Uyanışlar – Oliver Sacks ‘Yaşadığımız derin umursamazlık ve yadsıma eğilimlerinden silkinmemizi sağlayan bir kitap’

Uyanışlar, 1920’lerde dünyanın çeşitli yerlerinde görülen “uyku hastalığı” salgınının kurbanı yirmi hastanın ve kırk yıl sonra, Doktor Sacks’ın gözetiminde aldıkları “mucize ilaç” L-DOPA sayesinde inanılmaz bir şekilde “uyanmalarının” hikâyesi. 1973’te yayımlanan Uyanışlar, daha sonra bir belgesele, radyo ve sahne oyunlarına ve başarılı bir filme konu oldu. Oliver Sacks bu kitapta “uyanışlar”ın uyarlanma serüvenini de anlatıyor. W.H. Auden’ın “bir başyapıt”olarak nitelendirdiği Uyanışlar, Dorris Lessing’in dediği gibi “nasıl bir bıçak sırtında yaşadığımızı anlamanızı sağlıyor.”
* ‘Uyanışlar’a başladığımda beni en çok şaşırtan şey bu tüyler ürpertici hastalıktan ziyade, bin dokuz yüz on yedi gibi yakın bir tarihte, dünyanın pek çok farklı yerinde yaklaşık beş milyon insanın artık kontrolünü neredeyse tamamen yitirdikleri bedenleri içinde kabuslu bir uykuya dalmış, ve şanslı olanlarının günün birinde ‘mucizevi’ bir ilaçla birdenbire uyanıvermiş olmalarından hiç haberdar olmayışımız oldu. Sağlık, hastalık, ilaç, modern tıp, bilim ve metafizik gibi hiç yabancı olmadığımız kavramlara getirdiği yeni açılımların okurda yarattığı ‘uyanışın’ yanı sıra, kitabın en önemli işlevlerinden biri de, unutmak bir yana haberdar bile olmadığımız bir gerçekliği gözler önüne sererek yaşadığımız derin umursamazlık ve yadsıma eğilimlerinden silkinmemizi sağlamaktır. Bu bağlamda gerek hastalara gerekse Oliver Sacks’a çok şey borçlu oluğumuzu hissediyorum.
İlk baskısı 1973 yılında İngiltere’de yapılan ‘Uyanışlar’, nörolog Oliver Sacks’ın meslek ve hatta insanlık ötesi çabaları ve gözlemlerinin ürünü. Sacks, hayatının yedi yılını, Encephalitis lethargica hastalarının tedavi edildiği Mount Carmel Hastanesi’nde hastalara ‘mucizevi ilaç El-Dopa’yı uygulayarak ve ilacın hastalar üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini gözlemleyerek geçirmiş. Çalışmalarının ilk aylarında, elde ettiği sonuçları yayımladığında meslek çevresinden bir çok olumsuz tepki görse de yılmamış ve zamanla haklılığı kanıtlanmış. Bu mucizevi uyanışın ‘şanslı’ tanıklarından biri olarak, bu şansı herkesle paylaşmak üzere büyük bölümü vaka hikâyelerinden oluşan ‘Uyanışlar’ı kaleme almış.
Kitapta öyküsü aktarılan yirmi hastayı pençesine alan Encephalitis lethargica, Parkinson hastalığı ile birlikte seyreden fakat çok daha ağır bir hastalık. Aslında iki bin yıllık bir geçmişi olan fakat son olarak bin dokuz yüz on yedi yılında yeniden ortaya çıkan ve on yıl boyunca aktif kalan bu hastalık, bedenin bir kısmının bazen de tümünün katılaşması, düşünme ve harekette tıkanma kimi zaman da hızlanma, tik nöbetleri, bakışların saatlerce bir yerde kilitlenmesi, aynı kelimenin onlarca kez tekrar edilmesi, konuşamama ve kasılıp kalma gibi etkilerle, hastayı yaşamdan ve hatta kendi benliğinden kopartan bir etkiye sahip. Bin dokuz yüz on yedi yılında tam olarak tanımlanamayan bu hastalığa yakalanan insanlar, dönemin doktorlarınca ‘histerik’ ve ‘kısmi felçli’ gibi yetersiz hastalıklarla tanımlanmış ve sonrasında elde edilen ortak bulgular sonucunda hastalığın Encephalitis lethargica olduğu konusuna mutabakata varılmış. Yıllarca kendi kaderine terk edilen hastalar için ilk umut ışığı da o güne dek çok az miktarda kullanılan, beyindeki dopamin seviyesini arttırıcı işleve sahip El-Dopa’nın Cotzias adlı bir doktor tarafından bin dokuz yüz altmış yedi yılında dozu bin kat daha arttırılarak kullanılması olmuş.
