Tek Gördüğünüz Meşin Yuvarlaksa? – Osman Bulugil

Sporun Sosyolojisi / Sosyolojinin Sporu kitabında Ahmet Talimciler, spor/futbol üzerinden egemen iktidar ilişkilerinin nasıl üretildiğini, sporun toplumsal rızanın sağlanmasında nasıl bir rol oynadığını irdeliyor.
Günümüzde endüstriyel spor/futbol egemen ideolojilerin üretildiği bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Talimciler, hem futbol hem de diğer spor dallarını da kapsayacak biçimde, tarihsel perspektifini de sunarak sporun nasıl işe dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Kitapta aynı zamanda spor sosyolojisinin sporu analiz biçimleri ve spor sosyolojisi alanında yapılmış çalışmalar da yer alıyor.
Sporun İş?e dönüşmesini özellikle futbolun endüstrileşmesi süreciyle ortaya koyan Talimciler, kitabın son bölümünde de Türkiye?ye odaklanıyor, Türkiye?de futbolun aktörleri ve futbolun endüstrileşme sürecine nasıl dahil olduğunu irdeliyor.
Futbol aracılığıyla kişiler, kendilerini kurumlarına ait hissedebiliyor ve enerjilerini dışa vurabiliyor. Bu yönüyle futbol sadece tüketimin yeniden üretilmesiyle değil, kolektif aidiyet duygusuyla bireyleri ortak paydada birleştirme, toplumda kanaatler üretmek suretiyle de ne kadar ideolojik bir işlevi olduğunu görebiliyoruz. Talimcilere göre futbol: ? TV üzerinden yaratılan yeni bir futbol gerçekliği üzerinden kendisini geniş kitlelere pazarlamak isteyen endüstriyel futbol olgusu, alsında TV tarafından paketlenip satışa sunulan bir iş alanıdır?.
Bu noktada futbolun politikayla hiçbir ilişkisinin olmadığı anlayışının öne çıkartılması bile futbolun ne kadar önemli bir ideolojik işlevi olduğunu gösteriyor. Talimciler TV ile yayınlanan sporun, depolitize edici bir eğlence mantığı uyarınca iktidarın asimetrilerini silme eğilimde olduğunu ve bu üretim sürecim içerisinde gösterinin tüketilmesinin yarattığı etkiyle (ve duyguyla) başka her şeyi dışlayacak şekilde ağırlık verdiğine vurgu yapıyor.
Toplumsal yaşamın içinde olmasına rağmen sanki yaşamın, politikanın dışında bir alanmış gibi gösterilen futbol, yaşadığımız toplumun tam da küçük bir minyatürünü sunuyor. Medya ile futbolun bu şekilde toplumdan bağımsızmış gibi aktarımı yoluyla egemen iktidar ilişkilerinin görmezden gelinmesi ve bunun yeniden üretilmesine hizmet ediyor.
Futbol, birçok organizasyonu (Dünya kupası, Şampiyonlar Ligi vb) ile bir çeşit totem haline getirilmiş ve medyanın yönlendirdiği bu futbol anlayışı, oynamayı değil seyretmeyi/tüketmeyi ön plana çıkarmakta ve izleyenlerin edilgenleşmesine aracı oluyor.
Futbolun endüstrileşmesinde spor/TV evliliğine ayrıca vurgulamak gerekiyor. Toplumun TV?yle beraber sporu tüketmesi, bu süreçte de kendini rahatlatması iktidar değerlerinin yeniden üretilmesine karşılık geliyor. Spor/Futbol?un şimdiye vurgu yapması ve bir sonraki (turnuva, maç, sezon vb.) ile yeniden üretilmesi artık futbolun medya yolu ile metalaştırılıp tüketildiğinden ibaret olduğunu gösteriyor. Bu süreci futbolun olmazsa olmazı olarak öne çıkartılan taraftarın tanımındaki değişimden de okuyabiliriz. Endüstriyel futbol, oyuna katılmaktan çok izleme/tüketme etkinliği üzerine kurulu bir yapıya işaret ediyor. Bu durumda da taraftarın, onu var eden, ona aidiyet duygusu ve bir kimlik kazandıran hali; endüstriyel futbolda artık tuttuğu takımın bir müşterisi olarak dönüştürüyor.
TV ile kitleleri uyuşturan ve bunun iktidar gözetiminde olduğu bir alan olarak sporun ?hiçbir beden mükemmel değildir o body perfect)? anlayışı üzerine temellenen ideolojisi içinde önemli bir boyutunu da spor yapılan mekanların (spor salonları, stadyumlar vb) dönüşümü oluşturuyor.
Endüstriyel futbolda statların yeniden inşası (organize edilmesi, düzenlenmesi) tüketimin yeniden üretilmesinin mekansal bir görünümünü sunuyor. Bugünün futbolunda modern statlar olarak sunulan mekanlarda dönüşümün önemli bir ayağını da UEFA standartları oluşturuyor. Bu standartlar içinde de otoparklarla ilgili bölüm dikkat çekici. Statlarda bir yönüyle otopark zorunluluğu, sınıfsal uçurumun hissedildiği mekanlar olarak toplumsal yaşama yansırken aynı zamanda onu yansıtıyor. Bugünün stadyumları futbolun işçi sınıfının elinden nasıl kaydığının mekansal görünümü olarak karşımıza çıkıyor.
Stada gittiğinizde artık sahadaki oyuncunun formasının reklamlarla kaplandığını (isimler numaranın altına geçiyor, reklamlar üstte yer alıyor) görüyorsunuz. Talimcilere göre: ?Endüstriyel futbol, sahada oynanan oyun vasfıyla değil, maç sonrasıyla beraber yeni bir yaratmayı başarmış ve var olan sistemin meşrulaştırılmasında etkin olan dışsallaştırıp apolitikleştirme işlevini hızla sürdürmektedir. Sporun toplumun dışında nötr bir alan gibi yansıtılmakta ve gazetelerde son sayfalarda, Tv?de haber sonrası sunulmakta?.
Futbol aynı zamanda şiddetin meşrulaştırıldığı bir alan olarak da öne çıkıyor. Başarını her şey olduğu ve başarıya giden yolda her şeyin mubah olduğu anlayışı benimsetildikçe artık birçok değer rahatlıkla egale edilebiliyor. Talimciler futbol üzerinde teşhir edilerek normalleştirilen şiddete duyarsızlaştırma yaklaşımları ile meşrutiyet kazandırıldığına vurgu yapıyor ve bu süreçte şiddetin futbol ile yeniden üretilmesini, aynı zamanda da milliyetçilik ve cinsiyetçilik çerçevesinde ideoloji araçlarının meşrulaştırılmasını da kapsadığını gözler önüne seriyor.
Egemen ideolojilerin üretilmesi ve toplumsal meşrulaştırma sürecinin gerçekleştiği bir inşa süreci olarak spor/futbol?la ilgili olarak yazımızı Nelson Rodriques?in sözüyle bitirelim: ?Tek gördüğünüz topsa hiçbir şey görmüyorsunuz demektir?.

Osman Bulugil

Kitabın Künyesi
Sporun Sosyolojisi Sosyolojinin Sporu,
Ahmet Talimciler,
Bağlam Yayınları,
Aralık 2010,
200 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Spor
?Yeni Atlantis?, Bir sömürgecilik ütopyası mı? – Kaya Genç

Bu konudaki görüşleri sorulduğunda, pek az kişi hayallerindeki ideal düzeni mikroskoplarına gömülmüş doktorlardan ve kendini doğadaki çeşitli böcek türlerini tasnif...

Kapat