Yanlış Evrim: Şeker Hastalığından Ayak Mantarına…Vücudumuz Modern Yaşama Uyumlu Değil!

yanlış_evrimBugünün insanları, göçebe atalarımız için gerçekte var olmamış hastalıklarla uğraşıyor. Bunlara uyum sağlayabilir miyiz?

Çalışma sandalyeme oturup, bilgisayarıma notları sırayla girerken ve İnsan Vücudunun Öyküsü adlı kitabı okurken kamburlaştım. Bu kitap, fazlasıyla ve rahatsız edercesine vücudum hakkındaki bilgilerin farkında olmamı sağladı. Belimdeki ağrıyı dindirmek için esnedim. Pencereden dışarı göz attığım zaman, bahçe hayal meyal görünüyordu. Gözlüklerim neredeydi? Ayak parmaklarım ısınmış ve kaşınıyordu: Ayak mantarım yine alevleniyordu.

Kitaba döndüm. “Bu bölüm muhtemelen tam şu anda yaptığınız üç harekete odaklanıyor: ayakkabı giymek, okumak ve oturmak.” Tamam, yapıyordum. Daha normal ne olabilirdi?

Harvard Üniversitesi’nde, insanlar üzerinde çalışan evrimsel biyolog, Daniel Lieberman’a göre ayakkabılar, kitaplar ve çalışma sandalyeleri hiç de normal değildi. Vücudumun şikayet etmek için iyi bir sebebi vardı çünkü bu aksesuarlar için oluşmamıştı. Çok fazla oturmam sırt ağrıma, kitaplarla ve bilgisayar ekranlarıyla genç yaşta çok fazla vakit harcamam miyobuma neden oldu. Ayrıca rahat ve konforlu ayakkabılar; yangılı ayak nasırına, ayak parmakları arasında mantar ve taban fasiiti (zayıflamış ayak taban çukurlarının altındaki dokunun bir iltihabı) dâhil ayak sorunlarına neden olabilirdi.

Bunlar obezite, 2. tip diyabet, kemik erimesi, kalp hastalığı ve ayrıca dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan bölümlerinde yükselişte olan çoğu kanser ile karşılaştırıldığında ufak tefek şeylerdi. Bu ciddi hastalıklar birkaç ortak özelliği paylaşıyor: kronik, bulaşıcı olmayan, yaşlanmayla ciddileşen, refah ve kültür tarafından güçlü bir şekilde etkilenen hastalıklardır. Modern tıp bunlar için tedaviler öne sürdü fakat bunlar hiçbirine çare olmadı; ölümler ve sakatlıklar artmaya devam ediyor.

Lieberman, evrimsel bakış açısının vücudun zaman içindeki “görünmez tehlikelerini” anlamak için önemli olduğunu söylüyor. Görüşünü anlamak zor olmadığı gibi bunu ilk kez ortaya atan kişi de o değil. Bu kuram uyumsuzluk kuramı olarak adlandırılıyor: Bizim erken insansı atalarımız küçük, gezici takımlar halinde yemek aradı ve avlandı. Afrika’da bir milyon ve daha fazla yıldır, evrim onların vücutlarını ve davranışlarını, çevresel şartların yavaşça değişen sırasında, uzlaşma içinde uyarladı – buna tam olarak doğal seçilim deniyor. Doğal seçilim; yeni özellikleri rastgele şekilde deneyerek, çalışanları tutup (uyarlama, adapte olma) çalışmayanı çıkarıp, bireyin fiziksel özelliklerini ve bir bireyin diğerlerine karşı hayatta kalma gücünü arttırır ve dolayısıyla bireyin soyunun gelişimini arttırır.