‘Uyanışlar’ın önemli karakterlerinden El-Dopa, Oliver Sacks için tıpkı hastalığın kendisi gibi, karmaşık bir muamma olma özelliğini hep korumuş. Tıpkı uyku hastalığının her hastada farklı biçimlerde kendini göstermesi gibi, El-Dopa da farklı hastalar üzerine bambaşka etkiler yaratmış. Neredeyse yarım yüzyıldır sessizliğin ve hareketsizliğin karanlık dünyasına gömülen hastalar, yalnızca bir hafta içinde eski hareketli ve neşeli hallerine geri dönüp, adeta yeniden doğmuş. Yıllardır bacaklarını bile kıpırdatamayan hastalar hastane çevresinde yürüyüşler yapmaya, fısıldamayı bile beceremeyenler müstehcen şarkılar söylemeye başlamış. Ama bir noktada hastaların tümünde bir ‘kötüye gidiş’ ve ‘eskiye dönüş’ gözlemlenmiş. Saatler süren tik nöbetleri, bedendeki katılaşmalar ve diğer patolojik güçlükler karşı konulmaz biçimde yeniden kendini göstermeye başlamış. Oliver Sacks’ın dönemin doktorlarına kabul ettiremediği de tam da bu olmuş. Bu ‘yan etkileri’ görmezden gelmeye eğilimli doktorların hiçbiri bunların gerçekten varolduğuna ya da Sacks’ın hastalık ve tedavisi konusundaki yorumlarına inanmak istememiş. Tıpkı, salgının, sona ermesinden sonra unutulması gibi….
‘Uyanışlar’ı değerli bir deneyim kılan da Sacks’ın hastalık ve tedavi konusundaki bu sıra dışı fikirleri zaten. Doktorluk deneyimi süresince hastalarına belirli bir hastalığın taşıyıcısı değil de sağlığı ve bütünlüğü zarar görmüş birer mikrokosmos olarak yaklaşan Sacks, gerek uyku hastalığını gerekse tedaviye verilen tüm olumlu ya da olumsuz tepkileri özelde tıp biliminin genelde ise bilimin kuru ve istatiki yorumundan bağımsızlaştırarak felsefi ve insani bir bakış açısıyla incelemiş. Bu nedenle de biyolojiyi biyografi ile birleştirmeyi ve hastaları içinde bulundukları koşullarla birlikte aktarmayı seçmiş. Gözlemleri sonucuna metafizik yorumlara da ihtiyaç duyan Sacks, Encephalitis lethargica’yı insan zihni ve doğasının derinliklerine dair fikir edinebilmek için bir araç olarak kullanmış. Eğer Oliver Sacks hastalığa böyle bir bakış açısı geliştirmeyip, sağlık ve mutluluk konusunda tıp bilimi dışında kaynaklara başvurmasaydı, kitapta hikâyesini aktardığı yirmi kişinin hastalığı kadar yaşamı da anlaşılmazlığını koruyabilirdi. Eğer bu hastaların pek çoğunun, başka koşullardan bağımsız olarak sadece ilgi ve sevgi gördükleri dönemlerde ilaca verdikleri olumlu tepkilerde artış oluğu vurgulanmasaydı, bu iniş çıkışlar hastalığın muammaları arasında sessizce yok olabilir, hatta ölüm bile sıradanlaşabilirdi. Oysa Sacks, kimi hastaların onlarca yıllık sessizliğin ve yaşamdan kopuşun ardından uyandıkları dünya ile iletişim kurmakta zorluk çekerek ilaca ‘isteyerek’ tepki vermediğini ve ‘bilerek’ eski hastalıklı hallerine dönüklerini açıkça ifade eder. Hatta hastalardan birkaçı, bunu haber veren hiçbir bulgu olmaksızın hastane personeli ile vedalaştıktan sonra, doğal bir ölümle ölür.
1933 yılında Londra’da doğan, Oxford, California ve New York’ta tıp eğitimi alan Oliver Sacks, halen nöroloji konusundaki çalışmalarını sürdürüyor. Beden ve akıl arasındaki bağlantı ve kişinin farklı nörolojik koşullara uyum sağlaması üzerine yoğunlaşan Sacks’ın Türkçe’ye de çevrilmiş birçok incelemesi var: ‘Migren’, ‘Dayanacak Bir Bacak’, ‘Sesleri Görmek’, ‘Mars’ta bir Antropolog’ ve ‘Renkkörleri Adası’. Fakat, tüm bu kitaplar arasında yazarın edebi göndermeler ve metaforlarla zenginleştirdiği ‘Uyanışlar’, içerdiği derinlik ve deneyimin şaşırtıcılığı nedeniyle Sacks için de özel bir yere sahip. Ve bir de dileği var: ‘Her okur ‘Uyanışlar’a kendi hayal gücü ve uyarlılığını katıp, duygularını serbest bıraktığı takdirde kendi dünyasının garip bir biçimde derinleştiğini, yeni bir hassasiyet ve belki de korku boyutu kazandığını görecektir. Zira bu hastalar görünüşte çok farklı ve ‘özel’ de olsalar, içlerindeki evrensellik sayesinde tıpkı bana seslerini duyurup uyandırdıkları gibi, herkese seslerini duyurup uyandırabilirler’.

