Tonton Miyam Miyam* – Mehmet Söğüt

Bir yıl boyunca durmadan çalışmıştı fabrikada. Saat kordonlarını parlatırken kemiklerine kadar işlemişti yorgunluk. Yorgun argın yüzleri görmekten bıkmıştı artık. Farklı ve yorgun olmayan yüzler görmek istiyordu. İçi mengeneyle sıkılıyordu sanki. Mutsuzdu. Cebindeki parasıyla bir hafta boyunca yiyip içip dinlenecekti. Bunları düşünürken susadığının farkına vardı. İlk dinlenme yerinde durdu. Çeşmeden doyasıya su içti. Sıcaktan ortalık kavruluyordu. Yüzünü yıkadı. Etrafına bakındı. Aşağı tarafında bir kale tüm ihtişamıyla duruyordu. Çok geniş ve yüksek bir kaleydi. Kayalıkların üzerinde kurulmuştu. Heybetli kalenin hemen aşağısında şirin bir köy vardı. Tarihi yerleri ziyaret etmeyi severdi. Kaleye doğru hareket etmeye başladı.

Yarım saat sonra arabayı, kale surlarının dış tarafına park etti. Zaten arabalar içeriye giremiyordu. Kalenin içinde adeta bir şehir vardı. Sihirliydi sanki. Dar sokaklarının her iki tarafına mağazalar dizilmişti. Taşla döşenmiş yolları kayganlaşmıştı. Şarap fıçıları vardı restoranların teraslarında. Restoran teraslarının çardaklarının üstünde asma ağaçları vardı. Asma ağaçlarının yaprakları öylesine sıktı ki, güneş ışınlarını bir türlü içeriye sokamıyordu. Her taraftan turistler gelmişti. Kimisi fotoğraf çekiyor, kimisi de hayranlıkla etrafına bakınıyordu. Eskiden kalenin içinde kimlerin yaşadığını merak etti. Bir mağazaya dalıp, kale hakkında yazılan bir broşürü aldı. Okumaya başladı.

Okurken, 14?üncü yüzyılda Papa?nın, askerlerin önünde, yüzüne iliştirdiği sahte bir gülücükle buradaki insanları tanrının yoluna sokmak için hareket ettiğini görür gibi oldu. Kadınlar, çocuklar sağa sola koşuşturuyorlar, erkekler ise saldırıya hazır bir vaziyette bekliyorlar; kötülük tanrısının baskın çıktığına inanıyorlar, kimisi de yüzünü güneşe dönüp dua ediyor… Tüm bu acılı tabloyu göremeyecek kadar kör olmalıydı Papa ve askerleri.
Papa gelip onları tanrının yoluna davet etmişti. Ama Katharlar kabul etmemişti. İşkence tezgâhlarından geçmişlerdi. Kafasında bunlar canlanırken, Katharlar?ın da kendisi gibi doğudan geldiğini öğrendi. Üzüldü. ?Bu tanrı ne kadar da çok kan istiyor? dedi fısıldayarak. Hemen bir müzeye daldı. Müzenin girişinde başı döndü. Çıkıp kaçmak istedi. Ayaklarını sürüyerek müzeyi dolaşmaya başladı. Müzenin her yanına Katharlar?ın kokuları ve ruhları sinmişti. Çivili sandalyeleri, baltaları, mengeneleri ve adını bilmediği onlarca işkence malzemesini gördü. Katharlar?ın inançlarına olan bağlılıkları Hüseyin?in içinde derin bir saygının uyanmasına neden oldu.

Zaman epey ilerlemişti. Kalenin surlarını dolaştı. Bir grup müzisyen, insanın ruhunu mest eden şarkılarını icra ediyorlardı. Yanlarına gitti. Bir albümlerini aldı. Kalenin surlarına dayanmış bir adamın huşu içerisinde, müzik eşliğinde güneşin batışını seyrettiğini gördü. Adamın yüzüne nurani bir gülücük konmuştu. Kucağında beyaz tüylü bir kedi vardı. Hüseyin, kalenin çıkış kapısına doğru hızlı adımlarla yürüdü.

