“Uyuyor, uyuyor o! Uyuyorsun değil mi?” | İkinci Hayat – Sedat Kaygalak

Nazar?ın ceviz içini çiğneyecek kadar dişleri yoktu, pestili vantuzluyordu. Hollanda?daki teyzemin eşi Efkan amca getirmişti bu emaneti bize ve teslim ederken Kürtçe olarak dile getirdiği içselleşim nenemdeki susumdu artık:
?Evlât cevizdir ama torun cevizin içidir…?
Ertesi gün nenem aniden fenalaşmış ve Bingöl?e yetiştirilmek istenirken köyün deli atı Brusk?un çektiği kızakta son nefesini vermişti.
Bir zamanlar kendisini gelin olarak bu köye getiren atın adı da Brusk idi. Ki o atın hikâyesi hâlâ Kârer yöresi diye anılan civarda efsaneydi. O zamanların gençlik figüranı Dede Hüseyin?in Brusk adında, hızıyla, gücüyle ve güzelliğiyle nam salmış ak mı ak bir atı vardı.
?…Derler ki atın namı, sahibinin namıdır.

At ne kadar namlı olursa, o kadar da kıskananı olurmuş.
Brusk?a gözünü koyan hırsızın biri, en durulmayacak sabahın gecesinde gizlice ahıra girmiş ve üzerine atladığı Brusk?u sürmüş kendi masalına.
Brusk?un kişnemeleriyle uyanan Dede Hüseyin, olan biteni anlar anlamaz ahırdaki diğer atına atlayarak hırsızı takibe koyulmuş. Kovalamaca başlamış böylece. Öyle hızlı geçmiş ki zaman, onlar kadar kimse anlatamamış.
Takibin sonunda Dede Hüseyin hırsızın ve Brusk?un ensesindeymiş. Tam Brusk?a yapışmak, hırsızın üzerine atlamak üzereyken, aklına Brusk?un namı gelmiş!?

Nazar, yatağında yorganını sırtına dolayarak beni merakla dinlediğinin farkındaydı. Dişlerini fırçalamayı unutmamıştı.

?…geçilmezdir ya, Brusk?u geçse olmaza gelmiş.

Masalı çıkmaza gelmiş?

Hırsıza seslenmiş:
?Atın sağ kulağını ısır!.. O zaman kimse ulaşamaz size! Sağ kulağını dedim salak, saağ!? demiş.
Hırsız şaşkınca eğilip denileni yaptıktan sonra arkasına baka baka küçülürken kaybolmuş Brusk?un üstünde.?

Nazar, yorganını üzerine çekmişti kendince, soru sormamıştı masalında uyumak isterken.

***

Aslında aramızda en çok zorlanan küçük kardeşim Ferhan?dı.
Dört yaşından sonra her yaz aylarca Bingöl?de köyde nenemin yanında kalan Ferhan, neredeyse artık Türkçeyi unutmuştu ve esmerdi. Kirpikleri kirpiklerimizden uzundu, gözleri gözlerimizden kara. Ben ve kız kardeşim Gülperi hiç Kürtçe bilmediğimiz için onu çoğu zaman anlayamıyorduk. Okula başladığında da en büyük sorunu olacaktı bu. Neneme de çok bağlanmıştı hâliyle. Ama bunların ötesinde Ferhan?da bir gariplik vardı. Babam köyden uzaklaştıkça ve Ferhan?ın yaşı ilerledikçe daha da belirginleşen bir gariplik. Hemen hemen kimseyle konuşmuyordu doğru dürüst. Böylesine sorunlarla dolu ilkokulun dördüncü sınıfını bitirdikten sonra ?Ben artık okumayacağım!? diyerek yolunu kendince bula bula köye, nenemin yanına kaçmış ve çobanlık yapmaya başlamıştı. Babam defalarca Ferhan?ı köyden geri getirmek için gidip geldi. Ferhan da her seferinde köye, nenemin yanına kaçıp durdu. Liseye başlıyordum. Ferhan on dört yaşındaydı, köyden ayrılmamıştı. Delikanlının teki olup çıkmıştı. Saçlarını uzun bırakmayı seviyordu ve civar köylerdeki tüm güzellerin canını yakacak kadar yakışıklıydı. Yaşına göre fazla iriydi hem. Benden daha güçlü ve diri bakıyordu.
Gülperi?yle ikimiz, her yaz tatilinde babamın bizi köye götürmesini iple çekiyorduk. Çünkü orada yaşayan bir kardeşimiz vardı, her yaz giderek dilsizleşen esmer parçamız…

