Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız

DervişAydın Akkoç’un, onun dört çocuğuyla, Semiramis Uyar’la, Şeyda Uyar Dikmen’le, Tunga Uyar’la ve Turgut Uyar’la yaptığı söyleşiler şairle ilgili çok şey öğrenmemizi sağlıyor. Sadece şairle ilgili değil, Tomris Uyar’la, başka edebiyatçılarla, arkadaşlarıyla ilgili… Türkiye’nin (bu arada Posof’un, Terme’nin, Ankara’nın, İstanbul’un), edebiyat ortamının, gündelik hayatın “o vakitleriyle” ilgili… Ve tabii baba-çocuk ilişkileriyle ilgili de çok şey öğreniyor, çok inceliklere tanık oluyoruz bu kitapla.Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız; hem biyografik, hem belgesel, hem uzun bir hikâye gibi bir narin kitap…

Şairin bir biyolojik evlatları vardır, bir de kelimelerden, harflerden yapılmış çocukları. Şair ikisine de aynı gözle baksa, eşit davranmak istese bile, bölüşülmesi, bölüştürülmesi gereken bir zaman süresi vardır, sınırlı bir ömür: haksızlık nerdeyse kaçınılmazdır. Gerilimi daha da artıran bir şey daha var. Şair sadece baba değildir, çocuktur da: Kendi şiirlerinin çocuğu, kendi yazdıklarının ürünü. Çocuk büyür, değişir; her kitapla, her şiir evresiyle ortaya farklı bir “kişi” çıkar – biyolojik çocukların babalarındaki bu değişmeyi günü gününe izlemesi beklenemez, pek mümkün de değildir zaten.Turgut Uyar, Türkçe şiirin kutup yıldızlarından biri, kuşkusuz. Şiirinin, poetikasının yanı sıra elbet şahsiyetiyle, hayatıyla da merak edilen biri… (Tanıtım Bülteninden)

Bir baba, şair – Ömer Erdem
Turgut Uyar’ın çocukları içten konuşuyor. Kaybedilmiş bir baba, yaralı izleri billurlaştırıyor.

Mahrem, dini bir mevhum olmanın yanında hâlâ sosyal bir konu, hatta baskı unsurudur bizde. Her mesleğin, her çevrenin neredeyse her kişinin mahrem, “kırmızı çizgileri” var. Açılması, deşilmesi istenmez onların. Kişiler söz konusu olduğunda, sorunlar, gerekçeler kendisince haklılık payları da üretebilir. Yazı, kurguyu, hayali, dili devreye sokarak mahremiyeti dönüştürür ve başka yönden aşabilir. Fakat biyografi söz konusu ise ve şairin, yazarın gizli kalmış dünyası açıldığında, gerçeğe bağlı ahlak mı yoksa edebiyat mı önde duracak? Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız kitabını hazırlarken bu ikilemi hep yaşamış belli ki Derviş Aydın Akkoç. Üstelik, Turgut Uyar’ın bu konudaki açık ve kesin beyanı da etkili olmuş. Akkoç, konuşmaların tam olarak, sansürsüz ne kadarını kitaba aktardı bu da bir soru olmakla birlikte, diğer önemli nokta Turgut Uyar ve başat faktör Tomris Uyar tarafından kimi belgelerin (fotoğraf, mektup vs) yok edilmiş olmalarıdır. Fakat, bir şairin çocuklarını, onların babalarına çocuklar olarak bakışını kim yok edebilir? Yeter ki söz başlasın.

Orhan Koçak, kitaba yazdığı sunuşta T.Uyar’daki “kaçışlar”dan söz açıyor. Bilgi ve belgelerin yok edilmesi, arkasından konuşulmamasını istemesi, hatta cenazesinin bile sessizce kaldırılmasından dem vurması da bu “kaçışlar”a dahil edilebilir mi? “Şiiri kaçışlarla, hayattan, anekdottan, ama kendi sözünden, kendi anlamından, kendi potansiyelinden de kaçışlarla yazabilmiş, ne olduğundan çok, ne olmadığının tasasını” çekmiş bir şair, “babalık hallerinin mercek altına alınmasının” sonunda tam görülebilir mi? Dahası, Orhan Koçak, şairi sadece baba olarak göremeyeceğimiz savında. “Şair sadece baba değildir, çocuktur da: kendi şiirlerinin çocuğu, kendi yazdıklarının ürünü…” Bu yorumlar bir yana, Akkoç’un vurguladığı bir nokta var, o da eldeki kitabın “Uyar kardeşlerin engin hoşgörüsünün ürünü” olması…Babayı açarken korkmadan yol alabilmek zor çünkü.

Sonuçta yine “hoşgörü” gibi ahlaki bir kavrama dayanıyoruz. Demek ki, hem etik hem de edebiyat bağlamında bitmez çekincelerimiz var ve toplumsal baskı yeterince yoğun hâlâ. Hem çocuklar hem de soruyu soran haklıdır da bir yandan. O onların babasıdır ve bir baba hakkında konuşulmaktadır. Söz, sonunda dönüp belki şaire, onun hayatına, yazdıklarına indirgenecektir. Bu da bir risktir. Oysa, tam da burada okuma yöntemi, okurun kalemi devreye girmeli? Elli sekiz yaşında dünyadan ayrılmış bir şairin, dünya hallerine dikkat kesilirken duracağı çizgileri belirleyip belirleyemeyeceğinin ayırdına varmalı nitelikli okur. Posof’da, gölgelenmek için, köylünün direncine dayanamayıp kendisine bir ağaç satın alan sonra da o gölge için bir nöbetçi diken şairi düşünmek daha önemli mesela.

Şairin bütün çocukları içten konuşuyorlar ve bu hissediliyor. Kaybedilmiş bir baba, geri dönüşlerdeki yaralı izleri billurlaştırıyor. Semiramis Uyar’ın aktardıkları belki hayat tecrübesi, sanatçı kişilik faktörü sebebiyle daha net. “Hakikaten el yazısıyla tek bir şiir bırakmadı ardında, dedim ya, masanın üstünde hiçbir şey yoktu son günlerinde” , “ama içindeki canavarı patlatamadı bence, o canavar çıksaydı belki rahat ederdi.” Özellikle bu son aktarım şairin “sıkıntı”sını aydınlatır mı bilinmez. 27 Mayıs’ı desteklemeyen, Edip Cansever gibi şair arkadaşlarıyla “ölmeme günü” düzenleyen, takma dişlerinin acısıyla günlerce acı çeken Uyar, baba olarak konuşulsa bile, okur bütün sözleri şiire taşımaktan da geri durmayacaktır. Hele, Tomris Uyar büyüteciyle tek taraflı büyütülmüş Turgut Uyar izleri, çocuklar tarafından başka açıdan ışıklandırılmaktadır. Bir de, bu kitabın iziyle, diğer şairler ve onların çocuklarının sesi, tekrar devreye girer mi edebiyatımızda? Düşünmeye değer.
(28.11.2014 http://kitap.radikal.com.tr/)

TURGUT UYAR’IN ÇOCUKLARIYIZ
Hazırlayan: Derviş Aydın Akkoç
İletişim Yayınları
2014, 221 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı, Makaleler
Heinrich Böll’le zamanda yolculuk: Balık Tutma Dersi

1963 yılında Anekdote zur Senkung der Arbeitsmoral adıyla Almanca yayımlanan metin, sıkı bir kapitalizm eleştirisi. Bu metnin bugün elimizde böyle...

Kapat