İlgi Yoksunu Ama Sahipsiz Değil: Deneme – Elif Şahin Hamidi

İLGİ YOKSUNU AMA SAHİPSİZ DEĞİL: DENEME

Deneme, yazma alanı adeta sonsuz bir edebi tür, yani konu sınırlaması asla söz konusu değil. İnsanı düşünmeye, düşünce üretmeye sevk eden bir tür. Denemeci de bir dil ustası elbet; ele aldığı konuyu duygu ve düşünceleriyle yoğuran, ona yeni boyutlar kazandıran ve tüm bunları samimi, incelikli bir dille ifade eden söz ustası. Ama gelin görün ki bu alana ne okurlar ne de yayıncılar gereken ilgi ve önemi göstermiyor. Ayrıca deneme adı altında kitapçılardaki yerini alan kitapların ne kadar deneme olduğu da bir başka tartışma konusu. Malum, bugün eline kalemi alan deneme yazıyor ya da deneme yazdığını sanıyor! Gazetelerdeki köşe yazılarının derlenip deneme adı altında kitaplaştırılması söz konusu bir de. Bu kitapların üzerinde deneme yazıyor olması onları deneme yapar mı acaba? Denemeyi anlamlı ve farklı kılan zamana meydan okuması, çok yıllar sonra bile anlamından, anlaşılabilirliğinden bir şey kaybetmemesidir. Dolayısıyla bugün denemeliği tartışılır olan pek çok kitabın gerçek anlamda deneme olup olmadığını zaman ispatlayacak.

Deneme de tıpkı şiir gibi gereken ilgiden yoksun, çok da sahip çıkılmayan bir tür ne yazık ki. Ancak her şeye rağmen bu alanda güzel eserler ortaya koyan, ona sahip çıkmaya çalışan çok önemli isimler, yetkin kalemler dün olduğu gibi bugün de var. Hiç kuşkusuz gelecekte de var olacak. Çünkü Türk edebiyatında denemenin beslendiği kaynaklar ve dayandığı temel oldukça sağlam. “Deneme” deyince akla ilk gelen isim elbette Nurullah Ataç oluyor. Ataç, Batılı/modern anlamda ilk denemeyi edebiyatımıza kazandıran ve en çok bu alanda ürün veren ilk yazarımız. Ve tabii ki Sabahattin Eyüboğlu, Ahmet Haşim, Nermi Uygur, Vedat Günyol, Salah Birsel, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, Cemal Süreya, Suut Kemal Yetkin gibi önemli denemeciler bu alanda çok kıymetli eserler ortaya koydu. Dolayısıyla Türk edebiyatında denemenin sağlam bir zemini var. Bu zeminde daha pek çok denemeci yol aldı; bu birikim günümüz denemecileri için hayli verimli bir kaynak görevi gördü.

USTA YAZARLARLA DENEME ÜZERİNE…

Deneme türünde önemli eserler veren usta denemecilere ve alanında başarılı bazı yazarlara “deneme”yi sorduk. Görüşlerine başvurduğumuz yazarlar, deneme kitapları arasından hangilerini başarılı ve kayda değer bulduklarını, yayınevlerinin deneme yayımlamak konusundaki tutumları ile ilgili neler düşündüklerini anlattılar. Ayrıca “Denemeci ile köşeyazarı arasındaki ayrım nedir? Dergi ve gazetelerdeki yazıların toplamından kitap yapıp, üzerine deneme yazmak onu deneme yapar mı?” sorumuza oldukça aydınlatıcı cevaplar verdiler.

ADNAN BİNYAZAR      

“Denemenin düşünsel yönü evrensele doğrudur.”

Ahmet Haşim, Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Vedat Günyol, Nermi Uygur, Oktay Akbal gibi önemli denemeciler yetişti. O nedenle denemenin sağlam bir tabanı var bizde. Günümüzde de Tahsin Yücel, Uğur Kökden, Emin Özdemir, Feridun Andaç gibi yazarların denemeleri üst üste yayımlanıyor. Son yıllardan Emin Özdemir’i “Kurmaca Kişiler Kenti”, Feridun Andaç’ı “Gölgesi Kaleminin Ucunda: Montaigne” adlı deneme kitaplarıyla anmalıyım.  

Deneme basma olanakları bulunan yayınevlerinin bir önyargısı olamaz. Bilgi, Can, YKY gibi yayınevleri iyi deneme kitaplarını basıyorlar. Ancak yazdığı her şeyi deneme sananların kitaplarına doğal olarak uzak duruyorlar. Örneğin ben, “Duyguların Anakarası”, “Edebiyatın Dar Yolu”, 2010 yılında Sedat Simavi Edebiyat Ödülü verilen “Toplum ve Edebiyat” adlı kitaplarımın basımında, roman ve öykülerimin de yayımlandığı Can Yayınları’nın tutumunda farklı bir durumla karşılaşmadım.

