Yön-Devrim Hareketi / Kemalizm ile Marksizm Arasında Geleneksel Aydınlar – Gökhan Atılgan

Gökhan Atılgan ?Yön-Devrim Hareketi?nde, Doğan Avcıoğlu?nun liderliğinde, Osmanlı-Türk geleneksel aydın hareketleri içinde önemli etkisi olan siyasal akımlardan Yön-Devrim hareketini değerlendiriyor. Sosyalist vurgusuyla diğer hareketlerden ayrılan bu anlayışın nasıl ve hangi koşullarda doğduğu; siyasî fikirleri ile pratikleri arasında nasıl bir ilişki olduğu; siyasî fikirlerini, pratiklerini hangi organlar aracılığıyla örgütlediği ve günümüzün sol, özellikle de ?ulusal solcu? anlayışlarını ne yönde etkilediği, Atılgan?ın özenli çalışmasında odaklandığı başlıca konular.

Giriş / Gökhan Atılgan
Konu olarak Yön-Devrim Hareketi?nin seçilmesinin nedenlerini açıklayarak başlamak yerinde olabilir. Araştırma konumu seçerken, bazı kişisel nedenler ve gözlemlerin beni yönlendirdiğini söylemeliyim.
Türkiye?nin son 20 yılının en önemli dönüm noktalarından biri olan 28 Şubat 1997 sürecini bir gazeteci olarak izliyordum. Emekli paşalardan birisinin daha sonra ?postmodern darbe? olarak tanımladığı bu süreçte, herkes, beklenilen askeri müdahalenin ne zaman yapılacağını merak ediyordu; bizler çeşitli kaynaklarından müdahalenin hangi gün gerçekleşebileceğine dair haberler alıyorduk. Gazetecilik serüvenimin en tempolu günleriydi; gün başlarken Sincan?da yapılan tank geçidi, öğlene doğru dört yıldızlı, adı saklı bir generalin ?olay yaratacak açıklama?sı, akşama Genelkurmay?dan sert bir uyarı, gece yarısı telefonla aldığımız bir haber ve bütün bunları okuyuculara aktarırken göstermeye çalıştığımız özenle gerilim ve koşturma içinde geçen günler ve gecelerdi.
Mesainin yoğun olduğu bazı gecelerde Doğan Yurdakul ile birlikte çıkar, onun Gaziosmanpaşa?daki evine giderdik. O gecelerin ilkinde, Yurdakul, uyumam için evinin alt katında bir odaya götürdü beni. Uzunca bir süredir el sürülmemiş emekli bir profesörün çalışma odasını andırıyordu bu oda; rafl ar dolusu kitaplar, üzerleri tozlanmış dergi ve gazete koleksiyonları… Yatmam için gösterilen yatağa uzandığımda hemen yanı başımda duran eski gazetelerden birini alıp okuyarak uykumu getirmek istedim. Daha önce hiç görmediğim
bir gazeteydi. İri kırmızı harfl erle yazılmış Devrim logosunun altında ?Ordu Anti Kemalist Gidişe ?Artık Dur? Dedi? başlıklı bir manşet yer alıyordu. Tarih, 16 Mart 1971?di. Aradan çeyrek yüzyılı aşkın bir zaman geçtikten sonra biz, ordunun ?Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı gidişe? ne zaman ?dur? diyeceğini merak ediyor, Türkiye?nin siyasal yapısının özelliklerini yeniden düşünmeye çalışıyorduk. Yaşadığımız; siyasi parti liderlerinden milletvekillerine kadar herkesin ne söyleyeceğini, nasıl davranacağını, ordunun bu durumda nasıl bir tutum takınacağına göre belirlediği bir ülkeydi. Genelkurmay?ın yarım sayfalık bir açıklamasının on
binlerce işçinin hükümeti istifaya çağıran mitinglerinden, memurların uzun yürüyüşlerinden çok daha önemliymiş gibi görüldüğü ve gösterildiği bir ülke…
Sabah erkenden haber peşine düşmek üzere evden çıkarken Doğan ağabeye gece yattığım ilginç odanın kime ait olduğunu sordum.
?Kimsenin değil. Eniştemin kütüphanesinden kalanları koyduğumuz bir oda sadece? dedi. Eniştesinin kim olduğunu sorduğumda ?Doğan Avcıoğlu. Yön ve Devrim dergilerinin genel yayın müdürüydü? cevabını verdi. Sonraki günlerde Doğan Avcıoğlu, Yön ve Devrim adlarını giderek daha sık işitir olmuştum.