Tekrar arabasına atlayıp hızla tatil kentine doğru sürdü. Kafasında ise Katharlar vardı. Aldığı albümü teybine yerleştirdi. Stresli yaşamını düşündü.
Rutin işlerinin ve konuşmaların uzağındaydı artık. Saat kelimesini bile duymak istemiyordu. Biriktirdiği birkaç kuruşla Güney Fransa?nın sahil kentine vardığında akşam olmuştu. Uykusuz ve yorgundu. Valizlerini otel odasına yerleştirdi. Hemen duş alıp yatağa uzandı.
Bu tatil kentine arkadaşının önerisiyle gelmişti. Arkadaşı ısrarla kendi evinde kalmasını istemesine rağmen kabul etmemişti Hüseyin. ?Tek kalmaya ihtiyacım var İbo,? demişti telefonda. Arkadaşı fazla ısrar etmemişti. Ayırttığı otel odası ucuz sayılırdı. Sabah ve akşam yemekleri otele aitti.

Sabah uyandığında güneş epey yükselmişti. Mayosunu ve havlusunu aldı. Kendisini denizin kollarına bıraktı. Deniz suyu nasır tutmuş ellerini sızlattı. Çıktığında kendisini bir kuş kadar hafif hissetti. Henüz erken sayılırdı. Çıkıp yeni geldiği kenti dolaşmaya başladı. Küçük bir sahil kentiydi. Kentin tarihi dokusu ve deniz insana huzur veriyordu. Taş parkeli sokakları, ortaçağdan kalma tarihi yapıları mistik bir hava estiriyordu. Sahil boyunca uzanan yolun kıyısında çiçek tarlaları vardı. Bir banka oturup denizi seyretti.

Arkadaşını cep telefonuyla aradı. Aradan on dakika bile geçmeden arkadaşı yanına geldi. Arkadaşının üstünde beyaz keten pantolon ve yine beyaz bir tişört vardı. Esmer teni güneşte parıldıyordu. İsviçre?nin soğuk bir dağ kasabasında kalan Hüseyin?in elleri ve yüzü bembeyaz duruyordu onun yanında. Üstündeki kot pantolon ve ucuz tişörtüyle İbrahim?e göre pek sönük kalıyordu.

Sonra da bir gemiye binip deniz turuna çıktılar. İçi açılır gibi oldu. Sahildeki bir lokantaya gidip oturdular. Yemek yerken dikkatini beyaz kasketli bir adam çekti. İyice baktı. Dün Katharlar kalesinde huşu içerisinde, müzik eşliğinde güneşin batışını seyreden adamdı. Adamın etrafında onlarca çocuk vardı. Adam, ?Tonton Miyam Miyam geldi. Şekerlerim, çikolatalarım var. Bedava dağıtıyorum. Hayatınızda ilk defa bir şeyleri bedava yiyeceksiniz. Yalnız, benim çikolata ve şekerlerim çocuklar ve anneleri içindir. Özellikle de anneler için, unutmayın. Erkeklere vermiyorum. Çünkü onlarla hiçbir ilişkim olamaz. Çocuklar ise dünyanın en tatlı şeyleridir. Sayın babalar, lütfen benden uzak durun,? diyordu. Çocuklar etrafında fır dolanıyor ve kadınlar kahkahalarla gülüyorlardı. Anlaşılan Tonton Miyam Miyam neşe de dağıtıyordu etrafına. Daha dün gördüğü, kendisine Tonton Miyam Miyam diyen bu adamı sevmişti Hüseyin. Öylesine rahat ve öylesine mutlu görünüyordu ki, imrendi. Arkadaşı, ?Bu adamı iyi izle. Mutluluğa giden yolun hiç de zor olmadığını göreceksin,? dedi.

Yemekten sonra tekrar denize girdiler. Arkadaşı İbrahim, kendisince bir gezi planı yapmıştı. İspanya?nın Katalan bölgesi bir adımlık yerdi. Ama önce bu küçük kenti Hüseyin?e gösterecekti. İbrahim, ?Merak etme, seni yeterince tek bırakacağım. Ama öncelikle, bu küçük sahil kentinde birlikte dolaşalım,? dedi.
Akşama kadar birlikte dolaştılar. Tarihi yerleri bir kez daha arşınladı İbrahim?le birlikte. Kiliselerin mimarisine baktılar uzun uzun. İbrahim akşama doğru evine gitti. Akşam yemeğinden sonra Hüseyin odasına çıktı. Uzandı yatağına. Uyuya kaldı bir süre sonra. Gözlerini açtığında sabah olmuştu. İndi, kahvaltısını yaptı. Henüz güneş doğmamıştı. Çıkıp kaldığı odanın balkonunda dışarısını seyretmeye başladı. Tonton Miyam Miyam sahildeki bir restorandaydı.

