Yeni Yeni Gelişen Bir Tür: Biyografi – Elif Şahin Hamidi

YENİ YENİ GELİŞEN BİR TÜR: BİYOGRAFİ

Tarihte iz bırakmış bir şahsiyeti yakından tanımanın çekiciliğine karşı koymak imkânsızdır. Bu karşı konulamaz çekimi dizginlemenin yolu ise biyografi okumaktan geçer. Biyografi okumak keşiflerle dolu, büyüleyici ve eşsiz bir serüvendir. İnsanı/okuru, sırlarla örülü yaşamların bilinmezlerine ulaştıran efsunlu bir yolculuktur. Belki yalnızca ismini bildiğimiz önemli bir şahsiyetin; bir edebiyatçının, bir dehanın, bir müzisyenin, bir bilim insanının “hikâyesine” varmak, ismin ötesini görmektir. Benzersiz bir uğraştır biyografi okumak. Ne ki ülkemizde biyografi de tıpkı deneme ve şiir gibi hak ettiği ilgi ve önemi göremeyen bir tür olarak edebiyat sahnesinde yerini almış. Ama yine de son yıllarda Türkiye’de de gelişmeye ve ilgi görmeye başladığını görüyoruz bu edebi türün…  

Biyografi yazarlığına yön veren isim

Biyografi türü söz konusu olduğunda akla gelen ilk isim Stefan Zweig oluyor elbette. Avusturyalı yazar Zweig, Freud ve psikolojiye ilgi duyuyordu ve bu ilgi onun biyografi alanında önemli eserler ortaya koymasını sağladı. Zweig, kaleme aldığı biyografilerle edebiyat ve bilim dünyasından birçok ünlü kişinin ve tarihi şahsiyetin yaşamını göze görünür kıldı. Bu isimlerden bazıları ise şunlar: Balzac, Dickens, Dostoyevski, Casanova, Stendhal, Tolstoy, Hölderlin, KleistNietzsche, Romain Rolland, Marie Antoinette, Magellan, ErasmusFouche, Freud, Montaigne (intihar etmeden önce yazdığı son biyografi)… Zweig, hem bir romancı, hem bir oyun yazarı, hem de bir gazeteciydi. Ama hepsinden öte ve her şeyden önce bir biyografi ustasıydı o. Dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi biyografi yazarı… Biyografi yazarlığına yön veren Zweig’in eserleri pek çok biyografi yazarı için yol gösterici bir örnek oldu. 20. yüzyılın en büyük yazarlarından biri olan, dünya edebiyatına damgasını vuran Zweig’in eşsiz yapıtları, kuşkusuz bundan böyle de bu işlevini sürdürecek.

 

Kaynak sıkıntısı var

Türkiye’de her alanda olduğu gibi biyografi alanında da yeterli kaynak yok. Biyografi yazarının gerekli bilgi ve belgeye ulaşması hayli güç. Kişinin kendi kaleminden çıkmış anılar, mektuplar, günlükler ve hatta fotoğraflar, biyografi yazarının neredeyse ilk başvurduğu kaynaklar olarak karşımıza çıkıyor. Ancak Oğuz Atay’ın dediği gibi “Daha insanlarımız arkalarında bir belge bırakmaya alışmamışlar. Kalıcı bir şey bırakmaya korkar gibi bir halimiz var”. Ama ne ki bırakılan belgeleri koruyup kollama konusunda da oldukça duyarsızız. Oysa bu tür belgeleri özenle saklayıp gelecek kuşaklara aktarmak büyük önem taşıyor. Böylece biyografi yazarlarının işi kolaylaşmış, biyografi yazımının önü açılmış olur. Cemal Reşit Rey, Necil Kazım Akses, İlhan Usmanbaş gibi usta müzik adamlarının yaşamlarını kitaplaştıran müzik yazarı Evin İlyasoğlu’nun, Eylül 2003’te Tarih Vakfı Konferansı’nda dile getirdiği şu cümleler de belge saklamanın önemine dikkat çekiyor: “Ne yazık ki ülkemizde öyle çok insan, ‘ben öldükten sonra bunlar kimi ilgilendirecek’, düşüncesiyle eski fotoğrafları yırtıp atmakta. Kendi fotoğraflarını bir zarfta, kutuda ya da çekmecede saklayanlar var, ancak bunları zamandizinsel olarak albümlerde toplayanlar yok denecek kadar az. Oysa fotoğrafların her biri kendi içinde bir romandır. Yalnız poz veren kişi değil, çevresindekiler, arkadaki pano, giyim kuşam, poz veriş şekli, her biri ayrı tarihsel değer taşır. (…) Eski Türkçe mektupları, anıları ya da birtakım belgeleri ‘artık kim okuyacak’ diye yırtıp atanlara da rastlıyoruz. Tarih Vakfı ya da üniversiteler gibi kurumlar, çevreye çağrıda bulunup tükenmekte olan nice belgeyi çözüp değerlendirecek uzmanlara sahip olduklarını duyurmalılar.”