Çok farklı çevreler, kontrolün burjuva siyasal güçlerin elinden bir kez daha kaçmış gibi göründüğü 28 Şubat konjonktüründe, akımın temel tezlerini, Türkiye için önerdiği programı ve bunu gerçekleştirmek için izlenmesi gereken yol hakkındaki görüşlerini yeniden hatırlamak ve hatırlatmak ihtiyacı hissediyorlardı. Kimilerine göre, Türkiye?nin kritik dönemlerinde siyasal alana askeri müdahalelerin gerekliliği savunmak, Yön-Devrim Hareketi?nin bir mirasıydı ve öyleyse Yöncü tezlere karşı şimdi de mücadele edilmeliydi.
Öteki tarafa göre ise, ?2000 yılına kadar yaşayacağım ve haklı olduğum ortaya çıkacak? diyen (Atılgan 2000a; 2000e) Doğan Avcıoğlu?nun haklılığı siyasal gelişmeler ve olgular tarafından tescil edilmişti.
Yayın hayatına Doğan medya grubu bünyesinde 28 Şubat sürecinde başlayan ve siyasal alana askeri müdahaleyi eleştirmeyi temel amacı haline getiren Yeni Ufuk gazetesi, ülkede siyasi tansiyonun epeyce yükseklere çıktığı bir dönemde medyanın ordudan yana tutumunun köklerinin Doğan Avcıoğlu?nun çıkardığı Devrim gazetesinde bulunabileceği ve Türkiye?deki darbe girişimlerinin fikri yapısının siviller tarafından hazırlanageldiği iddialarını öne sürerken ?eleştirel? bir tutum takınmıştı. ?İnceleme? sayfasında yazılanlar ilginçti: ?Bir Cunta Dergisi Devrim?:
Asker-siyaset ilişkisinin koyulaşarak sürdüğü günümüzde, çeyrek asır öncesinde darbe girişimlerinin fikri altyapısını hazırlayan Devrim dergisini hatırlamanın tam sırası. İbret için, tarihin tekrarlandığının elle tutulur kanıtlarından biri olduğu için, aynı hikâyelerin artık dinleyici bulamaması için… (Hürkan, 1997).
İlhan Selçuk?un ?Pencere?sindeki şu sözler, Doğan Avcıoğlu?nun Türkiye için önerdiği yönün haklılığının artık anlaşılması gerektiğine dair tartışmaların başlangıç işaretini veriyordu:
Bugün 12 Mart?ın yıldönümü… Doğan Avcıoğlu çıktı geldi, ağzında hiç eksik etmediği sigarası; yüzünde alaycı bir gülümseme: ?Ben,? dedi, ?sana söylemiyor muydum, Türkiye askersiz yapamaz diye…? …
2000 yılına 9 ay kaldı… Halk orduya siyasal partilerden daha çok güveniyor. Herkes askerci oldu. Medya açıktan 28 Şubatçılık yapıyor. Avcıoğlu?nun askerle ilişkisi, bugünkü medyatorların yanında solda sıfır kaldı. Doğan haklı mı çıktı?.. (Selçuk, 1999).
Attilâ İlhan, Atatürkçü Düşünce Derneği gibi örgütlenmelerin etrafında toplanan siviller ve emekli askerler ile ordu çevrelerinin meydanlara çıkmaya başladığı 28 Şubat döneminde yazdığı şu satırlarla, sanki onların ihtiyaç duyduğu ?yön?ü bulabilmeleri için Doğan Avcıoğlu?na ve dergilerine müracaat etmeleri gerektiğini salık verir gibiydi:
Yön Dergisinin, -hiç olmazsa- beş yıllık yayın serüvenindeki ?köşe taşları? yazıların -yeniden yayınlanması; -hem Sosyalist, hem Kemalist, hem Türkçü kesimden- ?Ulusal Solcular?ın, fevkalâde mütecessis ve faal oldukları bugünlerde yayınlanması, ne büyük bir hizmet olurdu! (İlhan, 1999).