Dergi ve gazetelerdeki yazıların toplamından kitap yapıp kapağına “deneme” yazmak onu deneme yapmaz. Denemenin düşünsel yönü evrensele doğrudur, gazete yazılarında güncellik gözetilir, aynı zamanda ses getirecek konuların irdelenmesi temel amaçtır. Yayınevlerinin bu tür yazarlara bakışları farklıdır. Onda da haklıdırlar. Ancak köşe yazarı Oktay Akbal, Tahsin Yücel, Ülkü Tamer, Hilmi Yavuz, Ahmet Cemal ise onlara, alışılmış bir adlandırmayla, “gazeteci yazar” gözüyle bakılmaz, onların “yazar gazeteci” olduğu bilinir. Oktay Akbal’ın, köşesinde yazdıklarına bakalım; değindiği günlük olaylardan çok, insanın iç değer sorunları irdelenir. Deneme yazarının kendine özgü bir üslubu vardır, gazetecinin üslubu, gazete ölçütünün üslubudur. Elbette İlhan Selçuk, Çetin Altan, Hasan Pulur, Melih Âşık gibi köşe yazıları deneme bağlamında algılanacak gazetecileri, polemik gazetecileriyle bir yere oturtmamak gerekir.

FERİDUN ANDAÇ

“Denemeye ön ayak olan yayınevi yok!”

Yayın dünyamızda denemeye ilginin az olduğunu söylemeliyim. Yayıncının bu yöndeki algısı şu: “Okunmuyor!” Oysa biliriz ki deneme yalnızca okurluğun değil gelişmişliğin de bir göstergesi. Eğitimin, ekonomik gelişmişliğin, sanata ilginin, merak ve bilgi toplumu olmanın bir göstergesi. Bu nedenledir ki ülkemizde deneme üretimi de deneme kitaplarının yayımı kadar sınırlıdır. Sığ demiyorum, çünkü olagelen deneme damarında ürün veren yazarlara baktığımızda azımsanmayacak bir birikimi taşıyorlar bize. Örnek mi? Tahsil Yücel, Emin Özdemir, Uğur Kökden, Enis Batur…

Biraz önce altını çizmeye çalıştım; yayıncının ilgisi kendi yayın donanımı/politikası, yayın ekibiyle eş neredeyse. Bu anlamda şu yayınevlerinin öne çıktığını gözleriz deneme kitaplarının yayımında: Metis, Can, Yapı Kredi, Sel, Bilgi… Buna birkaç butik yayınevini de ekleyebiliriz. Gene de öyle denemeye önü açık bir yayıncılığımız, hatta başlı başına bunu öne alan bir yayınevi yok.

Şunu unutmamak gerek, edebiyatımıza deneme türünü kazandırmada gazetelerin önemli bir işlevi var. Şinasi’nin bu anlamda ilk öncümüz olduğunu söyleyebiliriz. Köşe yazarlığı kavramı da gene gazetelerle girmiştir; fıkra/makale/deneme yazıları gazetelerde okurunu bulmuş, sonrasında ise edebiyat dergilerine yansımıştır. Özellikle 1940 sonrası deneme, dergiler aracılığıyla kendini var edip önünü açan bir tür olmuştur. 1940 ve 1950 Kuşakları neredeyse bu türün öncüleridir. Pazar Postası, Dost, seçilmiş hikâyeler, Türk Dili, Varlık, A, Yeni A, Soyut, Papirüs, Yeni Dergi gibi dergiler deneme yazarlarının uç verdiği yazı arenaları olmuştur. Bu eksende gelişen yayıncılığımızda Sander Yayınları, Cem Yayınevi, hemen ardından Adam Yayınları deneme kitaplarının adresidir. Telif kitapların yanı sıra çeviri denemelere yer veren Payel, Can, Metis ve Yapı Kredi Yayınları neredeyse bir “ekol” düzeyine gelmişlerdir.

Gazetelerde yazılan her yazıyı “deneme” olarak nitelendirmek mümkün değildir.  Ki bu türde yazıp da gazetelerde yazıları çıkan yazarlar özellikle türün çerçevesini bilerek yazarlar, kendilerini de “gazeteci” olarak nitelendirmezler. Bir de şunu kırmak gerekecek; deneme türsel olarak artık çeşitlenmiştir. Yazılan her denemeyi yazınsal deneme olarak almamak gerek. Örneğin; Doğan Kuban gazetede yazmaktadır. Mimardır, sanat tarihi uzmanıdır, bir bilim insanıdır. Burada yazdıklarının birçoğu “deneme”dir. Yani bir tarihçi, fizikçi, matematikçi, hukukçu, felsefeci de kendi alanının birikimini deneme yazarak dile getirebilir. Bu anlamda bir zenginlik var, ama yazınsal deneme alanında o zenginliği görmek ne yazık ki mümkün değil.  Halen deneme ile eleştiri, deneme ile fıkra/makale, güncel gazete yazıları karıştırılmaktadır.