 

Türk edebiyatında biyografi

Türk edebiyatında ilk biyografilerden biri olarak kabul gören eser, Malik Bahşi’nin İranlı şair Feridüddin Attar’dan çevirdiği “Tezkiret’ül Evliya”dır. Modern anlamda biyografi yazımının ilk örnekleri ise 19. yüzyılda, Tanzimat edebiyatıyla birlikte karşımıza çıkıyor. Namık Kemal, Beşir Fuad, Ahmet Midhat ve Fatma Aliye Hanım’ın kaleme aldığı yaşam öyküleri bu dönemde ortaya konan eserlere örnek teşkil ediyor. Ve 20. yüzyıla gelindiğinde bu türdeki yapıtların sayısının ve çeşitliliğinin arttığını görüyoruz. Şairlerin hayatlarını anlatan ve eserlerinden örnekler veren “tezkireler” de biyografi türünün ilk örnekleri olarak kabul ediliyor. Türk edebiyatında, adı anılması gereken en önemli biyografi kitaplarından biri de Âşık Çelebi’nin “Meşâ’irü’ş-Şû’arâ”sıdır. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından 2010 yılında günümüz Türkçesiyle yayınlanan eseri hazırlayan ise Prof. Dr. Filiz Kılıç.

Tanzimat’tan günümüze uzanan biyografilere şu örnekler verilebilir:

Recaizade Mahmut Ekrem/Kudemadan Birkaç Şair (1885)

Muallim Naci /Osmanlı Şairleri (1890)

Beşir Fuad/Viktor Hugo (1886)

Süleyman Nazif/Mehmet Akif (1924)

Kenan Akyüz/Tevfik Fikret (1947)

Mehmet Kaplan/Namık Kemal Hayatı ve Eserleri (1948)

Olcay Önertoy/Halit Ziya Uşaklıgil, Romancılığı ve Romanımızdaki Yeri (1965)

Birol Emil/Mizancı Murad Bey, Hayatı ve Eserleri (1979)

Nurullah Çetin/Behçet Necatigil, Hayatı, Sanatı ve Eserleri (1998)

Bugün yaşayan ve biyografi yazan isimlere ise şu örnekleri verebiliriz: Beşir Ayvazoğlu, Konur Ertop, Handan İnci, Abdullah Uçman, Emel Koç, Orhan Karaveli, Aydın Büke, Emre Aracı, Evin İlyasoğlu… Türk edebiyatında bu alanda eserler veren önemli isimlerden biri de; düşün insanı, tarihçi ve aynı zamanda iktisatçı olan Şevket Süreyya Aydemir’dir (1897-1976). Aydemir; Atatürk, İsmet İnönü, Enver Paşa gibi Türk tarihinde önemli rol oynayan kişiliklerin hayatlarını kitaplaştırdı. Atatürk’ü anlattığı üç ciltlik “Tek Adam” (1963-1965) ve İsmet İnönü’yü anlattığı yine üç ciltlik “İkinci Adam” (1966-1968) önemli yapıtları arasında yer alıyor. Yazar ayrıca “Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa” ve  “Menderes’in Dramı?” isimli iki önemli biyografiye daha imza attı. Aydemir, Suyu Arayan Adam” (1959) başlığını taşıyan bir de otobiyografi kaleme aldı.  