Ancak, yaklaşık olarak 10.000 yıl önce tarıma geçilmesi, adaptasyonların kaplumbağa kadar yavaş olan hızını bozdu. Yerleşim yerlerindeki hayat, insanları aniden yeni yiyeceklerle, hastalıklarla ve alışkanlıklarla karşı karşıya bıraktı. Uyumsuzluğun sonucu olarak ve Lieberman’ın ileri sürdüğü gibi, artan hastalıklar; avcılık ve toplayıcılıktan çiftçiliğe geçiş yüzünden oldu.

250 yıl önce başlayan Sanayi Devrimi, kültürel değişimleri hızlandırdı ve vücutlarımızı çevremiz ile daha uyumsuz halde bıraktı. Bunun sonucu olarak da sağlığımız bozuldu. Lieberman obezite, 2. tip diyabet, koronal kalp rahatsızlığı, kemik erimesi, yüksek tansiyon ve belli üreyici kanserleri bulaşıcı olmayan uyumsuzluk hastalıkları olarak varsayıyor ve aynı şekilde astım, alerji, sürekli uykusuzluk, diş çürükleri, endişe ve depresyon, düztabanlık, miyop ve sırt ağrısını da. Daha sonra beni şöyle uyarıyor “kitabın okurlarının çoğunluğu genelde bir uyumsuzluk hastalığına sahip ve bu yüzden ölüyor.” Ayrıca gelişmiş ülkelerde çoğunlukla hafifletilmiş olsalar bile geniş ölçekli bulaşıcı hastalıkları da uyumsuzluk olarak sayıyor.

Yanlış Evrimin Döngüsü

Doğal seçilimin uyumsuzlukları düzeltmek için zamanı yok çünkü bugün kültürel evrim, biyolojik evrimden çok daha fazla ilerliyor. Bu nedenle Lieberman, yeni ve “uğursuz” bir terim ileri sürüyor: yanlış evrim (dysevolution).

Bu, insanların geriye gittiği veya büyük beyinler ve esnek bacaklar gibi zor kazanılmış adaptasyonlarımızın değerlerini kaybettiği anlamına gelmiyor. Yanlış evrim, Lieberman’a göre “bir ‘uyumsuzluk’ hastalığının nedenlerini tedavi etmeyip onun yerine hastalığa sebep olan çevresel etmenlerin tümünü devrettiğimiz zaman, hastalığı mevcut halde tutan ve bazen daha kötü yapan, birçok nesil boyunca gerçekleşen sağlığa zararlı geri bilgi akışı döngüsüdür.”

Kültürel evrim ana sorumlu olduğu ve adaptasyonları yönettiği zaman sağlık durumu kötüleşiyor ve örneğin kökleşmiş tat; şekerlemeler gibi kökleşmiş bir tat, uyumsuzluk haline geliyor. Lieberman modern ilaçları ve muayeneleri takdir etse de, bunları gözlükler veya taban destekleyiciler gibi yardımcılar olarak düşünüyor. Çünkü esas nedenlere veya hastalığı ortadan kaldırma gibi amaçlara hizmet etmiyorlar. “Hasta olduğumuz zaman tedavi, yanlış evrim dinamiğinin bir parçasıdır.” diyor.

Bu sayfalarda gösterilen tasvirlerin ilk üçü, Darwinist evrimin ürünleri ve geri kalanları Lieberman’nın yanlış evrimini resimliyor. Eğer tasvirleri bir çember içinde alırsak – homininlerin felek çarkı – en ayrıcalıklı konumu tutan, maddi üstünlüklerle dolu endüstri sonrası “DJ Homo sapiens” değil, “avcı-toplayıcı H. Sapiens” olacaktır.

H. sapiens kabilemizin ilk üyeleri, aşağı yukarı 200.000 ila 300.000 yıl önce Afrika’da ilkel yontma taş devri avcılarından evrimleşti. Vücut yapıları bizimki gibiydi. Araştırmacılar arkeolojik iskelet kalıntıları ve ayrıca daha yeni avcı-toplayıcı grupların incelemesi sonucunda onlar hakkında epeyce bilgi sahibi oldular. Bu insanlar harika vücut hatlarına sahipti, koşucular gibi koşuyorlar ve beyefendiler gibi uyuyorlardı. Besleyici fakat çiğneme gerektiren bir beslenme düzenleri vardı ve çevreleriyle mükemmel uyum içinde olmasalar dahi, zaman içinde çevreye uygun şekilde adapte oldular.

