağı doğru mu? – Gazeteler öyle diyor. Bir gömüt taşı ya da bir plaka. – Bundan emindim. Ve nutuklar atılacak. Yaşlı adam boğuk boğuk gülüyordu. – Buradan duyuyorum onları: “Ölülerimiz” sonra da gidip karınlarını doyuracaklar.

okumak için tıklayınız