Yüzyıllardır sanatın öyküsü üzerine yazılan çizilenler ?metni? kutsal bir anlatıya dönüştüren ?iletiler? toplamı olarak algılamayı yeğlemiştir. Sanatın bir eylem olarak ortaya çıkış, metin çerçevesinde bir dizgeye dönüşümünde sanatçının ideolojisi, toplumsal süreçlerin birer ürünü olan tüm birikimler ya okurdan kopuk ya da okuru yeni bir yazara dönüştüren paradoksa sahip olmuştur. Okumak ve yazmanın bir eylemlilik olarak yazarın ve okurun bireysel ve toplumsal süreçlerinin izleriyle doğmuş olduğu gerçeği metindeki tip ve karakter çözümlemelerinde yazar biyografilerinin de gözden geçirilmesine yol açmıştır.