Avcı toplayıcıların, kalp hastalığı ve benzeri hastalıkların kendini göstermeden önce öldükleri doğru değildir. Bebeklik dönemini atlatanlar 70 yaş civarına kadar yaşayabiliyordu. Diyelim ki yaşlıyken iltihap ve parazit kaptılar, görünüşe göre refah içindeki toplumların kronik hastalıklarını çekmediler. Yontma taş devri kuzenlerimiz karşı örnek ile durumu doğruluyor, uyumsuzluk kuramı için açık bir soruya neden oluyor: Nasıl daha fazla onlar gibi olabiliriz? Kendimi bir Gine domuzu (kobay) olarak kullanarak, cevabı bulmak için Lieberman’ın çözümlemesine teslim oldum.

Temellere Dönüş

Lieberman Harvard’da verdiği dersinde, öğrencilerinden egzersiz ve beslenme bilgisi topluyor. Öğrenciler kendilerini geleneksel avcı-toplayıcılara benzeyen Botswana, Tanzanya ve Paraguay’daki kabile takımlarıyla karşılaştırıyor. Ona aynı kayıtları ve ayrıca sağlık bilgimi göndererek, Lieberman’a ortalama avcı-toplayıcıdan en kötü duruma kadar olan ölçekte nerede bulunduğumu sordum. Ayrıca geçirmediğim fakat risk altında olduğum ciddi hastalıklar dahil sağlık şartlarımın evrimsel uyuşmazlıklar tarafından meydana geldiğinin kanıtı ne kadar güçlüydü?

İlk etken, temeller. Lieberman, 188 cm ve 90 kilogram ile vücut kitle endeksimin (VKİ) 25.4 olduğunu, fazla kiloluluğun sınırında durduğumu söylüyor. Obez olmasam bile, bir avcı toplayıcıdan kesinlikle daha iriyim. Avcı toplayıcı grupların modern incelemesi onların ortalama VKİ’sini 21.5 bulmuş ve sağlık uzmanları bunun düşük-normal kriterinde olduğunu düşünüyor. Lieberman tarafından kaydedilen en düşük VKİ, Botswana’da kadın bir Bushmen’e (Güney Afrika’da yaşayan avcı-toplayıcı insan) ait olan 18,2’ydi.

Sistolik kan basıncım (kalp pompaladığı zaman atar damar duvarlarındaki basınç) 138’di, “biraz yüksek tarafta” diyor ve kabul edilen verilere göre bunu ön yüksek tansiyon evresinde olarak niteliyor. Bushmen ve diğer toplayıcılarda, sistolik kan basıncı 100 ila 122 arası değişiyor, bu değer gelişmiş toplumlarda normalin altında kalıyor. 67 yaşında, genelde yaş ile birlikte tansiyon da yukarı eğilim gösterdiği için kan basıncıma kılıf uydurabilirim, oysa benim yaşımdaki hiçbir avcı toplayıcı yüksek tansiyon sınırına bile yaklaşmadı.(yüksek tansiyon sınırı: 140 veya daha yüksek). Alan araştırmalarına göre, onlarda damar tıkanıklıkları (atardamarların sertleşmesi), göğüs ağrısı, kalp grafiği anormallikleri veya kalp krizleri yok.