 

AYDIN BÜKE

“Bu türe yeni yeni ilgi duyuluyor” 

Müzik yazarı ve müzisyen Aydın Büke, müzik tarihinin önemli bestecilerinin yaşam öykülerini kaleme alarak ülkemizde bu alandaki boşluğu önemli ölçüde dolduruyor. Aydın Büke; Bach (Bach: Yaşamı ve Eserleri/2001), Mozart (Mozart: Bir Yaşamöyküsü/2006), Chopin (Chopin:Tuşlara Adanmış Bir Yaşam/2010) biyografilerinin ardından 19. yüzyılın önde gelen piyanist ve bestecisi Clara Schumann’ın hayatını anlatan “Romantizmin Işığı Clara”yı (2012) ve “Beethoven-Müziğin Dönüm Noktası”nı (2014) kaleme aldı. Arşivlerde yer edinmesi gereken önemli yapıtlara imza atan Büke’ye Türk edebiyatında biyografi türünün gelişimini sorduk… 

Türk edebiyatında biyografi türü yeni yeni gelişmeye başlıyor. Bu türe gerek okur, gerekse yayınevleri hak ettiği ilgi ve önemi göstermiyor. Dünya edebiyatıyla da kıyaslayarak, bu türün bizdeki gelişimi/gidişatı ile ilgili görüşlerinizi alabilir  miyiz? İkinci bir husus daha var: Türkiye’de biyografi yazarının da işi zor; yeterli kaynak yok. İnsanlar arkalarında pek bilgi-belge bırakmaya hevesli değil. Bu bağlamda “mektup, anı ve günlük” biyografi yazarı ve yazını açısından büyük önem arz ediyor, değil mi?

Bu soruyu yanıtlamadan önce bazı noktaları netleştirmekte fayda var. Bu noktaları netleştirirken aslında ikinci sorunuzun yanıtını da vermiş olacağım. Genellikle “biyografi” olarak adlandırdığımız çalışmalar kendi içinde oldukça farklılıklar gösterebiliyor. Kaleme alınan biyografiye konu olan kişi yaşıyorsa veya çok kısa bir süre önce yaşama veda etmişse ortaya çıkan çalışmayla, yüzlerce yıl önce yaşamış ve artık tarihe mal olmuş birinin yaşamöyküsünü hazırlamak çok farklı. Ancak gerçek ve tarafsız bir gözle biyografiler yazabilmek için, o kişiyle ilgili kaynakların olabildiğince fazla ve değişik kanallardan birikmiş olması gerek. Örneğin; o kişinin kaleminden çıkan ya da ona gönderilen mektuplar, ailesi ve çalışma arkadaşlarının görüşleri, günlükleri vs… Bütün bu kaynakların zamanında derlenip yayımlanması, sonraki kuşaklarda yazılacak tarafsız çalışmalara hazırlık oluşturuyor. Toplumun siyaset, sanat, spor gibi farklı kesimlerinde önce çıkan isimlerin hangisinin gelecek kuşaklar için önemli olmayı sürdüreceğine tarih karar veriyor. Sonraki kuşaklar da bu isimler üzerine araştırma yapmak istendiğinde, eğer yukarıda bahsettiğim belgelere kolayca ulaşılabilirse, doyurucu biyografiler kaleme almak mümkün. Batı toplumunda bu belgeler çok eskiden beri toplandığı ve topluma mal olmuş kişiler hakkında yaşadıkları andan başlayarak kitaplar yazıldığı için, tarihte iz bırakmış kişilerin çok doyurucu biyografileri kaleme alınabiliyor. Ülkemizin tarihinde geçmişte iz bırakan kişiler hakkında çok fazla biyografi kaleme alınmamış. Bu türe yeni yeni ilgi duyuluyor ve yakın dönemde yaşayan kişilere ait epey çalışma yapılıyor. Ben kendi kaleme aldığım biyografilerde klasik batı müziğine yön vermiş önemli bestecilerin yaşamlarını Türk okuruna ilginç gelebilecek bir dille aktarmayı deniyorum. Yüzyıllardır bu kişiler hakkında toplanmış belgeler ışığında olabildiğince ayrıntılı ve tarafsız bir yaşamöyküsü yazmayı deniyorum. Ve bunu yaparken de bu kişilerin yaşadığı çağı hep ön planda tutmaya çalışıyorum. 

Son yıllarda yayınlanan biyografi kitapları arasında önemli gördükleriniz hangileri?