Son yıllarda okuduğum, elimin altındaki deneme kitaplarına gelince: “Kurmaca Kişiler Kenti” (Emin Özdemir), “Başka Hayatlar” (Nilüfer Kuyaş), “Yolcu” (Enis Batur),  “Kimim Ben?” (Tahsin Yücel)… Denemenin edebiyatımızda her dem zenginleştirici bir boyutu olduğunu gösteren, dilsel anlamı kadar düşünsel çeşnisini de bize gösteren birikimi sunuyor bu denemeciler…  

UĞUR KÖKDEN

“Köşe yazısı deneme değildir!”

Çok az deneme yayımlanıyor, dahası adı “deneme” olsa bile. Enis Batur’u, Şavkar Altınel’i, Nilüfer Kuyaş’ı, Feridun Andaç’ı, Mehmet Serdar’ı bu denemeciler arasında sayabilirim. Ben, Memet Fuat Deneme Jürisi’nde yer almıştım. Orada bile, çoğu kez, eleştiriye kaçan metinler deneme olarak sunuluyordu. Evet, yayınevleri de denemeye uzaklar. Bu kitapların az satıldığını düşünüyorlar. Ancak şiir de az satıyor; öte yandan yeterince tanıtılmıyor.

Deneme, hiçbir zaman köşeyazısı, makale ya da bir derleme sayılmaz. Öyle demek, öyle olması anlamına gelmiyor. Sanırım, denemeye asıl zarar veren de bu durum. Benim son deneme kitabım, “Yüzler, Gizler, İzler” adını taşıyor. Denemelerim değişik coğrafyaları, gezi izlenimlerini, resim üstüne değerlendirmeleri ve özellikle içinde yaşadığım yüzyılın önemli dönem ve olaylarını dile getirir. Dolayısıyla deneme, bir birikim ve kültürel zenginlik gerektirir.

GÜNDÜZ VASSAF

“Deneme yüzyıllar sonrasına kalır.”

Yazı türü olarak denemeyi farklı kılan, Montaigne örneğinde olduğu gibi yıllar, belki yüzyıllar sonra, anlamını yitirmemesi. Günün referanslarını bilmeye ihtiyaç kalmadan, anlaşılabilir olması. Köşe yazıları ise, ertesi gün çöpe atılacak gazete gibi. O gün, o ülkenin insanı için anlamlı.

ERENDİZ ATASÜ

“Ülkemiz için çok genç bir tür.”

Yeni çıkan kitaplar arasında dişe dokunur deneme kitapları var mı? Dürüst davranmak gerekirse, bu sorunun yanıtı “Bilemiyorum” olmalı. Yaşadığımız yayın enflasyonunda, edebiyat eleştirisi zayıflarken ve ticari tanıtımlar ortalığı kaplarken, iyi öykü ve iyi romanın da, iyi şiirin ve iyi eleştirinin de izini sürebilmek git gide zorlaşıyor değil; imkânsızlaşıyor. Konuyla ilgili hissiyatım, tipide yolunu kaybetmiş bir yolcununkini andırıyor. Görüşü benden keskin olanlar belki doyurucu bir yanıt verebilir. 20. yüzyılın son çeyreğinden bu yana, benim gözde deneme yazarım Füsun Akatlı’dır.

Yayınevleri deneme basma konusunda isteksiz. Deneme az sattığı için böyle. Bu az satış meselesi bulaşıcı bir hastalık gibi. Denemeden şiire ve öyküye de bulaşıyor gözlemleyebildiğim kadarıyla. Yayınevleri ticari kurum olarak ayakta kalabilme becerilerini, kültür kurumu olma işlevlerinin önüne geçirdikleri sürece bulaşıcı hastalığın önü alınamaz kanımca. Neoliberal ekonomi ortamında yayınevlerinden kültürü başat kılma şövalyeliğini bekleyebilir miyiz?

Deneme ve makale arasındaki farka gelince: Ülkemizde her konuda olduğu gibi bu konuda da kavram kargaşası sürüyor. Elbette, makale de köşe yazısı da deneme de apayrı türler. Deneme bilgi içeren ve aktaran, ama bilgiyi kişiselleştirerek bu aktarımı yapan, yani yazarın kendi öznelliğini de açığa vuran bir tür. Yazılar toplamı bir kitabın üstüne deneme adını koymakla içindekiler deneme olmuyor tabii. Böyle kitapları belki sadece “yazılar” diye etiketlemeli. Ancak bizde denemenin az yazılmasının ve okunmasının bununla ilişkili olduğunu sanmam. Deneme ülkemiz için çok genç bir tür sayılabilir; ete cana bürünmesi Cumhuriyet’ten sonra. Toplumumuzun düşünme eylemiyle olan tarihsel bağının cılızlığı ve bireylerimizin kişisel düşüncelerini açığa vurmaktaki tarihsel tereddütleridir, kanımca asıl neden. Denemede, yazar okurun karşısında çıplaktır; kurgusal metinlerde olduğu gibi ardına gizleneceği bir hayal perdesi mevcut değildir. Hem nesnel hem öznel karakterdeki bu türü şahsen kendime yakın buluyorum.

ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE

“Deneme yazarları arasında çok satanlar var.”

Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de bütün edebiyat türleri romanın gölgesinde kalıyor. Yine de denemelerin durumu şiir ve tiyatro eserlerinden daha iyi. Yayımlanan deneme kitaplarının romana göre oranı elbette çok düşük fakat diğer türlerle karşılaştırdığımızda, durum o kadar kötü değil. Ben, işim gereği, romancıların denemelerini okuyorum: Milan Kundera, Murathan Mungan, Gabriel Garcia Marquez, Orhan Pamuk, Umberto Eco gibi sevdiğim romancıların edebiyat üzerine düşünceleri ilgimi çekiyor. Galiba en çok okunan deneme kitapları da ünlü romancılarınkiler oluyor. Edebiyat, kültür ve yaşam üzerine denemeler oluyor bunlar. Bir de tabii felsefe denemeleri var; onlar tamamen ayrı bir kategori ve genel okur için yazılmış metinler değil, ama tür olarak denemelerin temelini oluşturuyorlar. 

Deneme yazarları arasında çok satanlar var. Bunların büyük bir kısmı ucuzlatılmış felsefe metinleri yazıyorlar, Alain de Botton gibi. Bu tür denemeleri bastırmakta zorluk çekmiyor yazarlar, yayınevleri de bu türden makalelerin çok satacağını biliyorlar. Genelde bunların çarpıcı başlıkları oluyor ve güncel konulara/sorunlara değiniyorlar. Yani durum tüm türler için aynı, roman ya da deneme fark etmiyor. Geniş kitleye hitap eden kitaplar kolay, diğerleri ise zor basılıyor. Özellikle New Age metafizik denemeler en gözde olanlar.

Köşe yazarı rekortmeni bir ülkeyiz. Hiçbir ülkenin gazetelerinde bu kadar çok köşe yazısı yoktur herhalde. Bu yazarlar da birkaç senede bir yazılarını derleyip kitap halinde bastırırlar. Elbette onları severek okuyan insanlar ellerinin altında topluca olmasından hoşlanıyorlar; yayınevleri de bunun farkında olduğundan bazı gözde köşe yazarlarının makalelerini neredeyse her sene derleyip yayımlarlar. Öte yandan bunların büyük bir kısmı deneme değildir. Tür olarak denemeye özgü argüman geliştirme, sonuçlandırma gibi özelliklere çok ender rastlarız köşe yazılarında.

 

NİLÜFER KUYAŞ

“Edebiyat türleri arasında en kural dışı olan!”

Deneme, yanılmayı göze aldığımız bir düşünce deneyidir bence. Deneme sözcüğünün orijinal anlamı gibi “çaba göstermek” söz konusu; bir şeyi anlamak, bir şeyi isimlendirmek, bir konuda gerçek düşünce ve duygularımızı keşfetmek için yapılan bir çabadır deneme; eğer çaba içtense -ki içtenlik tek koşul- zaten yanılmayız. Çünkü kişinin gerçek düşünce ve duygularında doğru-yanlış diye bir şey olamaz. Başka insanlar aynı fikirde olmayabilir, bu daha da iyi, o zaman daha kışkırtıcı olur deneme, esas güzelliği de burada. Yanlış veya eksik bilgiye dayanmayacaksınız tabii, bildiğiniz bir kaç şeyi iyi süzmekte yarar var. Ama sonuçta deneme bilgi aktarmaz, soru sorar, keşif yapar, okurla merak paylaşır.

Deneme edebiyat türleri arasında en kural dışı olan biçim aynı zamanda. Kesin kuralları yok; sadece daha önce söylenmemiş bir şey söylemesi yeterli. Önemli olan sonuç değil, süreç. Varılan nokta değil, yapılan zihinsel yolculuktur önemli olan. Tabii, sıkıcı olmamak koşuluyla! İyi deneme yazmayı bir yazar için en çetin sınav olarak görüyorum. “Başka Hayatlar” kitabımın önsözünde sanıyorum denemenin en iyi ve en kapsamlı tanımını zaten yapmıştım, ekleyecek bir şey bulamıyorum.

 

ATİLLA BİRKİYE

“Ne hikmetse herkes deneme yazmış oluyor.”

Deneme, akla dokunur, düşünceye dokunur. Deneme olması yeterlidir; ama deneme edebî bir tür. Zaten bu da büyük bir sorun; son zamanlarda kitaba yer veren çeşitli “ortam”larda (böyle mi demeliyim; internet, gazete, televizyon vb.), deneme olmayan kitap da deneme oluyor! Ne hikmetse herkes deneme yazmış oluyor!

Malum deneme çok satmaz. Bunun için yayınevleri çok az yayınlar. Denemenin özünde sanatsal-yazınsal vb. “düşünce”ye ilişkin bir özellik vardır ve bunun için bizde de pek okunmaz. Bundan dolayı da pek “alınmaz”, böylece de pek basılmaz!