Lieberman ekliyor “şeker hastası da olmadıkları söyleniyor, fakat henüz bilmiyoruz. Şeker hastası olmalarının son derece olasılık dışı olduğunu düşünüyorum.” İnsülin direnci, şekerin bir işaretçisi olarak, avcı toplayıcı yaşam biçiminde uzmanlar olan Boyd Eaton, Loren Cordain ve Anthony Sebastian’ın 2007 yılındaki tezine göre avcılarda yok denilecek kadar az sayıda bulunuyor. Fakat yaşadığı çevreden koparılan avcı toplayıcılar, şeker hastalığına bağışıklık göstermiyorlar. Avustralya’daki aborjinler şehir bölgelerine yerleştikleri zaman sık sık fazla kilo alıp şeker hastalığına yakalanıyorlar. 70’lerin sonunda araştırmacı Kerin O’Dea, aborjinlerin çalılar arasına geri dönmesi üzerine birkaç haftalık bir çalışma yürüttü. Ataları gibi yağsız kanguru eti, balık ve hint yer elması tüketen Aborjinler sadece kilo vermedi, aynı zamanda glukoz seviyelerini ve şeker hastalığının diğer bünyesel işaretlerini önemli miktarda düşürdü. Bazılarının en azından geçici olarak şeker hastalıkları iyileşti.

Bende obezite, şeker veya kalp hastalığı olmadığından, en azından şimdilik, uyumsuzluklar yüzünden olabilecek ciddi olmayan sağlık sorunlarına bakalım. Miyop? Uzağı görememenin, avcı toplayıcıların sadece yüzde 3’ünde meydana geldiği tahmin ediliyor. “Çiftçi nüfusta bunun neredeyse hiç olmadığını da biliyoruz.” diyor Lieberman. “Bir uyumsuzluk olduğuna karşı iddiaya girerim.” Eğer çocuklar gözlerini bugün farklı yollarda kullanıyorsa, onları daha çok dışarı çıkarmamızı tavsiye ediyor. Dahası, gözlüklerin miyop genlerini insan nüfusunda mevcut tutmaya yardımcı olduğundan şüpheleniyor. Eğer öyleyse, bu bir yanlış evrim örneğidir.

Sırt ağrım sadece, ayakta durmuş ve iki ayaklı hale gelmiş atalarımdan gelmiyor. Sırt ağrısı aldatıcı bir durum diyor Lieberman, çünkü uyumsuzluk hem az kullanmaya hem de fazla kullanmaya bağlı olabilir. Avcı toplayıcılar sırt ağrısı çekebilir (belirlenmedi), fakat “sırtlarını ılımlı kullandıklarını düşünüyoruz,” diyor. Sırtlarını, varisleri olan çiftçiler ve fabrika işçileri gibi yormuyorlar, fakat yumuşak yatakta uyumuyorlar ve biz modern insanların yaptığı gibi de rahat sandalyelerde oturmuyorlar.

Endişe ve depresyon ne durumda? “Avcı toplayıcılarda veri yok.” diyor Lieberman. “Peki, neden bunun bir uyumsuzluk olduğunu varsayıyoruz? Çünkü stres seviyeleri yukarıda. Daha az hareket etmenin, uykunun ve modern beslenme şekillerinin tümünün ruh hali üzerinde kanıtlanmış etkileri var. Bahse girerim kronik uykusuzluk da bir uyumsuzluk hastalığıdır, fakat henüz kimse uykusuzluğu avcı toplayıcılar arasında araştırmadı.”

Eylem İçin Evrimleşmek

Lieberman fiziksel hareketliliğin faydaları hakkında bazı kişisel görüşlere sahip, söylediğine göre kendi endişe problemlerine fiziksel aktiviteler yardımcı olmuş. Özellikle koşu, Lieberman’ a güçlü bir şekilde yaramış – bu hobi bir araştırmanın uzmanlaşmasına sebebiyet vermiş. 49 yaşında, haftada 30 ila 50 mil koşuyor ve günde yaklaşık 2 mil yürüyor. Güzel havada bazen çıplak ayakla koşuyor, Cambridge’ de bu yüzden adı çıkmış. Çıplak ayakla koşmak herkese göre bir şey değildir diyor, fakat bunu kitabında savunuyor: “Genelde çıplak ayakla dolaşan neredeyse hiçbir insanda düztabanlık görmedim ve düztabanlığın evrimsel bir uyumsuzluk olduğu inancımı pekiştirdim.”

