Thomas Bernard’ın Roman Dünyası ve “Beton” Romanı Üzerine – Cem Uğur

Thomas Bernard?ın bir romanı üzerine konuşmak bütün romanları üzerine konuşmak gibidir. Bütün romanlarında hep aynı karakterler var gibidir: Kendi var oluşunu gerçekleştirmek isteyen ama bunu gerçekleştiremeyen ve bunun çatışmasını roman boyunca yaşayan, çelişkili hallerde bulunan bazen bunu doğal bir durummuş gibi karşılayan ama hemen sonrasında bunun çatışmasını yeniden yaşayan sonra da kendisine, insanlara, topluma öfkelenen karakterlerdir bunlar. Karakterlerinin kimliği aslında bu döngü içerisinde sıkışıp kalmış ve şekillenmiştir. Genel olarak karakterleri aydındırlar ve hastadırlar ve bu hastalık karakterini zayıf dolayısıyla iradesiz yapar. Bu hastalık var oluşları için her zaman bir bahanedir. Karakterleri kibirlidirler. Kendi benlik sınırları içinde yaşarlar, başkalarını etkilemek istemezler ve hep başkaları tarafından zayıflıkları, hastalıkları ihlal edilir. Sömürüldüğü hisseder ama buna karşı direnmezler. İnsanlara karşı çaresizdirler ama en güçlü yönleri de kendi içine sıkışıp kalmanın bilinciyle güçlenen dilidir. Durmadan yorulmadan dünya, aile, baba, kilise, politikacılar, sanatçılar hakkında konuşurlar, öfkelenirler, eleştirir ve saldırırlar ama bu eylemler hep karakterlerinin iç dünyasında yaşanır. Romanlarında diyalog çok azdır ve romanları hep iç monologlarla ilerler. Romanları otobiyografik sayılabilir.
Thomas Bernard ve Dostoyevski?nin roman dünyaları birbirine benzer dünyalardır. Dostoyevski?nin Yeraltından Notlar adlı romanındaki kahraman kendi hallerini, fikirlerini, başkası ile çatışmasını, uyumsuzluğunu anlatırken kendi dünyasında da bu uyumsuzluğu ve çatışmayı meşru kılar ve kendisini tamda bu çatışma ekseninde tanımaya ve kimliğini oluşturmaya başlar?
Yine Dostoyevski?nin roman kahramanları hastadırlar ve hastalıkları bazen bu uyumsuzluk için bir kaçış yeri, bir kalkan olurken bazen de (özellikle sara hastalığında) bir güç olarak göstermeye çalışır.
Thomas Bernard?ın bütün romanları birbirine açılan romanlardır. Bitik Adam, Wittgestein?in yeğeni, Yok etme, Beton ve diğerleri?