Her şeyden önce denemeci (ya da deneme yazan) edebiyatçıdır; yani klasik tanımıyla “yazar”dır. Ancak köşenizde de bir deneme yazabilirsiniz tabii ki; bunun çok örneği vardır bizde de, Batıda da. Dergi ya da gazetede yayınladığınız deneme ise; dolayısıyla sözü edilen kitap denemeler toplamıysa, o kitap denemedir. İster üstüne “deneme” yazın ister yazmayın! Ama o toplananlar deneme değilse, üstüne ne yazarsanız yazın!

MURAT GÜLSOY

“Önemli olan yazının türü değil, içeriği!”

Yeni çıkan kitaplar içinde deneme olarak sınıflandırılacak türde kitaplar çok sayıda değil. Umberto Eco’nun, Asuman Kafaoğlu Büke’nin, Küçük İskender’in Can Yayınları’ndan çıkan kitapları ilk aklıma gelenler. Deneme, makale ile öykü arasında tanımlanan melez bir tür olduğu için yayınevleri de bu sınıflandırmayı kolaylıkla yapamıyorlar. Kimi köşe yazıları, gazete ya da dergilerde yayımlanan yazılar elbette deneme türüne girebilir. Yazarın ne yazdığına bağlı… Bir makalede olduğu gibi belirli bir analitik yaklaşımla, güncel referansları vermeye dikkat ederek yazmak zorunda değildir deneme yazarı. Dolayısıyla sınırları çok çok geniştir. Önemli olan elbette yazının hangi türde sınıflandırıldığı değil, yazının içeriğidir. Niteliğidir.

“YAYINEVLERİ DENEME BASMAYA MERAKLI DEĞİL”

Yayınevlerinin deneme basma konusundaki tutumunu büyük yayınevlerine sorduk. Ancak sorularımıza hepsinden yanıt alamadık. Yayınevlerinin deneme türüne yaklaşımını göstermek açısından bu da önemli bir nokta. 2012-2016 yılları arasında İthaki’de editörlük yapmış olan ve şu an serbest editörlük faaliyetlerine devam eden Yankı Enki’nin de vurguladığı üzere “yayınevleri genellikle deneme basmaya meraklı değil”. Ama ona sahip çıkmak şart! Everest Yayınları Yayın Yönetmeni Cem Erciyes de denemenin roman ve öyküyle yarışabilmesi için okurları bilgilendirici, onlara hitap eden yeni düzenlemelerin yanı sıra kitapların değerini öne çıkartacak çalışmalar yapılması gerektiğinin altını çiziyor. Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Sırma Köksal ise denemenin kendine özgü bir tür olduğunu unutmamak gerektiğini vurguluyor.

YANKI ENKİ/Editör

“Denemeye sahip çıkmak gerekiyor!”

Yayınevlerinin deneme basma konusundaki yaklaşımı nedir?

Eğer deneme yayıncılığı yapılacaksa bu konuya derinlemesine eğilmek, bir plan izlemek gerekiyor. Arada sırada yayımlanıp geri adım atılacak bir şey değil. Romanın, öykünün, şiirin yeri her zaman sağlam. Deneme diğer edebi türler gibi değil. Ona sahip çıkmak gerekiyor. Yayınevleri genellikle deneme basmaya meraklı değil ama bir yandan çok fazla deneme diye nitelenen kitap var. Burada denemenin tanımıyla ilgili bir sorun göze çarpıyor. Hem şiirsel denemeler hem de deneme tadında bir edebiyat eleştirisi okumak mümkün. Felsefi deneme kitaplarının yanında aslında hiçbir edebi türe sokulamadığı için deneme diye kategorize edilen kitaplar da görüyoruz. Enis Batur da deneme yazıyor, Ahmet Altan da. Yaşar Çabuklu, Gündüz Vassaf veya Nurdan Gürbilek birer deneme yazarı. Ne var ki hepsi birbirlerinden farklı üsluplar kullanıyorlar.

Deneme alanında yetkin isimlere örnek verir misiniz?

Deneme hakkında söz sahibi olduğunu düşündüğüm birkaç isim var. Özellikle Orhan Koçak, Nurdan Gürbilek, Bülent Somay, Yaşar Çabuklu, İskender Savaşır, Murat Belge, Enis Batur, Kaya Genç, Emin Özdemir. Örneğin, Kaya Genç bir roman yazarı olsa da benim gözümde yeni kuşak denemecilerden ve ileride bir usta olarak anılacağını düşünüyorum. Emin Özdemir’in Düzyazının Sorgulayan Gücü diye bir deneme derlemesi vardır. Güzel ve yararlı bir derlemeydi. Yaşar Çabuklu da değeri fazla bilinmeyen yazarlarımızdan. Ayrıca yukarıda saydığım isimlerden belli olduğu gibi Türkiye’de deneme deyince Defter dergisi geleneğinden bahsetmek gerekiyor. Bugünkü okurun damağında kalan deneme tadı orada gizlidir.