***

Victor?u götürüyorlardı. Yani benim de bu evden ayrılma vaktim gelmişti. Ayrılırken, kafesin içinde bana attığı bakışı unutamam. Oysa sadece kedinin biriydi Victor, sadece bir kedi… Veteriner:
?Oldukça yaşlı. Ömrünü doldurmuş ve kederli. Fazla yaşayacağını da sanmıyorum zaten, iki üç güne kalmaz…? demişti. Minibüsün arka kapısını tekrar açmasını rica ettim. Bir zamanlarının avı fare kadar küçülmüş bedenini süsleyen süt beyaz tüylerinden dört günden beridir eser yoktu. Kül rengiydi. Kafesin köşesinde kendine kalmıştı. Mandalı indirdim. Gözlerini hafifçe aralayıp boşluğa baktı ve sonra yine kapattı. Victor?un o rengini aradığım yumuşacık tüylerini son kez okşuyordum:
?Topraktan ödünç aldığın, anlamadığım dilsiz bedenin dilime karışıyor yine de… dilimiz ecelmiş. O dilin içindeymiş. Sana hoşça kal demek istedim tekrar. Ne bileyim işte. Sen anlıyorsun ya, yeter.?

***

?…Annesi, rahminden düşen şehvetin nefesini koklarken uyuyamayacaktı. Çünkü hatırındaydı yitirdiğinin kokusu. Bir kez daha sordu oğlunu böyle:
?…Oğlum??
?…?
?Serdarım?..?
?…?
?Vallahi değil! Uyuyor, uyuyor o! Uyuyorsun değil mi? Uyuyorsun sen! Meme vaktin gelmedi, biliyorum ama sesini duyayım dedim. Bebeğim… Kalksana! Uyansana??
?…?
?Bebişim…?
?…?
?Civanım?..?
?…?
?Hadi, kalk; uyan ve ağla! Yeter ki ağla!?
?…?
?Ağla!..?
?…?
?Ne olursun ağla!?
?…?
?Babana ne derim ben şimdi??

Sedat Kaygalak?ın Babil Yayınları tarafından yayımlanan 15 öykünün yer aldığı ?Dönüş? adlı ilk kitabından sonra  roman alarak kaleme aldığı ?İkinci Hayat? adlı ikinci eseri aralık ayının son haftasında raflardaki yerini aldı.

Arka Kapak Metni

…..
Her insanın kendisine ait öznel bir dış dünya gerçekliği var. İnsanoğlunun öznel gerçekliklerinde duyumsanan hayatın varolmanın bir belirteci olabilmesi giderek uzaya doğru uzadıkça ve gerçek olarak tanımlayabildiklerimizin sandığımız gerçek olmama, olamama eskizi kendine has yorumlamalarıyla evrenin derinliklerinde sustukça, insanların birbirlerini artık dinlemeye tahammüllerinin kalmadığına inanıyorum.
Şeylerin yanılgı olabilmesi olgusu üzerinde durduğumuz yanılsamalarımız, yapabildiğimiz belki de; yaşamın şaka, evcil bir rüyâ ya da oyun olmasına aitliğinde. Bazan tahammülsüz, bazan sabır ve bazan kibrimizle. Ki Serhat?ım… Bunu artık anlayabiliyorum. Bu tahammülsüzlük asıl tahammülmüş gibi beni şeffaf bir platforma sokarken, gözlerimizin önünden tüm inandırıcılığıyla hayat akmakta zamanın kederinden. Zamansız bir uzay düşünürsem, bu uzak da yoktur. İnsanoğlu zamanı keşfetmemiştir, kendince tanımlamıştır. Geçmişimiz, bunun en belirleyici ve sadece kendimizin güleryüz gösterdiği deneyimdir. Geçmişin geçmiş olduğu gerçeği şimdiye kadar bildiğimiz bir gerçeklik iken, ötede duran ne varsa hepsi ihtimaller üzerinde duran bir gerçekliktir. Eğer ben sandığımız gerçeklikle hâlâ kendimle konuşabiliyorsam başka mücbirle kalan varlığımın farkındayım ve ben şu an bu olasılıkla varım.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Şehir ve Şehir – China Mieville

Bilim kurgu/fantastik edebiyat alanının "Nobel"i ARTHUR C. CLARKE ödülünü üç kez kazanan tek yazardan varoluşsal bir polisiye... Yayınlanışının hemen ardından,...

Kapat