Lieberman, avcı toplayıcıları hiçbir gün izin yapmayan uzman sporcular olarak görüyor. Oyundan sonra çıplak ayakla koşarak ve Sahra altı sıcağında yiyecek kaynağı arayarak her gün 5 ila 10 mil yol alıyorlar. Bunu yapmayan torunlarına ne oluyor? Düzenli bir zinde fiziksel hareketlilik eksikliği “çok sayıdaki uyumsuzluk hastalığının en temel sebeplerinden biri, nereden başlayacağını bilmek zor,” diyor Lieberman. Gençlik zamanı hareketsizlik, “yetersiz kas, kalp, kemik ve dolaşım gelişimine” ve yaşlanıldığı zaman yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları ve kemik erimesine neden oluyor. Kemik erimesi kadın avcı toplayıcılarda nadir olarak görülüyor. Arkeolojik katmanlarda, kadın avcının kemikleri, kemik erimesiyle alakalı çatlaklar göstermiyor. Bir kadının iskelet dayanıklılığı, büyürken güç kullanma ve ağırlık taşıma etkinliği ile şekillenir. Lieberman bu kadını, “genç iken yeterince hareket etmemiş bugünün oturan menopoz sonrası kadınlarına” zıt olarak görüyor. Yanlış evrim yine baş gösteriyor: “Okullarda daha fazla fiziksel etkinlik yapmayarak aslında nüfusumuzun büyük bir bölümünü kemik erimesine mahkum ediyoruz.” diyor.

Lieberman’ın atılgan çalışma diyeti, 21.5 VKİ ile birlikte onu avcı toplayıcı yıldız takımına sokabilir. Fakat ben muhtemelen yeterince iyi değilim. Kendisi 2.6 mil uzunluğundaki sabah koşum boyunca bir adım sayıcı giymemi sağladı, koşum zinde değildi ve her gün yapmıyordum. Diğer günlerde yaptığım yürüme ve kürek çekme, kalp atışlarımda sadece ılımlı yükselişler yapıyor. “Haftada zinde veya ılımlı olarak 150 dakika hareketliliği aşarsan, Amerikalıların yüzde 20’sinin en tepesindesin.” diyor. “Fakat sıradan bir avcı toplayıcıya göre düşük taraftasın. Belki çeyrek avcı-toplayıcısın.”

Yine de, avcı toplayıcıların yaptığı bir şeyde yetenekliyim: dinlenmek. Yirminci yüzyıl araştırmacıları birçok kere, avcı toplayıcıların sık sık uzandığını söyledi. Yemek artıkları olmadığı için, kalorilerini idare etmek zorundaydılar. “Bu koşullar altında,” diyor bana Lieberman, “dinlenmek uyumlu olmalı çünkü kalan gücünüzü üremeye ve/veya depolamaya (sonra kullanmak için yağa) dönüştürmenize imkân sağlıyor.”

Derslerde Lieberman, bugün insanların hareketliliğe istekli olmadığını çünkü avcı toplayıcıların çok dinlenmeye ihtiyacı olmuş olduğunu tahmin ediyor. Zorunlu olmadığınız zaman hiçbir şey yapmamak eskiden uyumluydu, fakat şimdi uyumsuz. Bu yüzden hareketlilik ve hareketsizlik, avcı-toplayıcılar tarafından ustaca dengelenmiş tamamlayıcı özelliklerdi fakat aşırı kilolu modernler tarafından idare edilemiyor. Buradaki mantık çok kolay görünüyor. Lieberman, hareketli olma ve koşma yeterliliğimizi destekleyen “tonlarca özelliği” izah etmesine rağmen -bunların arasında yay gibi Aşil tendonları, kaslı popolar, büyük dizler ve sayısız ter bezleri var- insan rahatlamasının evriminde bilimsel kanıt neredeydi? Lieberman şöyle itiraf ediyor, “Dinlenme adaptasyonu için iyi olan anatomik bir kanıt yok, bu bir varsayım.”

