Etiket: Mehmet Sögüt

Büyülü gerçekliğin güçlü sesi: Suzan Samancı

Yıllardır yaşanan akıl tutulması savaş sürerken sanat eylemi de devam ediyor. Bu savaş biterse geriye romanlar, öyküler ve şiirler kalacak. Nasıl ki Gılgamış Destanı ve Homeros’un Odsseia’sı kendi çağlarına tanıklık etmişlerse, romanlarda günümüze tanıklık edecek ve geleceğe de ışık tutacaktır. Bu anlamda en gerçekçi tarihçiler yazarlardır denir.

okumak için tıklayınız

Maceralı bir yaşamın öyküsü: Hüseyin Torun / Özgürlüğe Kaçış – Mehmet Söğüt

Bazı kitapları okurken adeta nefesinizi tutarsınız. Bir sayfasını okurken, diğer sayfasını da merak edersiniz. Hele anlatılan gerçek bir yaşam hikâyesiyse, bu merak doruk noktasına ulaşır. Hüseyin Torun’un Ceylan Yayınları’ndan çıkan, ‘’Özgürlüğe Kaçış’’ adlı kitabını okuyorum. Bir değil, birkaç firarın öyküsünü içeriyor. Devrimci mücadelesini anlatmış. Gözaltına alınışlarını ve her seferinde kaçışını, cezaevine düşüşünü vs…

okumak için tıklayınız

‘Kırmızı Fare’de Pazarcık – Mehmet Söğüt

Francis Bacon, ”İntikam vahşi bir adalettir?? der. Aslında Bacon, adaletin olmadığı yerde müdahaleci olmamız gerektiğini söyler. Nitekim olan da budur. Bu isyankârlığımızın temelinde, son yüz yıl değil, bin yıllık bir süreç yatar. Kaçan, göçen, görüldüğü yerde öldürülen ve her türlü adaletsizliği yaşayan bir kavmin çocuklarıyız. Öldürülmüş, acıtılmış, zehirletilip iğdiş edilmişiz

okumak için tıklayınız

Öyküler ve kokular – Mehmet Söğüt

Bazı edebiyatçıların eserleri buram buramdır. Her bir satırına kokular sinmiştir; alın teri, makinelerin, çiçeklerin, hüznün, sevincin, endamlı sevgililerin, insanların ve anaların kutsal kokusu? Bir hoş oluruz bu kokularla. Gemilerimiz yelken açar. Alıp bizi geçmişe götürürler. Sevdiklerimizin kokuları dolar yüreğimize. Onlarla güler ve onlarla derin hüzünlerin okyanusuna dalarız. Hem hayat bir anılar toplamı değil midir? Bu

okumak için tıklayınız

Lenin’in İsviçre Günleri’ne Dair – Mehmet Söğüt

Tarihe damgasını vurmuş büyük liderler, edebiyatçı ve sanat adamlarının yaşamına her zaman ilgi duymuşumdur. Uğradıkları mekanlar mistik bir hal alır gözümde. Tarihin kokusu sinmiştir o mekânlara ve değeri milyon kat yükselir içimde. Lenin de bildiğim mekanlarda yaşamış bir zamanlar. Mülteciyken bile boş durmamış ve İsviçre’nin işçi sınıfıyla ilişki kurmuş. Bir taraftan da Rusya’daki devrimci mücadeleyi

okumak için tıklayınız

Katliam Öyküleri – Mehmet Söğüt

Yazar Fikret Güneş farklı bir yazar. Kitaplarında Alevi ve Kürt katliamlarını kendine eksen alır. Olanları adeta gözümüzün önünde canlandırır. İnsanların dramlarını okudukça nutkumuz tutulur. Yaşananlar yüreğimizi burkar. Ve insanlığımızdan utanırız. Dersim, Maraş derken, sıra Çorum Katliamı?na gelmiş. Gitmiş mağdurlarla görüşmüş, onların anlattıklarını ve yaşadıklarını öyküleştirmiş. İyi de yapmış yazarımız. Fikret Güneş?in ?Kırkların Direnişi? adlı kitabı

okumak için tıklayınız

Mucizevi Hayatlar üzerine – Günay Aslan

Sürgündeki yazın emekçilerimizden Mehmet Söğüt?ün ?Mucizevi Hayatlar? adını verdiği öykü kitabı, yakın zamanda Sınırsız Kitap Yayıncılık tarafından yayımlandı. Söğüt kitabında kendi ülkelerinden uzaklara (İsviçre) savrulmuş çeşitli uluslardan insanları anlatıyor. Mucizevi Hayatlar insan hikayelerinden oluşuyor. Kitapta böyle 24 öykü yer alıyor. Yazarımızın içten, yalın bir dille anlattığı insan hikayelerinin her birinden okur hayata ve insana dair

