Çöl kalmadı artık. Ada kalmadı. Oysa gereksinimini duyuyoruz. Dünyayı anlamak için bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir; insanlara daha iyi yardım edebilmek
için bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir.
Ama güç kazanmamız için zorunlu yalnızlığı, usun toparlandığı ve gözüpekliğin ölçüsünün alındığı uzun soluğu nerede bulmalı?
yaz
“Bir gün umarım kendi gerçek hikayemi de yazabilirim” Kürşat Başar’la Söyleşi: Elif Şahin Hamidi
Kürşat Başar, 11 yıl gibi uzunca bir aradan sonra “Yaz” isimli yeni romanıyla okura merhaba dedi. Başar, henüz küçük bir çocukken sarsıcı kayıplar yaşayarak hayatla tanışan Murat’ın varoluş serüvenini resmettiği bu romanda 60’lı-70’lı yılların Kıbrıs olaylarını da fon olarak seçmiş. Bugün çoğu insanın belki hiç duymadığı, bilmediği “kayıp otobüs” ve “Erenköy savunması” da hikâyede kendine yer buluyor. Başar, Kıbrıs Türklerinin 63-74 yılları arasında yaşadıklarını çok iyi yansıtan ve pek de bilinmeyen iki olayı özellikle seçmiş. Bu son romanında edebiyatın gayrı resmi tarih işlevini de devreye sokan Başar, geçmişe dair bazı gerçeklerin hatırda kalmasına ön ayak oluyor.
Bir Buluşum Var – Murat Serdar Arslantürk
Bir babanın evladının dilinden dökülen ilk sözcüğünün ?Baba? olduğunu duyması ne kadar özel bir andır, değil mi? Çocuk emeklemeye başlar, tay tay yapar ve sonra bir gün ağzından bir kelime çıkıverir: ?Ba-ba?,?De-de? hatta ?An-ne? gibi?
Hemen hepimizin annesi veya babası, bebekken ağzımızdan dökülen ilk sözcüğü dün gibi hatırlar da, kaçımız ilk yazdığımız sözcüğü hatırlarız? Kaçımız ilkokul sıralarına taze birer fidan gibi dizi dizi oturduğumuz günlerde, sayfaları birer birer çizgili defterlerimize yazdığımız ilk sözcüğü hatırlayabiliyoruz? Oysa konuşmayı öğrenmek kadar yazmayı öğrendiğimiz o ilk an da kıymetli değil mi? Beceriksiz parmaklarımıza sıkıştırdığımız kalemden, önümüze açılmış bembeyaz sayfaya döktüğümüz ilk harfler