Sanatta ‘Uyanışlar’
Hastaların gerek hastalığa gerekse hayat karşı gösterdiği olağanüstü tepkiler yönetmen ve yapımcıların da dikkatini çekmiş ve ‘Uyanışlar’ bir çok kez sanatın farklı dallarına malzeme olmuş. İlk olarak Duncan Dallas ‘Uyanışlar’ı bir belgesel film haline getirmiş. Sonrasında Harold Pinter yine kitaptan etkilenerek onu ‘Alaska’ya Benzer Bir Yer’ adıyla sahneye uyarlamış. Hollywood da ‘Uyanışlar’a duyarsız kalmamış ve 1979 yılında gelen bir teklifle birlikte ‘Uyanışlar’ın beyaz perdeye uyarlamasına ilk adım atılmış. Senaryosunu Steve Zaillian’ın kaleme alıdığı, yönetmenliğini ise Penny Marshall’ın üstlendiği 1990 tarihli, aynı adlı filmde başrolleri Robert De Niro ve Robbie Williams paylaşmış. De Niro entelektüel hastalardan Leonard L.’yi, Williams ise doktor Oliver Sacks’ı canlandırmış. Kitapta filmin serüvenini ve oyuncuların hastalığın doğasını ve psikolojisini anlayabilmekteki olağanüstü çabalarını aktaran bir bölüm de yer alıyor.
* ONUR GÜLEN, 02/01/2004 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap eki