******************

CEM İLERİ/Everest Yayınları Yayın Yönetmeni

“Türlerarası, cins, kurmaca olmayan yaratıcı metinler”

İki yıl önce Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek “Everest Deneme” adlı yepyeni bir diziye başladık. Kısa süre içinde çok olumlu tepkiler aldı, hem okurlarımızdan hem de kültür sanat çevresinden. Doğru bir iş yaptığımızı gördüğümüz için de devam ediyoruz. Everest’in zaten çok ciddi bir deneme koleksiyonu var, fakat bu dizi daha özel bir alanı tarif ediyor. Türlerarası, cins, kurmaca olmayan yaratıcı metinleri bir araya getiriyor. Son dönemde, özellikle Amerika’da bunu “creative nonfiction” diye adlandırıyorlar, Enis Batur “tanımlanamaz yazınsal nesne” diyor, Sebald, “şüpheli, güvenilmez bir meşguliyet” diyor, Montaigne kısaca “deneme” diyordu.

Everest Deneme Dizisi’nde şimdiye dek yayınlanan kitaplar şöyle:

Pierre Bayard-“Okumadığınız Kitaplar Hakkında Nasıl Konuşursunuz?”

Lila Azam Zanganeh-“Büyücü”, “Nabokov ve Mutluluk”

Sefa Kaplan-“Gözleri Görmeyen İki Adam”

Cem İleri-“Okurun Belleği”

Geoff Dyer-“Yeniden Anımsanan Savaş”

Cees Nooteboom-“Poseidon’a Mektuplar”

Armağan Ekici-“Lacivert Taşından Tabletler”

David Shields-“Gerçeklik Açlığı” 

Tabii piyasada çok ciddi bir roman enflasyonu söz konusu. Roman yazmayanı dövecekler yakında. Bu aslında yayıncılık piyasasının yavaş yavaş bir sektöre dönüşmesinin de göstergesi, ahlayıp vahlayacak halimiz yok, bu enflasyon bir süre daha devam edecek, sonra bir parça durulacak gibi geliyor bana. Her yerde aşağı yukarı bu süreç işlemiş, işliyor. Denemenin de, melez türlerin de bu büyüme içinde kendilerine daha geniş bir yer bulacaklarını düşünüyorum.

Eski ve has denemecilerin kitaplarının daha çok dolaşımda olması gerekiyor tabii ki. Bunun için yeni yayın formülleri bulunması gerekiyor. Yayıncılığımız bu konularda epey geride. Roman ve öyküyle yarışabilmesi için okurları bilgilendirici, onlara hitap eden yeni düzenlemeler yapılmalı, kitapların değerini öne çıkartacak çalışmalar gerçekleştirilmeli. 

Denemeyi de deneyenleri de seviyoruz!

 

**********************

 

SIRMA KÖKSAL/Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

Kendine özgü bir tür olduğunu unutmamak gerekiyor”

Eski ve has denemecilerin kitaplarının yeni baskıları tabii ki yapılıyor. Burada teker teker saymak mümkün değil ama en iyi örnek Salah Birsel kitaplarının Sel Yayınları tarafından yapılan baskılarıdır.

Yayınevlerinin deneme basma ile ilgili yaklaşımı konusunda ben, denemenin yayınevleri tarafından özellikle gözardı edildiğini düşünmüyorum. Ancak sorun, gazete ve dergilerde yayımlanmış ve güncelle sınırlı kalmış olan yazıların deneme kapsamında değerlendirilmek istenmesi. Çoğu zaman bu yazıların derlenmesi talebiyle karşılaşıyoruz ancak denemenin kurgu dışı yazıların tamamını kapsamadığını, kendine özgü bir tür olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu gözle bakıldığında aslında fazla deneme yazılmadığını fark edeceksiniz. 

KAYDA DEĞER DENEMELER

Evet, yayınevleri deneme türündeki kitaplara pek sıcak bakmıyorlar. Yayımı sınırlı bir tür deneme. Öyle ki başlı başına bu türe kucak açan bir yayınevi henüz yok. Deneme yayımlamak bakımından öne çıkan yayınevleri; Metis Kitap, Can Yayınları, Yapı Kredi Yayınları, Sel Yayıncılık, Bilgi Yayınevi ve Kavis Kitap diyebiliriz. Son yıllarda yayımlanan deneme kitapları arasında, bu alanda usta isimlerin denemeleriyle karşılaşıyoruz. Neler mi bunlar? İşte küçük bir liste…

