Tüm zamanların en iyisiydi, belki de en kötüsü de… – Charles Dickens

charles_dickensBİRİNCİ BÖLÜM
Çağ
Tüm zamanların en iyisiydi, belki de en kötüsü de… Bilgeliğin çağıydı. Aptallığın çağıydı, inançların dönemiydi, inançsızlığın da. Mevsim aydınlığın mevsimiydi, belki de karanlığın… Umut’un baharını, umutsuzluğun kışını yaşıyordu. Her şey geleceğindi. Gelecek hiçlikti aslında. Hepimiz cennete gidiyorduk; ya da tersine, cehenneme. Gün bugüne o denli benziyordu ki, gürültücü yetkililerden kimi, karşılaştırmaların yalnızca üstünlük açısından yapılmasında direnir oldular.

İngiltere tahtında koca çeneli bir Kral ile sıradan yüzlü bir Kraliçe vardı. Fransa tahtında ise geniş çeneli bir Kral ile güzel yüzlü bir Kraliçe oturuyordu. Her iki ülkenin soylu ve sorumlu beyleri her şeyin yolunda olduğundan, sonsuza dek de öyle kalacağından en ufak bir kuşku duymamaktaydılar.

Bugünlerde madde ötesi ile ilişkilerimiz ne denli sıkı fıkı ise, o günlerde de “öte”den gelen haberlerde benzer bir artış olmuştu. Ünlü gelecek habercisi Bayan Southcott, yirmi beşinci yaşını birkaç gün önce geride bırakmıştı. Koruma Kıtası’ndaki bir asker Londra ve Westminster’ın yok olması için hazırlıklar yapıldığını bildirmişti. Cock Sokağı hayaleti ortadan çekileli şunun şurasında on iki yıl ha vardı ha yoktu.
Doğaüstünün özgürlüğünden pay almamış hayaletler söyleyeceklerini bitirip tüketmişlerdi. Amerika’daki İngiliz yurttaşlarının kurduğu meclis gibi önemsiz dünya haberleri Krala ve topluma daha yeni yeni ulaşıyordu. İşin tuhaf yanı da bu dünya kökenli bilgilerin, Cock Sokağı kuşlarınca iletilenlerden daha etkin çıkmasıydı.

Tanrı katında kalkan ve üç çatallı mızrak taşıyan kız kardeşinden daha az destek bulan Fransa, inanılmaz bir yumuşaklıkla tepe taklak gitmekte. Hıristiyan öğretisi ışığında, bir gencin ellerinin koparılmasını dilinin kesilmesini, altmış metre öteden geçen kırtıpil bir rahip yığınına selam vermediği için diri diri yakılmasını buyurmak türünden gösterilerle kendini eğlendiriyor. O zavallı can verirken, Fransa ve Norveç’in ormanlarında Oduncu Yazgı’nın işaretlediği ağaçlar yetişmekte. Bir gün gelip kesilecekler, tahtaya dönüşecekler, içlerine yerleştirilen bıçak onları tarihte eşi benzeri bulunmayan korkunç bir nesneye çevirecek. Paris çevresin-deki köylerde balçıkla sıvanmış, domuzların kokladığı, tavukların tünediği arabalar var. Ola ki Çiftçi Ölüm onları İhtilalin kurbanlarını yolcu etmek için ayırmıştır.

İngiltere’de ulusal gururu haklı kılacak ne düzen, ne güvenlik var. Geceleri silahlı kişiler başkentte bile soygun düzenliyorlar. Eşkıya yolları kesiyor. Kentten uzaklaşacak ailelere yetkililerin verdiği öğüt, eşyalarını depolamaları! Gece yol kesen haydut, gündüz esnaf oluyor. Esnaf arkadaşları, yollarını kesenin yüzünü tanıyorlar. Kendine “Kaptan” adını takmış. Kafasından vuruluyor. Posta arabası yedi haydut ta-rafından durduruluyor. Arabacı üçünü öldürüyor, kalan dört kişi onu vuruyor. Cephanesi çıkışmamış.
Sonra da arabayı rahat rahat soyuyorlar. Turnham Green’de Londra Valisi her şeyini haydutlara vermek zorunda kalıyor ve herkesin önün-de rezil oluyor. Londra hapishanelerinde tutuklular gardiyanlara karşı savaş vermekte. Adaletin yüceliği, üzerlerine ateş açıyor. Saray odalarındaki soylu beylerin boyunlarından elmaslı harçlar yürütülüyor. St. Giles’de kanunsuz malları araştıran silahşörlere serseriler ateş açıyor, silahşörler de kalabalığa. Ve tüm bu olayları olağan saymayan kimse yok.

Bütün bu olup bitenin orta yerinde ise cellât var. Sürekli iş başında her zamankinden daha işe yaramaz ve her zamankinden çok aranan, o. Uzun kuyrukları çözüyor. Cumartesi günü ev soyan birini Salı günü yakalanır yakalanmaz asıyor, Newgate’de düzinelerle el yakıyor, Westminster’da ise düzinelerle bildiri. Bugün bir katilin, yarın çiftçinin oğlundan metelik çalan hırsızın canını alıyor.

Bunlar ve binlerce benzer olay, bin yedi yüz yetmiş beş yılını da doldurup tamamladılar. Oduncu ve çiftçi umursamaksızın çalışırken, geniş çehrelilerle güzel ve sıradan suratlılar ayaklarını sıkı basıp, kutsal yetkilerini bol keseden kullanmaktaydılar. Bin yedi yüz yetmiş beş yılının önüne ka-tıp sürüklediği haşmetliler ve öykümüze konu olacak milyonlarca ufak yaratık bunlardı işte.

Charles Dickens
İki Şehrin Hikayesi,

Yorum yapın

Daha fazla farkettiren yazılar, Makaleler
“Karşın”cı Orkun Levent Boya – Müslüm Kabadayı

Edebiyat-sanat dünyasının sessiz kahramanları vardır. Ün düşkünü ya da popülerlik peşinde koşan çapsızlara KARŞIN dergi çıkararak, yayınları okurlara bin bir...

Kapat