Son dönemde bizde, yaşayan ya da kısa süre önce yaşama veda etmiş kişilerle yapılmış söyleşiler sıklıkla yayımlanıyor. Nehir söyleşiler dizisi buna iyi bir örnek. Ayrıca Can Dündar’ın İsmail Cem ve Erdal İnönü ile ilgili çalışmaları (Can Yayınları), yukarıda sözünü ettiğim yakın zaman tanıklıkları açısından çok önemli. Philip Glass’ın “Müziksiz Sözler” başlıklı (Alfa) otobiyografisi, 2017’de 80. yaşını kutlayan ünlü bestecinin yaşamının ayrıntılarını kendi ağzından anlatıyor.  Daha eskilere ait çalışma olarak da, John Freely’in “Cem Sultan” başlıklı (Everest Yayınları) kitabı dikkatimi çekti. Dilimizde (özgün ya da çeviri) son dönemde oldukça fazla biyografi çalışmasına rastlıyoruz. Ama bence hâlâ daha aşılamayan biyografi yazarı Stefan Zweig’dır.

 

HIFZI TOPUZ

“Yazar okuyucuda güven yaratmak zorundadır”

Biyografi türü söz konusu olunca biyografik romandan da bahsetmek kaçınılmaz oluyor. Biyografik roman deyince de sözü Hıfzı Topuz’a bırakmak istiyorum. Pek çok biyografik romana imza atan Topuz’dan otobiyografi, biyografi ve biyografik roman üzerine görüşlerini aldık… Topuz, biyografik roman yazarken gerçeklere asla ters düşmemek gerektiğini vurguluyor ve yazar “gerçeği bozmayacak ayrıntılarla süsler ama gerçeklere yüzde yüz bağlı kalır” diyor…

Otobiyografi yazanların sayısı az

Kendi yaşamlarını kaleme alanların yani otobiyografi yazanların sayısı genelde azdır. Yine de her ülkede birçok kişinin otobiyografi denemeleri yaptığı görülür. Bunların içinde çok başarılı olanlar da vardır. Genelde insanlar kendi biyografilerini yazarken objektif olamazlar. Bazı olayları abartırlar, kendi yaptıklarıyla da övünürler, başrollere çıkarlar. Bu tür otobiyografilerin megalomaniye dönüştüğü de olur. Herhalde bu tür yazıların yetkili bir editörün denetiminden geçmesi gerekir. Bazı insanlar yıllar boyu günce tutarlar, sonra bunları tarayarak otobiyografi denemesine girişirler ama bu iş hiç de kolay değildir. Yazarın elindeki belgeleri ve mektupları tarayıp içinden herkesi ilgilendirecek olanları derleyip toparlaması gerekir. Bu da bir yazarlık işidir. Sıradan insanlar bunu beceremezler. Varlıklı olan bazı kişiler de ellerindeki anıları bir otobiyografi olarak bastırmak için kapı kapı dolaştıktan sonra masraflarını üstlenerek bunları yayınlatırlar; tabii hiç okuyan olmaz.

Biyografi büyük araştırma gerektirir

Biyografi yazmak ise büyük araştırmaları gerektirir. Ele aldığınız kişi ünlü biri ise başkalarının kitaplarından ve anılarından seçmeler yapıp kitabınızda kullanabilirsiniz. Çoğu zaman ele aldığınız kişiyi tanıyan hiç kimse kalmamıştır. Bütün tanıklar yok olmuştur. Onların bıraktıklarını, belgeleri taramak ve araştırmak kolay olmaz.

Biyografik romanın da koşulları var

Ben biyografik roman türüne daha sıcak bakıyorum. Ama onun da koşulları var. Ele aldığınız kişinin yaşamına asla bir şeyler katmayacaksınız. Söylemediklerini söyletmeyeceksiniz. Onu gitmediği yerlere götürmeyeceksiniz. Hiç tanımamış olduğu kişilerle konuşturmayacaksınız.

Kitabınıza ikincil kişiler katabilirsiniz ama bu kişileri de gerçeklerden, yaşadıkları çevreden uzaklaştıramazsınız. Yazarın özgürlüğü ancak ele aldığı kahramanın belirli bir yerde söylediği sözleri yahut belgelere geçen konuşmaları başka bir yerde kendisine söyletmekle sınırlı olabilir. Alıntı yaptığınız sözler mutlaka doğrudur. Ya bir mektuptan alınmıştır. Ya da güvenilir bir tanıdığın anılarından. Yani gerçeklere asla ters düşmeyeceksiniz. Bu tür biyografik romanlarda yazar, kitaptaki kahramanın tüm yaşamını ele almak zorunda değildir. Belgeleri kendi süzgecinden geçirir, içlerinden seçmeler yapar, gerçeği bozmayacak ayrıntılarla süsler ama gerçeklere yüzde yüz bağlı kalır. Yazar okuyucuda güven yaratmak zorundadır. Böyle bir çalışma ile tarihe de hizmet etmiş olur.

