“Ve hayat ve hayata yansıyan yüzler beni çok ilgilendirmektedir. ” diyen şair, Aydanur Saraç ile söyleşi – Ayşe Kaygusuz

-Sevgili Aydanur uzun zamandan sonra ikinci şiir kitabın ?mesafaler? çıktı. Şiir emekçisi ve şiiri yaşam biçimi olarak benimseyen biri için on yıl çok uzun değil mi ?
-Oldukça uzundu, ama imkânsız değildi. Bunun nedenleri vardı elbette, birincisi yayınlatma fobisi olan biriyim, ancak bu sürede konuya ilişkin daha rahat düşünmeyi öğrenirim diye umuyordum ancak eşim ve Sevgili Cennet zorlamasaydı bu kitap çıkar mıydı bilmiyorum, demek ki bu anlamda on yıl çok işe yaramamış (gülüyor), ikincisi şiirlerimin değişmesi ve de gelişmesi gerekiyordu, sanırım bu uzunca süre aksayan yan için yeterli geldi ancak daha iyisi/iyileri olduğunu biliyorum ve bundan da büyük keyif alıyorum ama bu da şu anlama geliyor aynı zamanda; çalışmadan yeni bir ses yaratmak mümkün değil. Yoksa kendini tekrar etmeden öteye gidilemiyor.
-Sanırım Cennet Bilek?le aynı yayınevinden çıktı kitaplarınız, sınırsız?dan?
-Evet, güzel arkadaşımla aynı yerden çıkarma fikri çok heyecan yarattı, ikna olma nedenlerimden biri de bu.
-?mesafeler? kitabı biçimiyle, zarif albenili bir kitap olmuş bunu belirteyim. Şiirler iç ses ağırlıklı, yani çekici bir ruhu var…
Böyle bir duygu bırakmış olması güzel elbette, kapak çalışması Sevgili arkadaşım Leyla Kılıç ?a ve diğer teknik çalışmalar da Sevgili Serkan Akkuş ve Sevgili Esen Rüzgar?a ait. Başarılı bir iş çıkardılar sağ olsunlar.
Evet iç sesi olan ama okunması zor şiirler, genelde kendiyle konuşan şiirlerdir. Öyle gürüldeyen, yüksek sesle bağıran şiirler olmadı hiç. Alt perdeden konuşurlar. O nedenle sevgili okuyucumun/okuyucularımın sesli okumasını zorlaştırmış olabilir bu durum. Ama etkinlikte, sevgili şair/im Emel Güz?ün muhteşem söyleyişine sen de tanıklık ettin.

