Vadide, Steinbeck’le birlikte…

Bir yüzyıla damgasını vuran muhteşem romancılığının yanı sıra öykü türünde de nefis örnekler veren John Steinbeck’in erken ama erken olduğu kadar da olgun öykülerinin bir araya gelmesinden oluşan bir çalışma Uzun Vadi.

“Kışın koyu gri sis perdesi Salinas Vadisi’nin gökyüzüyle ve dış dünyayla olan ilişkisini kesmişti. Sis, vadinin etrafını saran dağların üstüne oturmuştu. Kocaman vadi bu haliyle kapağı kapalı bir tencereye benziyordu. Vadinin geniş, engebesiz tabanında pulluğun demiri derin kazmış, kara toprağın parçalara ayrıldığı yerlerde madeni pırıltılar yaratmıştı. Salinas nehrine bakan dağın eteklerine kurulu hayvan çiftliklerindeki anızlık topraklar güneşin soğuk ve solgun sarı ışığıyla boyanmış gibi olurdu ama şimdi, yani Aralık ayında vadide güneş ışığına rastlamak pek olacak şey değildi. Nehir boyunca uzanan sık söğüt dizisi keskin, parlak sarı yapraklarıyla alev alev parlıyordu. Sessizlik ve bekleyiş zamanıydı. Hava serin ve yumuşaktı.” Evet, Salinas Vadisi’ndeyiz, Steinbeck’in hem doğduğu hem de bir yazar olarak yeniden var olduğu yerde. 20. yüzyılda, ABD’de, endüstrileşmeye yüz tutmuş tabiatın ortasında, insan ruhunun derinliklerinde gezinmekteyiz; hem doğaya hem de insana dair uzun, çarpıcı betimlemeler dünyasında türlü talihsizliklerin, aşkın, suçun, hayal kırıklıklarının, umudun dünyasındayız yani… John Steinbeck’in dil ve duygu evrenindeyiz… Bir yüzyıla damgasını vuran muhteşem romancılığının yanı sıra öykü türünde de nefis örnekler veren John Steinbeck’in erken ama erken olduğu kadar da olgun öykülerinin bir araya gelmesinden oluşan bir çalışma Uzun Vadi. 1938 yılında yayımlanmış, hiç ama hiç beklenmedik bir şekilde o yıllarda hiç tanınmamış olan bir yazara göre çok satmış. (Tam 8 bin kopya!)

Kadın ve erkek dengesi

Steinbeck’in yazarlığına dair ne biliyorsak hemen hepsini barındırıyor Uzun Vadi’de yer alan öyküler: Harika bir dille, insana dair iyi ve kötü, sevinçli ve kederli, suçlu ve masum ne varsa ayırt edilmeden anlatılıyor, yüreğimize dokunuyor. Yukarıda girişinden alıntı yapmaktan kendimi alıkoyamadığım “Krizantemler” öyküsüyle başlıyor Uzun Vadi. “Krizantemler,” bir kadın öyküsü, hemen ardından gelen “Beyaz Bıldırcın” da öyle. Steinbeck gerçekçi bir yazar olarak bilinir, bilirim. Ancak söz konusu iki öyküde de bariz bir şekilde görüleceği gibi olağanüstüye, sezgilere karşı da ciddi bir eğilimi vardır. Bu eğilimi üstü kapalı bir gotik anlatımla taçlandırır. Kadından, doğanın dişil, kaotik, karanlık ruhundan doğan korkuyu, erkeksi paranoyayı, hem kadın erkek ilişkileri hem de onları yerleştirdiği doğa manzaraları üzerinden tartışır. Kocaman bir çiftliği tıkır tıkır işleten kocasının yanında çiçek bahçesiyle ve özellikle krizantemlerle ilgilenen hassas Elisa Allen’ın bir günü, bize doğayla sorgusuz sualsiz birleşen kadın ruhunu anlatır. Toprağa sabitlenmek mi, yoksa evine uğrayan o gezginci tamirci gibi, hiçbir yere bağlanmadan gezmek, kalıcı, dayanıklı hiçbir şey üretmemek mi? Elisa, bir an hiç düşünmediği sorular ve cevaplar arasında salınır. Öykünün kendisi işte bu salınma anıdır.