Biyografik romanlarım…

Ben “Meyyale” romanımda ailemden duyduğum olaylardan seçmeler yaparak Abdülaziz devrinin gerçeklerini ve kadınların sarayda çektikleri acıları romanlaştırdım. “Taif’te Ölüm”de Mithat Paşa’ya bu açıdan yaklaştım. “Başın Öne Eğilmesin”de Sabahattin Ali’nin yaşamını da aynı yöntemle romanlaştırdım. “Hava Kurşun Gibi Ağır”da Nazım Hikmet’in yaşamından seçmeler yaptım. Bütün yaşamını anlatmam söz konusu değildi. Az bilinen, belki de pek az bilinen olaylara ışık tuttum. Tevfik Fikret’i de bu açıdan ele aldım. Abdülmecit’e de aynı açıdan baktım. Onun bütün yaşamını ayrıntıları ile yansıtmaya yönelmedim. Özgürlüğe Kurşun’da öldürülen gazetecilerin gerçek yaşamlarına hiç bir şey katmadım. İttihatçıların içinde oluşan bir çetenin yaptığı terör olaylarını yazdım. “Gazi ve Fikriye”de de ulaştığım belgelerden seçmeler yaparak olayı bütün açıları ile yansıtmaya çalıştım. “Kara Çığlık”ta Lumumba’nın kahramanca verdiği savaşları, uğradığı işkenceleri ve emperyalistler tarafından öldürülüşünü anlattım. Kitapta onun söyledikleri sözler kendi sözleriydi. Onlara hiç bir şey katmadım. Lumumba’nın yaşamına ışık tuttum. Kitaptaki Türk gazetecinin serüveni bir kurmacaydı. Ona kendi yaşamımdan bir şeyler kattım. Lumumba’nın arkadaşlarının yaşamları da yüzde yüz gerçekti. İşte ben biyografik romanı böyle anlıyorum ve romanlarımda böyle uyguladım.

 

NİLÜFER ALTUNKAYA/Alakarga Yayınları, Biyografik Roman Serisi

Genel Yayın Yönetmeni

“Biyografi, toplumun belleği işlevi gören bir tür”

Türk edebiyatında biyografi türü yeni yeni gelişmeye başlıyor ve bu türe gerek okur gerekse yayınevleri gereken ilgi ve önemi göstermiyor. Alakarga Yayınları, Biyografik Roman Serisi Genel Yayın Yönetmeni Nilüfer Altunkaya, dünya edebiyatıyla da kıyaslayarak bu türün bizdeki gelişimi/gidişatı ile ilgili görüşlerini paylaştı. Ayrıca Alakarga Yayınları’nın, gençlerin biyografi türüne aşinalığını artırmayı hedefleyen projesiyle ilgili bilgi verdi.

Kısa süreli bellek yitimlerini tercih eden bir toplum

Ülkemizde biyografinin yeterince gelişmemesini ben biraz okumaktansa dinlemeye daha yatkın bir toplum oluşumuza bağlıyorum. Söz uçar yazı kalır, noktasından bakarsak bu aslında kısa süreli bellek yitimlerini tercih eden bir toplum olduğumuzu da açıklıyor. Zaten siyasi erk, halkın tarihsel ve kültürel birikimine devamlı bir müdahale içinde. Bu da bizleri yazıdan çok söze, şimdiyse görsel kültüre yaklaştırdı sanırım. Bu yüzden bilgiyi önemsemiyoruz. Aklımızla değil duygularımızla hareket ediyoruz. Niteliği değil niceliği ön plandan tutuyoruz. Yazılı tarihine sahip olma eğiliminde olmayan bir toplum neden biyografiyle ilgilensin ki? Kulaktan dolma duyduklarıyla tatmin oluyor zaten herkes. Biyografi aslında tarihi açıdan da toplumun belleği işlevi gören bir tür. Ama biz biraz körü körüne yaşamayı tercih ediyoruz. Yaşananlardan ders çıkarmak yerine anlık tepkiler üzerine kuruyoruz geleceğimizi. Bence bu yüzden biyografi okumayı pek tercih etmeyen bir toplumuz.