Ayşe Kaygusuz ve Aydanur Saraç

-Şiirlerini çok beğenen iyi bir okurun ?Şiirdeki metaforlar mükemmel kullanılmış. Tek kelimeyle harika ama metaforu metafora katması, okuyucunun şiiri anlamasını zorlaştırmış? demekte bu görüşe katılıyor musun?
-?metaforu metafora katmak? derken acaba çok yaygın bir kullanım mıdır kast edilen, yoksa ?mükemmel? bir kullanım okuma kolaylığı da sağlamalı. Bu görüşün kendi içinde bir çelişkisi olduğunu belirtmek isterim. Ama yine de şiirime bir eleştiri olarak alıyorum bu cümleyi ve not düşüyorum elbette. Öte yandan şiirlerimde imgeyi ve anlam aktarımlarının öğesi olan metaforu, eğretilemeyi ve benzetmeyi kullanan biriyim. Ve bu bahsedilen bilinçli kullanım kitabın bütününde vardır ve bana göre şiirin kendisi çok metaforik bir sanat dalıdır. Ve de Platon ve Aristo?dan günümüze şiir de özellikle metafor kullanılır, tartışılır ve de ilgi çeker. Bunu bir kat daha abartmış olabilir miyim şiirlerim de bana abartılmış gibi gelmiyor, belki de ? kitap yeni olduğu için-şiirime uzaktan bakmayı henüz beceremiyorumdur.
-Tiyatro ve fotoğrafla ilgilendiğini biliyoruz. Şiirle tiyatro arasındaki bağlantı nedir? Şiirdeki iç sesi fotoğraf ve tiyatro için söyleyebilir misin? Ya da fotoğraf ve tiyatro için iç ses nedir?
-Tiyatro bir zamanlar çok isteyerek ve de heyecanla içinde yer aldığım bir uğraştı. Tamamen üniversite öğrencileriyle çalıştığımız için okul bitince grup da dağılınca aktif olarak bitti bu iş. Ama tiyatroyla olan ilgim izleyici koltuğunda devam ediyor, laf aramız da böyle daha iyi. Tiyatro ve şiir, çok eski geçmişi olan iki ayrı sanat dalı. Her ikisinin de ortak yanı yazılı sanatlar olması elbette, ünlü filozof Sokrates izleyicilerini hem tiyatral hem de şiirsel sunumuyla büyülemiştir mesela. Bu da sözün ve sesin, vurgunun yarattığı güce götürüyor bizi.
Tiyatro eserlerinin bazılarında mesela; Shakspeare?in Romeo ve Juliet?in de, Bir Yaz Gecesi Rüyası?nın örneğin şu sözlerin de ?Biz gölgeler, kusur işlediysek eğer, Şöyle düşünün ve bizi hoşgörün: Bu hayaller görünürken sahnemizde, Siz de biraz kestirdiniz yerinizde.? böyledir. Aklıma gelen diğer bir oyun da Cyrano de Bergerac?dır. 3 saatlik muhteşem performans da müzikal olmasının dışında şiirdir. Daha fazla anlatmaya gerek var mı bilmiyorum.
Ah evet! fotoğraf ve tiyatro da iç ses, şiirin bıraktığı sesle aynı mıdır demiştin sanırım.
-Evet hemen hemen böyle Aydanur?cuğum.
– Ama ben son iki sorunun cevabını birlikte vermek istiyorum, çünkü grift bir ilişki, bir ortaklık görüyorum her iki soruda. Üç sanat dalı da o duyguyu, —heyecanı hissetme anlamında birbirinden çok da uzağa düşmüyorlar bence. Asl?olan bireyin yaratma güdüsünde, durumu nasıl anlamlandırdığı ve bu anlamlandırmadan aldığı hazdır. Tüm sanat dalları varoluşsal bir inancın parçasıdır. Kendin olma ve de kendini gerçekleştirme için bir araçtır. En fazla ilk yaratı ?kendin olma? sürecinde biriciktir, sonrakiler bu sürecin devamında hava kadar gereklidir, bireyin kendi hayatına hizmet eder çünkü. Her farklı oyun, her farklı fotoğraf bireyin kendini gerçekleştirme ritüelinde bir rütini de kırar.
Her üç sanat dalı için ?kendi hayatıma ilişkin- şunu söyleyebilirim kişisel yolculuğuma büyük katkısı oldu. Görme, hissetme ve bunu söze dönüştürme ilişkisini daha iyi kavramamı sağladı. Örneğin insan ilişkilerinde dönüştürme becerimi fazlasıyla zenginleştirdi. Bu bile tek başına şiirin kendisidir, fotoğrafın ve oyunun.
-Sevgili Aydanur toplumsal duyarlılığı olan, insani değerlere sahip bir insansın. Buna karşın şiirlerinde toplumsal olaylar işlenmemiş. Bu konuda ne söylersin?
Kendimi mutlu etmenin bir yolu bu, iyi insan olurken hayata izler bırakma gayretini değer olarak algılıyorum ve geçmişten bana aktarılan, kalan bir miras gibi görüyorum. Bu anlamda kırmadan dökmeden yaşanılabilir bir dünya yaratma uğraşım olmazsa olmazlarım arasındadır. Bunun dışında sağır ve kör değilim, benim de bir duruşum var ve bu şiirlerime girmiştir.
Toplumsal olayların şiirlere yansıması şairin kendi söylem dili ile ilintilidir bana kalırsa, kendi şiir algısıyla. Her şair kendi diliyle inancını, inançsızlığını yazar aslında, ?Cezayir menekşesi? şiiri bir Halepçe şiiridir, ölüm getiren o güzelim elma kokusunu anlatır.
Bu ülkenin en temel sorunlarından biri kadının ötekileştirilmesidir, katledilmesidir. Bu mesele topluma dair değildir diyebilir miyiz? İnkâr şiiri bir kendini ret etme şiiridir, ayıp şiiri bir tecavüz şiiridir, inanç şiiri insanın inanarak da öldürebileceğinin şiiridir?
Cemal Süreyya bir aşk şairi olarak bilinmesine rağmen ?Kan Var Bütün Kelimelerin Altında? ve ?Afrika Hariç Değil? şiirlerini nereye koyacağız. Ya da ?Hukümet? hiciv şiiridir, ?Kısa Türkiye Tarihi ? mesela? Ve yine aynı şair şöyle düşünmektedir ?Şiir dünyayı değiştirmenin araçlarından biridir. İnsan, şiirle «yeri ve formülü» bulacaktır. Şiir, insan bilincini daha ilerde bir yere atacak, insana yeni duyumlar, yeni nitelikler kazandıracaktır. Var mıdır böyle bir hayat? Vardır böyle bir hayat. Olacaktır. Nerval?in çıldırmadığı, Mayakovski?nin kendine kıymadığı, Lorca?nın kurşuna dizilmediği bir hayat.?
Şimdi, hepimiz hala yukarıda şairin söyledikleriyle aynı duyguları hissediyoruz, ama benden bir nazım şiiri çıkar mı çıkmaz, çıkarsa da zorlama olur zaten.
-Dergiler yazılı arşivler olduğu için sormak istiyorum; Aydanur Saraç kimdir?
-O halde klasik bir özgeçmiş vereyim.
Artvin’in-Ardanuç’da 1968 yılında doğdum. İlk ve orta öğrenimini çeşitli illerde tamamladım. Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik bölümünü bitirdim.