okumak için tıklayınız

Cennet Bilek’in kitabı: Babil’de Sürgün – Mehmet Söğüt

Bu son yıllarda okuduğum en iyi romanlardan biri Babil’de Sürgün adlı kitap. İnsanı alıp geçmişe götürüyor; dayak yiyişlerimize, hakaretlere… Çocukluğumuzda yaşadığımız ayrımcılıklar bir bir gözlerimizin önünde geçiyor. Kitabı okurken hüzünleniyoruz. Düşünüyoruz. Kadim halkın evladını kendisine konu aldığı için, sevinçli hiçbir anına rastlamıyoruz. Ve insanı bir kimlik arayışına götürüyor. Romantizim, sosyoloji, felsefi ve psikolojik öğelerle romanını

okumak için tıklayınız

Cinler, şeytanlar ve melekler – Mehmet Söğüt

Doksan yıllık bir eziyetin ve direnişin hikayesini yazmak zor olsa gerek. İçinde çıkıp geldiğimiz coğrafya acılara, direnişlere ve ihanete gark etmiştir. İbni Haldun, ??Coğrafya kaderdir,?? der. İşte insanlarımızın kaderi o coğrafyanın içinde bulunduğu durumla ilintilidir. Ve içinde geçilen zaman da önemlidir. Eğer baskı altındaysa o topraklar, payımıza bazı şeyler düşecektir elbette.

okumak için tıklayınız

Kaderi dirence dönüştürmek – Mehmet Söğüt

Bir roman okudum. Kuyumcu inceliğiyle işlenmiş bir roman. İncelikli, derin ve insanı alıp ta gerilere götüren. Ağlatan. Aşık ettiren bir roman. Sayfalar ilerledikçe bir insanın her zaman nasıl kendi doğal çevresini aradığını ve doğal çevresinin içinde nasıl rahat ettiklerini görüyoruz. Ermeni Katliamı?ndan sonra yaşanan trajedeleri okudukça roman sizi alıp götürüyor. Romanın yarattığı atmosferin içinde yaşadıklarınız

okumak için tıklayınız

Mehmet Söğüt’ün “Mucizevi Hayatlar” adlı öykü kitabına dair – İsmail Güner

Mehmet Söğüt’ün Sınırsız Kitap ve Yayıncılıktan çıkan “Mucizevi Hayatlar” adlı kitabını bir solukta okudum? Sevgili Mehmet’i, belli bir süredir tanırım. Hayatın her hâlini yaşamış, hayatın zorlu yaşamından öğrenmiş bir insandır. Kitap’ta Avrupa’ya savrulan mülteci insanlarımızın yaşamını konu alan hikâyelerini okuyacaksınız. Aynı zamanda güneş ülkesinin çocuklarının direnişini içeren, acıları, kederleri ve mutlulukları okurken bir kez daha

okumak için tıklayınız

Geçilen Yollar – Mehmet Söğüt

Cennet Bilek’i ilk romanlarıyla tanıdım. Duygu dolu ve ezilenden yanaydı. Bir Türk olarak Kürt’tü. Alevi, solcu ve anarşist… Aykırıydı alabildiğine. Farklıydı. İnce, narin bir ruha sahip olduğunu her paragrafında hissettiriyordu. İnsanlıktan yanaydı. Eşitlikten yanaydı. İnsan kokuyordu eserleri. Ve bir şiirsellik vardı romanlarında. Yazar yanını biliyordum ama, Sınırsız Kitap ve Yayıncılık’tan çıkan, ”Geçtiğin Yollar Benim” adlı

okumak için tıklayınız

Tonton Miyam Miyam* – Mehmet Söğüt

Bir yıl boyunca durmadan çalışmıştı fabrikada. Saat kordonlarını parlatırken kemiklerine kadar işlemişti yorgunluk. Yorgun argın yüzleri görmekten bıkmıştı artık. Farklı ve yorgun olmayan yüzler görmek istiyordu. İçi mengeneyle sıkılıyordu sanki. Mutsuzdu. Cebindeki parasıyla bir hafta boyunca yiyip içip dinlenecekti. Bunları düşünürken susadığının farkına vardı. İlk dinlenme yerinde durdu. Çeşmeden doyasıya su içti. Sıcaktan ortalık kavruluyordu.

okumak için tıklayınız