Yazlık restoranın sandalyelerini, masalarını düzeltiyordu. Tonton Miyam Miyam, bir sandalye çekip oturdu. Yönünü doğuya çevirdi. Gözlerini denize dikip güneşin doğuşunu bekledi. Birazdan denizin üzerinde yükselecekti güneş. Masmavi ışıklarını salacaktı dört bir yana. Cıvıl cıvıl olacaktı sahil. Çocuklar koşuşturacaktı. İnsanlar denize girip tuzlu suyun tadını hissedeceklerdi dillerinde ve tenlerinde. Sonra da güneşleneceklerdi. Yaşam kıpır kıpır olacak ve Tonton Miyam Miyam?ın yüreği yine sevinçle dolacak ve etrafını sevince boğacaktı. Turistleri sevindirecekti. Güneş yükselmeye başladı. Hüseyin, güneşin güzelliklere vesile olmasını diledi içinde. Öylesine tatlı bir yükselişi vardı ki, seyretmeye doyum olmuyordu. Turuncu, yusyuvarlak bir tekerleği andırıyordu. Güneş epey yükseldikten sonra, denize girmek için çıktı otelden. Denize girdikten sonra Tonton Miyam Miyam?ın çalıştığı restorana gitti. Tonton Miyam Miyam?ın kedisi miyavladı. Aldı okşadı kedisini Tonton Miyam Miyam. Yüreğindeki sevginin atı şaha kalktığı anı yüzündeki sevinç dalgalarında yakalayabiliyordu Hüseyin. Kedisinin kar gibi beyaz kafasına bir öpücük kondurduktan sonra Hüseyin?in yanına geldi. ?Hayatta en sevdiğim şeyler kediler ve çocuklardır. Bu arada unuttum Bayım kusura bakmayasınız. Ne arzulardınız,? dedi Tonton Miyam Miyam. Hüseyin, ?Kusura bakmazsanız, size bir sorum olacak,? dedi.
Tonton Miyam Miyam, ?Buyurun,? dedi gülümseyerek.
?Bu restoran sizin mi Tonton Miyam Miyam?? ?Hayır, benim değil. Öğlene kadar çalışıyorum burada. Öğleden sonraları ise ruhumu dinlendirmek için değişik yerlere gidiyorum. Kimi zaman da evimde tek başıma kalıyorum. Bazen denizi seyrediyorum.? dedi. Hüseyin, tamam anlamında kafasını salladıktan sonra soğuk bir kola istedi. Bir yandan da Tonton Miyam Miyam?ı izliyordu. Restoran dolmaya başlamıştı. Ton Miyam Miyam masaların arasında dört dönüyordu. Hüseyin ise denize dalmıştı. Masmavi olan deniz, ruhunu dinlendiriyordu. Tonton Miyam Miyam sepetine şekerleri, küçük çikolataları yerleştirdi. Gülümsüyordu. İnsanlar sahile sökün etmeye başlamışlardı bile. Saatine baktı. Hüseyin?in geliş saatine de az kalmıştı. Tonton Miyam Miyam?ın iş saati bitmişti. Geldi, Hüseyin?in karşısına oturdu. Tonton Miyam Miyam, ?Bana sormak istediğin asıl soruna cevap vereyim. Ben Katharlar?ın ruhunu ve ışığını içimde taşıyorum. Paraya pula önem vermiyorum. Fazladan tek bir kuruşum olsa gördüğün gibi şeker ve çikolata alıp dağıtıyorum,? dedi. Çocuklara çikolata ve şekerlerini dağıtmak için bağırmaya başladı: ?Tonton Miyam Miyam geldi. Sizlere çikolata ve şeker getirdi!?
Hüseyin, Tonton Miyam Miyam?ın arkasında bakakaldı. ?Esirliğe son! Mutluluğa giden yolu öğrendim,? dedi kendi kendine.
(*) Tonton Miyam Miyam. Fransızca?da Tonton: Amca. Miyam Miyam da, çocuk dilinde yemek anlamına geliyor.

Mehmet Sögüt

Yorum yapın

Daha fazla Öyküler
Sanık – Ezgi Gençtürk

Giriniz efendim, çekinmeyin. Uzundur bekliyordum. En ağırlayan yerlerimizi size ayırdım. Gelişinize engel olmasın diye bütün kapı kilitlerini gazoz kapakları arasına...

Kapat