Dünya edebiyatı daha avantajlı

Dünya edebiyatı biyografi türü açısından oldukça avantajlı bize göre. Belgeleme sistemleri, kayıt altına alma eğilimleri ve tarihe olan saygıları bizden çok daha gelişmiş olduğu için biyografi yazarının işi daha kolay olsa gerek. Tabii burada kimin hayatını kaleme alacağınız da önemli. Sanki yine popüler kültürün etkisi bu konuda da ağır bir şekilde duyumsanıyor.

Bilim insanlarının, ressamların, büyük bestecilerin, yazarların genel olarak söylemek gerekirse dünyada iz bırakmış önemli insanların hayatını okumak benim her zaman çok keyif aldığım bir okuma oldu. Aklıma yakın zamanlarda okuduğum Louis Breger’in Freud’u anlatan kitabı geldi.

Biyografik roman dizisi

Biz Alakarga Yayınları olarak başlattığımız biyografik roman dizimizde, biyografi türüne gençlerin aşinalığını artırmayı da hedefliyoruz. Edebiyatımızın önemli yazarlarının hayatlarını romanlaştırarak özellikle genç okurlarımıza sunduğumuzda, onların yaşantılarına tanık olurken kitaplarını da merak ederek okuyacaklarını düşünüyoruz. Projenin temellendiği düşünce, bu yolla gençlerimize kitap sevgisini aşılayabilmek. Artık bu türün önemi anlaşıldı ve eskisine göre yayınevleri de daha fazla emek harcıyor gibi. Ama elbette daha alınacak çok yolumuz var. Biz bu açıdan biyografi türüne farklı bir hareket kattık diye düşünüyorum. Bu vesileyle projede yer alan tüm arkadaşlarıma emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

BİYOGRAFİ KİTAPLIĞI

İlgilenenler için dikkat çekici ve önemli birkaç biyografi kitabı…

Bir Şairin Yaşamöyküsü-T.S. Eliot 

John Worthen

İthaki Yayınları, 2017

Yirminci yüzyıl modernist şiirin en büyük şairlerinden ve dönemin en önemli oyun yazarlarından olan Thomas Stearns Eliot’ın çalkantılı ve karmaşık hayatını anlatan bu eser, şair hakkında yazılmış en objektif metinlerden. Yalnızca bir şairin hayatını anlatmakla kalmıyor, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı dönemi Amerikası ile İngilteresinin sanat hayatını da mercek altına alıyor. Biyografi, W. B. Yeats, Ezra Pound, Bertrand Russell ve Virginia Woolf gibi ünlü isimlerin Eliot’ın yaşamındaki önemine tanıklık etmek açısından da önemli bir yer tutuyor.

 

Nâzım Hikmet Üstüne Yazılar 

Memet Fuat

Yapı Kredi Yayınları, 2017

“Nâzım Hikmet Üstüne Yazılar”, Memet Fuat’ın 1965-1998 yılları arasında çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan yazılarından oluşuyor. Memet Fuat, bu yazılarda, Nâzım Hikmet’in şiiri, yaşamı ve yapıtları hakkında yaptığı bilimsel incelemeler ve ilk elden tanıklıklarla birçok yanlışı düzeltiyor ve Nâzım’ın daha iyi anlaşılması için okuyucuya rehberlik ediyor.

 

İşte Caravaggio 

Annabel Howard

Hep Kitap, 2017


Bacon, Caravaggio, Cézanne, Dalí, Gaudi, Gauguin, Goya, Kandinsky, Leonardo da Vinci, Magritte, Matisse, Monet, Pollock, Rembrandt, Van Gogh, Warhol, Frank Lloyd Wright: Farklı ülkelerden, farklı akımlardan, sanat dünyasında iz bırakmış on yedi sanatçı. Ödüllü çizerlerin kitaplara özel çizdikleri illüstrasyonlarla her biri kendi başına da bir sanat eseri adayı olan on yedi kitap. Hep kitap “İşte” dizisiyle sanatseverleri keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Pek çok ressam gölgelerde kalmaktan yakınırken, İspanya’nın arka sokakları insanlığa yepyeni bir sanatçı fısıldadı: Otuz dokuz yaşında öldüğünde ardında on yedi polis raporu, bir cinayet mahalli, bir de şövalye unvanı bırakan bir adam… Hayatının büyük bir kısmını kaçarak geçiren, gölgelerden öğrendiklerini sanatı ile harmanlayan, vahşi sokak hayatını resimlerinde ölümsüzleştiren bir ressam. Batı sanatının en etkileyici ve en ufuk açıcı sanatçılarından biri: İşte Caravaggio.