Görsel: Ali Çetinkaya

“Beyaz Bıldırcın” öyküsünde ise hastalıklı bir şekilde evine ve bahçesine bağlı Mary aracılığıyla, kadın cinsinin en karanlık yüzüne değinir Steinbeck; üstelik korku dolu bir cesaretle yapar bunu. “Derken olağanüstü bir şey oldu. Çalılıklardan beyaz bir bıldırcın çıktı. Mary donup kaldı. Evet, bir bıldırcındı bu, hiç kuşku götürmezdi, kar gibi bembeyazdı. Ah, harikaydı! Müthiş bir keyif dalgası, infilak etmek üzere bir keyif kabarcığı doldurdu Mary’nin göğsünü. Soluğunu tuttu. Küçük, narin, beyaz, dişi bıldırcın sıradan bıldırcınlardan uzaklaşıp havuzun öteki tarafına geçti. Durdu, çevresine bakındı, sonra da gagasını suya soktu. ‘Bak sen!’ diye sessiz bir çığlık attı Mary. ‘Tıpkı benim gibi. Bakmışsın benmişim o.’ Güçlü bir haz duygusu tüm vücudunu titretti. ‘Benim ruhum gibi bu, ruhumun tam bir safiyete ulaşmış hali. Bıldırcınların kraliçesi olmalı. Şimdiye kadar başıma gelen her güzel şeyi tek bir güzel şeye dönüştürdü.'” Peki Mary’nin kocası Hary, bu harika şeyle nasıl baş edecektir? Kadın cinsinden yayılan tekinsizlik erkeği neye yöneltir? Bıldırcınların kraliçesinin sonu hazindir. Bilmeyiz, ama Hary ve Mary’ye de bundan sonra pek şans vermeyiz.

Kitapta dikkat çeken bir diğer öykü ise “Kaçış.” Erkeksi bir büyüme öyküsü bu. Steinbeck, diğerlerinde olduğu gibi bu öyküde de kadın ve erkek dengesini bozmaz. Her ne kadar adam öldürüp dağa kaçan eli silahlı, çok genç bir erkeğin hikayesi olsa da, “Kaçış”ın kaderini oğlanın annesi yazar. “Unutmayın ki çocuklar erkek adama ihtiyaç duyulduğunda erkek olurlar,” diyen bir annedir o. Toplumsal cinsiyet kavramını ortaklaşa kuran ikiliğin bir tarafıdır.

İnsan insana ne yapmaktadır?

Pulitzer ve Nobel ödüllerinin sahibi, Gazap Üzümleri’nin, İnci’nin, Bitmeyen Kavga’nın, Fareler ve İnsanlar’ın yazarı John Steinbeck, ilk bakışta insanı ve insan ruhunu anlamak üzere kaleme kağıda sarıldığını düşündürür okuruna ama hemen sonra en büyük dertlerinden birinin endüstri toplumu olduğunu hissettirmeyi başarır. İnsanın değiştirdiği dünyada canlı cansız herkese, her şeye bir şeyler olmaktadır kuşkusuz, peki insana ne olmaktadır? İnsan kendi elleriyle yarattığı bu değişimin içinde kendine ne yapmaktadır? Doğaya yapılanlar, insana da yapılmış sayılmaz mıdır? Sorduğu ve düşündüğü yerde, Steinbeck edebiyat için, insan için başyapıtlar doğurmuştur.

Steinbeck, 20. yüzyıl ABD’sini her yönüyle ele alan bir yazar. Bu, günümüz okurunu itebilecek bir tanımlama olabilir, farkındayım. Hatta bugün ABD’liler için bile Fitzgerald ve Hemingway’in gölgesinde kalmıştır. Ancak bu noktada iyi tahlil etmemiz gereken bir şey var. Onun, 20. yüzyıl ABD’sini anlatmış olması demek, kapitalizmle karşılaşmanın ve onun önünde tekrar tekrar kaybetmenin romanını yazdığı anlamına gelmektedir. Bu haliyle evrenseldir Steinbeck; duyarsız kalınamayacak kadar evrensel. Onu evrensel kılan bir diğer özelliği de dili ve anlatım biçimidir tabii. Bir betimleme ustasıdır. Herhangi bir romanını ya da öyküsünü okuduktan sonra bir daha onu unutmanız mümkün değildir. Hem hafızanızda hem de yüreğinizde yer etmeyi başarır. Sinemaya en çok uyarlanan yazarlardan biri olmasının sebebi de budur kanımca.

Uzun Vadi, iyi okurun asla gözden kaçırmayacağını düşündüğüm bir öykü kitabı. Nefis çevirisiyle de Türkçeye çok güzel bir hediye.

Oylum Yılmaz

29-12-2014 http://www.sabitfikir.com/

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları
Bir Yılbaşı Öyküsü – Vladimir Dudintsev “Bir dakikasını bile ziyan etmek istemeyeceğimiz bir hayat ve her saniyesini yüreğimizde hissedebileceğimiz günlerin hayalini kurmak…”

Vladimir Dudintsev, Bir Yılbaşı Öyküsü'nü yazdığında bu öykünün Türkiye?de bu kadar sevileceğini tahmin edemezdi. İnsanlığın derin aclarını dindirmek için uğraş...

Kapat