Beton romanının karakteri olan Rudolf, müzisyen F. Mendehlsson hakkında bir tür zihin çalışması yapmak için yıllarca uğraşır ama buna bir türlü başlayamaz ve bunun sebebi olarak kendi ablasını gösterir. Ablası hakkında şeytan, kötü gibi ifadeler kullanır. Hayatı, çalışmaları hep ablası tarafından önceden söylendiği gibi devam eder. Kendi üzerinde ablasının gücünü hep hisseder ve bundan rahatsız olur ama zamanda ablasına bağlanmıştır, onsuz yaşayamaz ve onsuz eksik kalacağını düşünür. Rudolf ablasının kendi üzerindeki iktidarı kabullenmiştir, onu içselleştirmiştir ve hep şikâyet ettiği ablasının dilini de başkalarına karşı kullanmaktan da geri durmaz? Rudolf her ne kadar ablasına karşı olduğunu belirtse de aslında bilinçaltında ablasına bir hayranlık duyduğunu anlayabiliriz. Romanın şu satırları Rudolf?un ablası ile kurduğu ilişkinin iskeleti gibidir:
?Ben paradan hiç söz etmem ve paraya sahibim, sen de felsefeden hiç söz etmiyorsun ve ona sahipsin demişti bir seferinde. Bu cümle ikimizin nerede durduğunun kanıtı ve herhalde korkarım ki, durakladığımız yerin( Syf: 34)
?Ama insan kendisini ayakta ve hayatta tutan şeylere en çok lanet okumaya meyilli?(Syf:57)
Romanın büyük bir kısmında Rudolf ablasını eleştiriyorsa bunun nedeni yukarda ki alıntılarda açıkça görülebilir.
Rudolf?un kendini, ablasını ve toplumu anlatırken kullandığı dil eleştirel ve yıkıcıdır. Çünkü Rudolf kendi var oluş mücadelesini hep bu öfke üzerine kurar. Kendi kendini anlattığı, eleştirdiği, kendi kendine saldırdığı bu dil gittikçe dışa açılır: Ablasını, şehirleri, ülkesini, politikacıları, kiliseyi yani benlik sınırlarını daraltan her şeyi eleştirir. Tabii ki en başta kendisini. Eleştiri döngüseldir. Kendisinden dışarı açılır, dışarıdan da kendisine döner. Bu eleştirel hal eğer uzun bir zamana yayılırsa oyunsu bir hal alır:
?Yıllardır bu kendi kendimi lanetleme, inkâr etme ve alaya alma durumunda yaşıyorum ki bunlar benim kaçış alanlarım olmak durumunda, kendimi kurtarmak için. Ama durmadan da neden kurtarmak diye soruyorum (Syf: 67)
Bu sorular bir süre sonra benliğin oyunu haline gelir ve Rudolf uzun bir süre daha bu soruları kendi kendine sorup duracaktır ve verdiği her cevap yeni bir soru doğuracaktır.
?Beton? romanı bol metaforlarla örüşmüş bir romandır. Direk bir anlatımı kullanamayan ve hep eksik anlattığını düşünen Rudolf hep bu metaforlara başvurur: Köpek, demir sandalye, abla, beton ve F. Mendehlsson( Erken yaşta ölen bu genç müzisyenin en büyük destekçisi ablasıdır)
Rudolf romanın eksenine ablasını almadığı bölümlerde kendi hikâyesini anlatır. Bu tamda bir küçük burjuvanın hayat hikâyesidir. Anne babasının ölümünü bir dönüm noktası olarak görür ve bu durumun kendisinde bir travmaya yol açtığını itiraf eder, yaşadığı şehirden kaçamamayı bu travmatik halinin dönüm noktası sayar, ablası o şehirden çıkar ama kendisi bunu başaramaz ve kimlik arayışına girer: Okullar okur ama bitiremez, entelektüel uğraşlara dalar ama tatmin olmaz. Partiye üye olur ama bunun gülünç olduğunu itiraf eder, keşiş olmak ister ama olamaz? Bu bölümler tamda küçük burjuvanın kendi egosunu tatmin etmek için girdiği arayışların bir dökümüdür. Benliğin açlığıdır, tatminsizliğidir aynı zamanda kimliksizliğin ironiye dolu anlatımıdır.
?Beton? bir mezar anlatısıdır.
Burjuva yaşamının yapay güzelliğine ve mutluluğuna aynı zamanda modern dönemin gösteriye dayanan bir oluşum dünyasına bir darbedir bu roman. Şehirlerde insanlar yaşar, evlenirler aile kurarlar kimi sanatçı, siyasetçi olur. Herkes birbirini sömürdüğü için mutludur. Rudolf bütün bu yapay doğallığın dışındadır. Ve bu yapaylığa katılmaz sadece seyreder. Önceleri ?dışarıdaki? her şeyi gereksinim duyar ama zamanla dışarıyı gereksiz görür. Dışarı başkaları ile doludur. Başkaları kendilerine yetmezler, etrafına yayılırlar, onları etkilerler, karar yönünü değiştirirler. Kabadırlar, gürültücüdürler. Rudolf işte tam bu noktada bu sömürü zincirinden kopar çünkü zayıf ve hasta olduğunun bilincindedir. Başkaları tarafından sömürüleceğini bildiği için kendi ?yeraltı? alanına sığınır ve burjuva dünyasına, aydınına ve insanına buradan saldırır.
?Beton? romanı kişinin kendi var oluş mücadelesi üzerine bir romanıdır. Daha doğrusu var olamayışı üzerine bir romandır. Rudolf?un şu itirafı çok önemlidir.
?Ama her yaşam, her var oluş yalnızca bir kişiye aittir ve bir tek ona aittir ve başka hiç kimsenin herhangi, böylesi bir yaşamı ve böylesi bir var oluşu sıkıştırmaya, püskürtmeye, yaşamın dışına fırlatmaya hakkı yoktur.?
Kendi var oluşunu gerçekleştirmek için dışarıya çıkan Rudolf modern dünya, kurumlar ve köpekleşen insanların ördüğü bu betonu yıkabilecek midir? Ya da bu betonun örülmesinde Rudolf?un ne kadar bir payı vardır?

Yazan: Cem Uğur
Diyarbakır Sanat Merkezi
Okuma Kulübü

Kitabın Künyesi
Beton
Orjinal isim: Beton
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları / EDEBİYAT / Roman
Kapak Tasarımı : Nahide Dikel
Editör : Fahri Güllüoğlu
Düzenleyen : Ali Alkan İnal
Çeviri : Sezer Duru
İstanbul, 2008, 2. Basım
98 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Asker Gramofonu Nasıl Tamir Eder? – Sasa Stanisic

(*) Sasa Stanisic, Asker Gramofonu Nasıl Tamir Eder? romanında, Yugoslavya?nın son yıllarını, iç savaşı ve ülkesinden göç etmiş zorunda kalmış...

Kapat