Edebiyata Dair

Umberto Eco

Can Yayınları, 2017

Umberto Eco’nun 1980’lerden başlayarak 2000’lerin başına kadar kaleme aldığı denemelerinin yer aldığı “Edebiyata Dair”, Dante, Nerval, Cervantes, Borges, Shakespeare, Joyce, Wilde gibi Batı edebiyatına yön vermiş pek çok yazarın metinleri üzerinden edebiyat sorunsalını irdeler: Neden yazarız? Edebiyatın toplumsal ve bireysel yaşamlarımızda üstlendiği işlevler nelerdir? Edebiyat ile tarihsel olayların gelişim süreçleri arasında ne tür etkileşimler bulunur? Kurmaca dünyaların doğası nedir? Uzam, sözcüklerle nasıl temsil edilir? Metinler kendi aralarında nasıl söyleşir? “Edebiyata Dair”, Eco’nun salt kuramcı kimliğiyle değil, aynı zamanda kendi deneyimlerini ‘samimiyetle’ paylaşan bir romancı olarak da rehberlik ettiği, edebiyat evreninde bir keşif yolculuğu…

 

Buluşmalar: Yazarlar/Ressamlar

Ferit Edgü

Sel Yayıncılık/2016
Ferit Edgü, “Buluşmalar: Yazarlar/Ressamlar”da Camus’den Beckett’e, Sait Faik’ten Mehmet Günsür’e, Rembrandt’tan Dubuffet’ye, Bedri Rahmi’den Avni Arbaş’a, yazarlarını ve ressamlarını bir araya getiriyor. Bazı kitapları okurken yazarın düşüncelerine dalıp gidiyor, bazı resimleri seyrederken de kendi düşüncelerine. Onlarla birlikte edebiyat yollarına düşüyor, onlar eşliğinde sanatın gizlerini aralıyor. Edgü’nün coğrafyasında yolculuk etmek isteyenlere…

Yüzler, Gizler, İzler

Uğur Kökden

YKY/2016

Uğur Kökden yarım asra yaklaşan bir süreçte, edebiyat okuru kimliğiyle kaleme aldığı denemelerinde, Goethe’den Camus’ye, Brecht’ten Malraux’ya, “Refik Halid Karay’ın Harf Tutkusu”ndan “Beykozlu Orhan Veli”ye dünya edebiyatının ve Türk edebiyatının önde gelen figürlerinin kişilikleriyle eserlerini bir araya getiren yazarlar-şairler galerisinde bir gezintiye çıkıyor. “Yüzler, Gizler, İzler” kitapların yaşantısı aracılığıyla okuru kitaplarla direnmeye çağıran alçakgönüllü bir edebiyat birikimi.

 

Başkalaşımlar XXI-XXX

Enis Batur

Kırmızı Kedi Kitap/2016

“Başkalaşımlar” dizisi, Enis Batur’un, kendi deyişiyle, “yaratıcılık sorunları üzerine yatay, dikey ve sarmal ilişkileri sorguladığı denemeler”den oluşuyor. “Başkalaşımlar”ın bu üçüncü cildi, Enis Batur’un 1974’te “Ayna” ile başlattığı çizginin son noktasına, “başlangıç noktası”na geri dönüyor. İnsanın, içinde ya da dışında, kendisi ya da başkaları için inşa ettiği mekânlara götürüyor okuru; yalnızlığın, ihtirasın, zulmün, deliliğin ve bin bir türlü başka insanlık halinin bu mekânları, birer “ayna”ya dönüşüyor Başkalaşımlar’ın satırlarında.

 

Sanat Üzerine Denemeler

Ahmet Cemal

Can Yayınları/2015 (3. Baskı)

“Sanat Üzerine Denemeler”, bugüne kadar sanatla ilgili olarak Ahmet Cemal’in kaleme aldığı yazıların büyük bir bölümünü bir araya getiriyor. Sanatın hemen bütün dalları çerçevesinde sanat düşüncesi, sanata eleştirel bakış, sanatın eğitimi ve uygulaması bağlamındaki sorunları deşen bu yazılar, sanat tarihi, sanat felsefesi, estetik ve sanatın toplumbilimi gibi açılımları da içeriyor. Başka alanlarda olduğu gibi sanat üzerine eleştirel düşünmenin de pek önemsenmediği ülkemizde Ahmet Cemal’in yazılarındaki çoğu çıkış noktası, okurun salt okur olarak edilgin kalmasına izin vermeyip, bir anlamda onu eleştirel bir tutuma ve sanat bağlamında kendi bağımsız değer yargılarını da oluşturmaya zorluyor. “Sanat Üzerine Denemeler”, özellikle eleştirel düşünmeye özendirici yanıyla sanata ilgi duyan, sanatı yaşamın gerçekliğinin ayrılmaz bir parçası ve doğru düşünebilmenin yeni bir boyutu sayan herkese seslenen bir kitap.

 

Sessizin Payı

Nurdan Gürbilek

Metis Kitap/2015

Kavramlara edebiyatın içinden bakan denemelerden oluşuyor “Sessizin Pay”ı. “Adalet”i Dostoyevski’nin, “vicdan”ı Tolstoy’un, “merhamet”i Orhan Kemal’in, “utanç”ı J. M. Coetzee’nin, son yılların vazgeçilmez “kutuplaşma”sını Peyami Safa’nın penceresinden okuyan denemeler. Edebiyat yapıtlarıyla “dışarısı” arasında sert geçişlerle ilerleyen, kitap sayfalarıyla şehrin sokakları, duruşma salonları, tarihin yıkıntıları arasında gidip gelen yazılar. İki sorunun cevabını arıyor Gürbilek. Birincisi: Sessizin –henüz konuşmayanın, konuşma imkânı olmayanın, artık konuşamayacak olanın– el konulmuş payını geri alabilir mi yazı? İkincisi: Yazarlar konuşamayanlar adına da konuştuklarına inanmak ister. Ama yazının da bir sessizi vardır. Sessizin payına bu kez kendisi el koymadan var olabilir mi yazı?