 

Sevgi Soysal 

Sefa Yüce

Ebabil Yayıncılık, 2016

Türkiye’de sosyokültürel değişim 1960’lı yıllardan itibaren büyük bir ivme kazanır. Toplum yapısını derinden etkileyen bu değişim dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türk edebiyatına da yansır. Onunla Cumhuriyet sonrası sosyokültürel hayat romana taşınır. Her yazarın ortaya koyduğu sanat eserinin, kendine özgü bir yapısal bütünlüğü bulunmaktadır. Sevgi Soysal, “Tutkulu Perçem”le başladığı yazarlık serüvenini “Hoş geldin Ölüm”le noktalar. Onun eserlerinde “görgü, gözlem, bilgi, izlenim ve duygu”nun bütün etkilerini görmek mümkündür. Ona göre, sağlıklı ve eğitimli bir toplumun geleceği kadınlara bağlıdır. Okuyan ve kendini yenileyen Soysal, sadece bir yazar değil aynı zamanda bir Türk entelektüelidir.

 

James Joyce-Hayatı ve Eserleri
Richard Ellmann

Kabalcı Yayınevi, 2012

İrlanda edebiyatı üzerine otorite kabul edilen Richard Ellmann’ın kaleminden 20. yüzyıl edebiyatını derinden etkileyen İrlandalı yazar James Joyce’un hayatı… İlk okumada öyle kolayca anlaşılamayan, bir kelime ustası olan Joyce’u ve eserlerini anlatan bir biyografi ortaya koymak da pek kolay olmasa gerek. Ellmann, edebiyatın zeki çocuğu James Augustine Aloysius Joyce’u anlamayı ve anlatmayı başarmış görünüyor.

 

Stefan Zweig’in Son Günleri

Laurent Seksik

Can Yayınları, 2012

Laurent Seksik, bu biyografik romanda Stefan Zweig ve karısı Lotte’nin ölüme doğru çıktıkları yolculuğun son altı ayında onlara eşlik ediyor. İçine düştükleri o derin bunalımı, mücadeleyi değil de kaçmayı seçmiş olmalarının o dayanılmaz vicdan azabını her sayfasında hissettiriyor, o kederli günleri onlarla birlikte yaşıyor, yaşatıyor. İnsanın yüreğini burkan bir öykü. Gerçek olduğunu bilerek okumak, bir dönemin, bir dünyanın yok oluşuna tanık olmak daha da hüzünlü…

 

Lüzumlu Adam İshak Alaton

Mehmet Gündem

Alfa Yayıncılık, 2012

Mehmet Gündem’in kaleme aldığı sıra dışı bir yaşam öyküsü, Lüzumlu Adam İshak Alaton. Gündem’in bu kitabında Yahudi asıllı Türk işadamı İshak Alaton’un yaşadığı hayat mücadelesini, kırılma anlarını, hüzünlerini, mutluluklarını, her ne olursa olsun yeniden başlama iradesini, sonsuz öğrenme azmini, kendini aşma çabalarını ve küçük de olsa hayata iz bırakma niyetine tanık oluyoruz.

 

İlhan Usmanbaş/Ölümsüz Deniz Taşlarıydı

Evin İlyasoğlu

YKY, Temmuz 2011

Müzik yazarı Evin İlyasoğlu’nun ilk olarak 2000 yılında yayınlanan “İlhan Usmanbaş/Ölümsüz Deniz Taşlarıydı” adlı kitabı, bestecinin 90. doğum yıldönümü nedeniyle 2011 yılında tekrar basıldı. Kitabın son bölümünde Usmanbaş’ın en yakın dört dost/öğrencisinin onunla ilgili değerlendirmelerini içeren yazı ve söyleşiler yer alıyor. Yeni baskıda, sanatçının 2000 sonrası yaşamından önemli çizgiler, yapıt listelerinde ve diskografisindeki yenilikler de yer alıyor. Ayrıca kitaba ekli CD’de Usmanbaş’ın daha önce hemen hiç çalınmamış, kaydedilmemiş dört yapıtı yer alıyor.