Kitaptan Bir Bölüm
Cecil M.92

Cecil M. 1905 yılında Londra?da doğdu. Büyük salgın sırasında uyku hastalığına yakalandı fakat tümüyle iyileşti. Yirmi yıl sonra ise (1940) Parkinson ve diğer bulgular baş gösterdi. İlk ortaya çıkan hastalık belirtisi megafoniydi ?böğürürcesine yüksek bir sesle konuşma?; bunu hırlama ve dişlerini sıkıp, gıcırdatma bulguları izledi. İlk başlardaki bu bulgular baş gösterdikten sonra birkaç ay içinde kayboldu ve bunların yerini denge kaybı, geriye doğru düşme eğilimi, telaşlı haller, donup kalma ve özellikle vücudunun sol tarafında ağırlık kazanan katılaşma ve titreme hallerinin görüldüğü Parkinson belirtileri aldı. 1942 yılına gelindiğinde, Bay M.?nin ortaya koyduğu klinik görüntü sabit bir hal aldı ve sonraki yirmi beş yıl boyunca hiçbir değişiklik göstermedi. Akıllı ve becerikli bir insan olan Bay M., tüm bu bulgulara rağmen dolu dolu bir hayat sürdürebildiğini fark etti: her gün işine arabasıyla gidip gelmeye devam etti, ailesi ve sosyal çevresiyle faal bir yaşam sürdürdü, hobilerini ve fiziksel faaliyetlerini aksatmadı ? özellikle sevdiği yüzme sayesinde yürümekten daha rahat ve akıcı bir hareketlilik fırsatı yaratıyordu.
Bay M. 1970 yılında L-DOPA tedavisine başlatıldı. Ortaya koyduğu ilk tepkileri kendi ifadesiyle şöyle açıklamıştı: ?İlk başlarda bana adeta yeni bir yaşam bahşetti. Kendimi daha canlı ve gençleşmiş hissettim. Sol kolumdaki ve bacağımdaki katılaşma kayboldu. Sol kolumu kullanarak tıraş olabiliyor ve daktilo kullanabiliyordum. Kolaylıkla eğilip ayakkabılarımın bağlarını bağlayabiliyordum. Ve elbette son derece rahat bir biçimde yürüyebiliyor, sağa sola gitmekten keyif alıyordum. Bunlar daha önce yapmaya korktuğum şeylerdi. Sol kolumdaki titreme ise neredeyse kayboldu.?
Bay M. yeniden kavuştuğu hareketliliğinin ve enerjiyle dolu hislerin keyfini sürerken L-DOPA tedavisinin on altıncı gününde, 1940 yılında kısa bir süre yaşadığı trismus (çene kilitlenmesi) nüksetti. Ertesi hafta içerisinde Bay M.?nin trismus?u öylesine yoğun ve sürekli bir hale geldi ki, artık yemek yemek ya da konuşmak için ağzını açamaz olmuştu. Bununla birlikte donup kalma, katılaşma ve titreme gibi belirtilerden oluşan Parkinsonlu halleri geri geldi ve hatta daha da kötüye gitti. Bu noktada Bay M., L-DOPA tedavisinin durdurulmasını talep etti.
Bay M. daha sonraki L-DOPA denemesi tekliflerini geri çevirdi. Bunu şöyle ifade etti: ?Otuz yıldan fazla bir süreden beri bu durumdayım ve onunla nasıl baş edebileceğimi öğrendim. Hangi noktada olduğumu, neleri yapabileceğimi ve neleri yapamayacağımı tam olarak biliyorum. Her şey bir günden diğerine değişmez ? ya da en azından L-DOPA kullanana kadar bir değişiklik olmamıştı. İlacın etkisi ilk başta çok hoştu fakat sonra fayda sağlamaktan çok zarar vermeye başladı. İlaç olmadan da mükemmel bir şekilde hayatımı sürdürebiliyorum ? L-DOPA?yı neden bir daha deneyeyim??

Kitabın Künyesi
Uyanışlar
Yazar: Oliver Sacks
Çevirmen: Erhun Yücesoy
Sayfa: 496
YKY’de 1. Baskı: 2003

Oliver Sacks Hakkında Bilgi
Oliver Sacks 1933 yılında Londra?da doğdu. Burada başladığı tıp eğitimini Oxford, Kalifornia ve New York?ta sürdürdü. Halen New York University School of Medicine, Albert Einstein College of Medicine ve Beth Abraham Hospital?ın nöroloji bölümlerinde görev yapmaktadır. İncelemelerini, bedenle akıl arasındaki bağlantı ve kişinin farklı nörolojik koşullara uyum sağlaması üzerinde yoğunlaştırmıştır. Başlıca yapıtları: Migraine (Migren, 2002, İletişim), A Leg to Stand on (Dayanacak Bir Bacak, 2001, İletişim), The Man Who Mistook His Wife for a Hat (Karısını Şapka Sanan Adam, 1996, YKY), Seeing Voices: A Journey into the World of the Deaf (Sesleri Görmek, 2001, YKY), An Anthropologist on Mars (Mars?ta Bir Antropolog, 1997, İletişim), The Island of the Colorblind (Renkkörleri Adası, 1998, YKY), Awakenings (Uyanışlar, 2003, YKY).

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Foucault Sarkacı – Umberto Eco ‘İrrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 sayfalık bir serüveni’

Umberto Eco'nun ikinci romanı Foucault Sarkacı (Il pendolo di Foucault), kısaca, bilimdışı gerici düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık...

Kapat