 

Haydar Ergülen

Vefa Bazen Unutmaktır

Kırmızı Kedi Kitap/2014

1980 sonrası Türkiye şiirinin usta kalemi Haydar Ergülen, düz yazılarını “Vefa Bazen Unutmaktır” isimli kitabında bir araya getirdi. Ergülen bu denemelerde, bireysel olandan toplumsal olana, edebiyattan-şiirden tarihe kara bir leke olarak geçen katliamlara, ötekileştirilenlere uzanan geniş bir yelpazede son dönem Türkiyesinin sosyo-politik ortamına bir şairin penceresinden bakıyor.

 

Feridun Andaç

Gölgesi Kalemimin Ucunda: Montaigne

Kavis Kitap/2012

Feridun Andaç, Gölgesi Kalemimin Ucunda: Montaigne adlı son kitabında denemenin isim babası Montaigne’in deneme anlayışını ve beraberinde “deneme”yi anlatıyor. Öte yandan yazarın okuma yazma yolculuğuna tanık oluyoruz bu denemelerde. Andaç, “Deneme Zamanı” adını verdiği üçlemenin ilkinde Montaigne’le başlayan deneme yolculuğunu onun yaşamı/yapıtı ekseninde ele alıp yansıtıyor. Üçlemenin yayımlanacak olan diğer iki kitabı ise Elias Canetti ve Italo Calvino ile devam eden bir okuma yolculuğunun izini sürecek.

 

Emin Özdemir

Kurmaca Kişiler Kenti

Bilgi Yayınevi/2012

Emin Özdemir, “Kurmaca Kişiler Kenti” adlı kitabında dünya romanının evrensel kişileriyle söyleşiyor. Bu kentin sokaklarında dolaşmak oldukça heyecan verici; çünkü orada Don Kişot ve Hamlet’le karşılaşmak ya da Emma Bovary, Anna Karenina, Kaptan Ahab, Aslan Asker Şvayk ile yüz yüze gelmek mümkün. Hatta bir köşede Kuyucaklı Yusuf, Zebercet, Raskolnikov, İnce Memed, Mümtaz, Selim Işık, Will Loman’ın sohbetine katılabilir; onların yazınsal serüvenini kendi ağızlarından dinleyebilirsiniz.

 

Nilüfer Kuyaş

Başka Hayatlar

Can Yayınları/Ağustos 2012

Nilüfer Kuyaş’ın E Dergisi ve Milliyet Gazetesi’nde yayımlanmış yazıları 2003 yılında Dünya Kitapçılık tarafından, “Başka Hayatlar” adı altında kitaplaştırılmıştı. 2004 Memet Fuat Deneme Ödülü’ne değer görülen bu kitap Can Yayınları tarafından yeniden basıldı. “Başka Hayatlar”, ne türden olursa olsun kitap okumanın, edebiyatın sonsuz renklerle bezenmiş dünyasının, insanın yaşam kültürünü nasıl zenginleştirdiğini anlatıyor.

 

Kimim Ben?

Tahsin Yücel

Can Yayınları/Mayıs 2011

Edebiyatımızın usta yazarı Tahsin Yücel’in yeni denemelerini bir araya getiren
“Kimim Ben?” 2011 yılında Can Yayınları tarafından yayımlandı. Denemelerin temel konusu elbette edebiyat. Romanlardan, öykü kitaplarından, kimi zaman güncel bir edebi tartışmadan yola çıkılarak kaleme alınmış bu denemeler, edebiyatın bakış açısıyla toplumsal veya bireysel konuların nasıl ele alınabileceğini gösteriyor.

 

Asuman Kafaoğlu-Büke

Yazın Sanatı

Can Yayınları/2011

90’lı yıllardan bu yana gazetelerin kitap eklerinde ve dergilerde edebiyat üstüne yazılar yazan Asuman Kafaoğlu-Büke, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’ndeki yazılarına “Yazın Sanatı” adını vermişti. 2011 yılında onun yazılarından derlenen kitap da bu ismi aldı. Roman sanatını inceleyen yazılardan oluşan bu kitap, geçtiğimiz on yıl içinde yayımlanan romanlara dair bilgi edinmek açısından önemli bir kaynak.

Elif Şahin Hamidi
(
elif.sahin@gmail.com)

NOT: Bu dosya konusu, 2017’de www.isimizgucumuzkitap.com’da yayınlanmıştır.

Yorum yapın

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”