Sartre

Denis Bertholet

İthaki Yayınları, 2009

Sartre’ın yaşamı ve düşüncesini gerçekçi bir bakış açısıyla bir arada ele almak… Metinlere, kapsamlı yazışmalara, yapıtlara, anılara dayanarak 20. yüzyılın en büyük aydınının portresini çizebilmek… Denis Bertholet’in amaçlayıp gerçekleştirmiş olduğu işte bu. Bertholet’in ciddi bir araştırma ürünü olan bu yapıtı, nesnel bir bakış açısıyla Sartre’ı tüm yönleriyle tanımamızı, anlamamızı sağladığı gibi 20. yüzyıl tarihine ışık tutan önemli bir belge aynı zamanda.

 

Cemal Süreya/Şairin Hayatı Şiire Dahil

Feyza PerinçekNursel Duruel 

Can Yayınları, 2008

Feyza Perinçek’le Nursel Duruel’in birlikte ortaya koydukları Cemal Süreya biyografisi, sanatçının desenleri ve yaşamının çeşitli dönemlerinde çekilmiş fotoğraflarıyla da dikkate değer, önemli bir eser. Selim İleri şöyle diyor bu kitap için: “Cemal Süreya/Şairin Hayatı Şiire Dahil” alışılagelmiş, planı kalıplaşmış, beylik bir yaşamöyküsü değil. Tam tersine, Cemal Süreya şiirinin olanca inceliğini düzyazıda arıyor. Cemal Süreya’nın şiirinden hayata açılıyor, şairin hayatını şiirle buluşturuyor, örtüştürüyor. Böylesi bir yöntemi seçtiği için, hem göz kamaştırıyor, hem de kim bilir ne çetin bir çalışmaydı, dedirtiyor okura. Diyebilirim ki, edebiyatımızda yazılmış en güzel biyografilerden biri, bir başyapıt.”


Ahmed Adnan Saygun/Doğu-Batı Arası Müzik Köprüsü

Emre Aracı

YKY, 2007

“Sibelius Finlandiya, De Falla İspanya ve Bartók Macaristan için ne ifade ediyorsa Türkiye için onu ifade eden, Türkiye’nin büyük ve yaşlı müzik adamı.” 15 Ocak 1991 tarihli İngiliz The Times gazetesinin ölüm haberleri sütununda yer alan bu cümle, tüm yaşamını büyük yapıta giden yolları aramaya adamış, en dipte yatan mirasına dek kazdığı “geleneği” Batı müziğinin çoksesli diliyle tüm dünyaya aktaran bir büyük bestecinin ve filozofun, Ahmed Adnan Saygun’un ardından yazılmış. “Türkiye’nin büyük ve yaşlı müzik adamı…” Saygun’u ne kadar iyi anlatan bir söz! Böyle bir sanatçının yaşamı ve yapıtları hakkında bugüne dek kapsamlı bir araştırma yapılmamış olmasının yarattığı boşluk da o kadar büyük! “Ahmed Adnan Saygun: Doğu-Batı Arası Müzik Köprüsü”, bu boşluğu dolduruyor.

 

Virginia Woolf/Yaşam Bir Rüyadır Uyanmak Öldürür 

Quentin Bell  

Everest Yayınları, 2007

Yeğeni Quentin Bell’in kaleminden Virginia Woolf’un hayatı… Dünya edebiyatının en etkileyici yazarlarından Virginia Woolf´un, yeğeni tarafından kaleme alınan biyografisi, Virginia Woolf: “Yaşam Bir Rüyadır, Uyanmak Öldürür” başlığıyla Everest Yayınları’nın “Unutulmayan Kadınlar” dizisinden yayınlanmıştı. Woolf’un şimdiye dek yayınlanmış en ayrıntılı biyografisi olan kitap hem pek çok belgeye dayanması hem de yazarın yaşamına aile içinden bir bakışla yaklaşıyor olması bakımından ilgi çekici. Virginia Woolf’un etkin rol oynadığı, efsanevi “Bloomsbury Grubu” da kitapta detaylı bir biçimde irdeleniyor.

Elif Şahin Hamidi
(
elif.sahin@gmail.com)

NOT: Bu dosya konusu, 2017’de www.isimizgucumuzkitap.com’da yayınlanmıştır.

Yorum yapın

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”