Yanlış Evrim ve Beslenme Düzeni

Sonunda Lieberman, beslenme düzenimi değerlendirdi. Başlangıçta bana “Senden daha az kurabiye yiyorum,” dedi. Öğünlerim, ortalama bir avcı toplayıcınınkinden bambaşkaydı. Gün içinde aldığım kalori yaklaşık 2.500 idi. Oysa atalarım, karbonhidratlarının (nişastalı yiyecekler ve şekerler) çoğunu ve kalorilerinin yaklaşık üçte birini bitkilerden, kabuklu yemişlerden ve tohumlardan alırken, benim karbonhidratlarım ve kalorilerimin çoğunluğu işlenmiş gıdalardan ve süt ürünlerinden geliyordu; hububat, ekmek, peynir, dondurma ve evet! Kurabiyeler de dâhil.

Yontma taş devri avcılarının sert dokulu vahşi bitkileri ve meyveleri, lif bakımından zengindi. Zirai müdahaleler sağ olsun, geniş porsiyonlardaki salatalarımın ve ara sıra yediğim kızarmış şalgamın sadece mütevazı miktarda lif içerdiğini duymakla umutsuzluğa düştüm. “Sebzeler daha az lif içerecek şekilde ıslah edildi.” diyor Lieberman. “Islah edilmiş şalgamlar vahşi şalgamlardan daha az life sahip.” Avcı toplayıcılar benden çok daha fazla et ve balık yediyse de, ayıptır söylemesi benim akşam yemeğim olan kuzu omzu yahnisi, onların cılız av etinden daha fazla yağa sahipti.

Hem karmaşık şekerler hem de basit şekerler, Lieberman tarafından sevilmiyor. “Bağımlılık denilince akla şeker gelmeli” diyor. Avcı toplayıcılar zaman zaman bir kepçe bal elde edecek kadar şanslıydı, balın tatlılığı enerji açısından zengin bir yiyecek olduğunun işaretçisiydi. Avcılar bir kez tatlıyı öğrendiklerinde, daha fazla istemiş olmalılardı. Doğrusu vaktiyle yardımcı besinler olan tatlılar, nişastalı yiyecekler ve yağlar için bir beğeni geliştirmek, uyumsuzluk hastalıklarına katkıda bulunuyor.

Örneğin benim çikolatalı kurabiyelere olan atasal arzum hiç şüphe yok ki ağzımdaki 10 çürüğün sorumlusu. “Çürükler basit bir uyumsuzluktur, fazla düşünmeye gerek yok.” diyor Lieberman bana ve fosil örneklerinde dişlerdeki çürüklerin sadece insanlar tahıl biçmeye ve inekleri sağmaya başladıktan sonra yaygın olarak görüldüğünü belirtiyor- ve avcı toplayıcılarda neredeyse hiç görülmüyor.

Genelde günlük kalorilerimi denetim altında tuttuğumdan, “bir beslenme uzmanı senin sağlıklı bir beslenme düzenin olduğunu söyleyecektir” diyor Lieberman, “diyetin aşırı miktarda işlenmiş gıda içermiyor.” Fakat gerçek avcı toplayıcılar ve onların modern yardımcıları olan taş devri diyetçilerinin bakış açısından, “çıkıntılık yapan şeyler; süt ürünü seviyeleri, dondurmadaki şeker miktarı, kurabiyeler ve pasta. Süt ürünleri, işlenmiş gıdalar ve lif eksikliğini seyreden taş devri diyeti insanı bitkin düşecektir.”