Damar, Papirüs, Kavram Karmaşa, Kıyı, Bahçe, Agora, Kum, Akköy, Ağır ol bay düzyazı, Beşparmak, Çıkın, Kül, Paspatur, Güzel Yazılar, Şiir Ülkesi, Öteki-siz, Çalı, Değirmen, (online dergiler; Yaprak, Anafilya, Mavi Ada, Cafrande, Gerçek Edebiyat) Tay, İle, Nikbinlik, Deliler Teknesi, Sincan İstasyonu, Zalifre, Ay Dili, Thmolos Edebiyat ve Şair Dağın Doruğunda Seçkisi’nde şiiri, bir çoğunda yazılarım ve denemelerimle yer aldım, Damar ve Deliler Teknesi Dergileri’ne omuz verdim, halen Akköy Dergisi?nin temsilciliğini sürdürmekteyim.
Sonra Güller Kırmızı, (2003) Kum, mesafeler (2013) Sınırsız yayınlarından çıkan iki şiir kitabım var.

Sana ve Ekin Sanat Edebiyat dergi emekçilerine çok teşekkür ederim sevgili Ayşe.
Ben teşekkür ederim sevgili Aydanur. Yeni Kitaplarda, yeni söyleşilerde, şiir tadında buluşmak dileğiyle?
Ekin Sanat sayı 93

bir ölünün dili için

ikiden iki çıkınca değişmedi
hiç bir şey, koca bir günü
düşürdüm oysa, ikiden iki
inanın denedim
bağışlanmayı
uzun bir geceydi, bağladım
gözlerimi, konuştum ölünün
diliyle, üşüdüm dayadım alnımı
karanlıktı, astım kirlilerimi ipe
hoyrat bir yerdi içinden geçtiğim,
tek başınaydı ölüme ağladım
anlamaya çalıştım, hayat gereksiz
bir ağırlıktı üstümde
kör bir saate eğdim başımı,
evlerin ışıkları kadar solgundum
durup eşik başında saydım,
aşk kırık bir siyahtır çünkü
kendim gibi sevdim.
Aydanur Saraç

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
Ege’de sanat yeniden örgütlendi

İzmir başta olmak üzere, Ege Bölgesi'nde yaşayan ve değişik sanat dallarında eser veren sanatçılar 'Ege Sanatçılar Girişimi' imzasıyla bir araya...

Kapat