Bununla birlikte, U.S News & World Report tarafından görevlendirilmiş bir sağlık ve beslenme heyeti, taş devri diyetine en düşük puanı verdi. Diyet çok fazla hayvan proteini ve yetersiz karbonhidrat ile kalsiyum içerdiği için kusurlu bulunmuştu. İyi tarafları, lif ve potasyum zenginliği ve tuz yoksunluğuydu. Lieberman fasulye ve mercimeklerin yasaklandığı için dehşete düşmüştü. “Sadece bir şey yeni ve atalarımız tarafından yenilmemiş diye sağlıksız olduğu anlamına gelmez.” diyor. “Bu, taş devri atalarım bir bardak süt ile fıstık ezmesi sandviçleri yemese bile benim neden bakliyat ve ılımlı miktarda süt ürünleri yemekten hoşnut olduğumu açıklamaya yardımcı oluyor.”

Kültürel Karşı Saldırı

İnsanlar hala evrimleşiyor olmasına rağmen, Lieberman doğal seçilimin “ilerlemiş” kültürümüzü yakalayabileceğinden ve sağlık sorunlarımızı düzeltebileceğinden şüpheli. “Çocuklarımı ve torunlarımı düşünüyorum. Doğal seçilimi beklemeyeceğim. Bu o kadar hızlı olmuyor” diyor. Kültürel alanda, yanlış evrim ile kendi çapında mücadele etmeyi destekliyor. Sağlıksız alışkanlıklar ve ürünler; kolay ulaşım, düşük fiyat, cazip tat döngüsü içinde olduğu sürece nesilden nesle geçiyor olacak. Kültürel tampon olarak adlandırdığı şey, koruyucu giysilerden antibiyotiklere kadar, vücudu çevrenin ve evrimin acımasızlığından koruyor. “Antibiyotiklerin yol açtığı seçilim yokluğu, insan çeşitliliğinde artışa neden oluyor. ‘Süzülmesi’ gereken insanlar ‘süzülmeyecek’. Genlerini aktarmaya devam edecekler,” diyor.

“Kültürel tampona, zayıf olanın korunmasına karşı değilim. Fakat tedavi etmek, sorunu önlemekten zaman ve enerji çalıyor. Kanseri önlemek hakkında bir şeyler duymuyoruz. Örneğin hareketlilik, meme kanseri tehlikesini yüzde 20 hatta yüzde 50 azaltabilir. Önleyici göz doktorluğunu kim yapıyor? Önleyici ayak hastalığı doktorluğunu?” Kısaca, eğer daha fazla doktor evrimsel tıbbı tavsiye ederse, hastalar kendileri için kilo kaybetmenin veya doğru beslenmenin niçin zor olduğunun büyük resmini anlayabilir ve bu, nasıl olduğunu öğrenmeleri ve daha fazla çabalamaları için onları motive edebilir. Bir uyumsuzluk durumunu bir istek yoksunluğunun yerine kullanmak, motivasyon için harika şeyler yapabilir.

Avcı toplayıcı, Lieberman’nın halk sağlığı seferberliğinde önemli bir haberci, fakat yaşam şekli her derde deva değil. “Tartışmaya açık olarak, gelişmiş dünyadaki insanlar, avcı toplayıcılardan olabildiğince daha zengin,” diyor. “Bugün daha uzun ve daha sağlıklı yaşıyoruz. Bulaşıcı hastalıklar yenildi. Hayat, elbette, o zamanlar şimdiye göre daha iyi değildi. Tam anlamıyla zorlukları karşılıklı değiş tokuş ettik.”

Hazırlayan: Ozan Zaloğlu (Evrim Ağacı)
http://www.evrimagaci.org/fotograf/54/7655

Kaynak: Discover Magazine

Yorum yapın

Daha fazla Evrim Kuramı, Makaleler
Paris, Ernest Hemingway’i neden unutuyor?

Amerikalı yazar Ernest Hemingway ile Paris arasında yakın bir ilişki vardı. Hemingway ilk kez 1920'de Paris'e gitmiş, 20'li yılların bir...

Kapat