Türk siyasal hayatındaki farklı görüşlerin, aradan geçen yıllara rağmen, Doğan Avcıoğlu?na ve dergilerinde öne sürülen tezlere başvurularak ifade edilmeye başlandığı bir dönemde yüksek lisans derslerimizi tamamlamış ve tez konularımızı seçme aşamasına gelmiştik.
Kararımı Türk siyasal hayatı üzerine bir çalışma yapmak konusunda vermişken, yukarıda anlatılanlardan tahmin edilebileceği üzere, konumu Yön ve Devrim dergileri olarak seçmekte tereddüt etmedim.
Bu konuda hazırlanacak bir tezi önemli kılacak yeterince neden zaten bulunuyordu. Çalışma için hazırlıklara başladığım süreçte bu önem daha da arttı. Yön Hareketi sadece ordu-siyaset ilişkileri bakımından değil, Türkiye?de siyasal mücadelelerin başlıca konuları arasında yer alan özelleştirme, kalkınma, devletçilik, bağımsızlık, milliyetçilik, demokrasi gibi konularda fikir geliştirilirken de negatif ve pozitif olarak başvurulan bir akım olarak siyasal alanda yeniden yerini almaya başlamıştı.
Bu konuda bazı örnekler vermek yararlı olabilir: Bülent Ecevit, yeniden Başbakan olduğu 1999 yılında, geçmişteki devletçi kimliğine rağmen nasıl olup da bugün özelleştirme savunuculuğu yaptığına ilişkin eleştirileri cevaplarken Yön?e gönderme yapıyor; kendi farklılığını Yön üzerinden dile getiriyordu. Başbakan, Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök?ü telefonla arayıp ?Benim devletçiliğim eskiden beri zayıft ır. Yön?ü çıkaranlar benden devletçilik bildirisi için imza istediler. Ben ise karşı görüş bildirdim? dediğinde, Ertuğrul Özkök, Yön koleksiyonunda Ecevit?in ?karşı görüş?ünü arayıp buluyor ve şöyle yazıyordu: ?Demek ki Ecevit, devletçilik konusundaki farklı tavrını daha yıllar önce ?tescil ettirmiş? (Özkök, 1999).
Başbakanın devletçilik konusundaki farklılığını ?tescil? ettirdiği vesika olarak Yön, 40 yıl sonra arşivden çıkarılırken, ünlü bir gazeteci, sahip olduğu yeni ?demokrasi? zihniyetini ifade edebilmek için bir zamanlar yazı işleri müdürü olduğu Devrim?in koleksiyonunu tekrar inceliyordu. Hasan Cemal, dünyaya bakışındaki değişim sürecini ve yeni kimliğini oluştururken hemen her konuda Devrim günlerinin Hasan Kaya Cemal?i ile konuşuyor; Doğan Avcıoğlu?nu düşünüyor ve bütün iç tartışmasını aktardığı kitabı, ?en çok satanlar listesi?nin tepesine yerleşiyordu. Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım, 1999?da gazete ve dergi haberlerinin, televizyon programlarının en çok konu edindiği kitaplardan biri oldu. Yön, günümüzde sadece karşı fikirlerin oluşturulduğu, farklılık sınırlarının belirlendiği bir uğrak değil, aynı zamanda siyasal projeler üretilirken başvurulan pozitif bir referans noktasıdır da.
Bunun en önemli örneklerinden biri, bu çalışmanın yazım süreci sonlandırılmak üzereyken kuruluş çalışmalarını hızlandıran Mümtaz Soysal ve Sina Akşin önderliğindeki yeni siyasi partidir.2
Daha parti hazırlıklarına girişilmeden önce kendisiyle yaptığım görüşmede bugünkü fikirleriyle kurucusu olduğu Yön dergisi dönemindeki fikirleri arasında esaslı bir değişim olup olmadığına ilişkin sorumu ?aynen, aynı şekilde düşünüyorum? diye cevaplayan Profesör Dr. Mümtaz Soysal (Atılgan, 2000g), önderlik ettiği ?Türkiye?yi sarsacak bir düzen değişikliği için kitleleri seferber edebilen devrimci sol bir parti?nin bildirisine, tıpkı Yön Bildirisinde olduğu gibi, Türkiye?nin ?yön duygusunu yitirmiş bir ülke? olduğunu belirterek başlamakta ve ülkeye vermek istedikleri ?yön?ü açıklarken Yön?dekine çok benzer çözümler önermektedir (Cumhuriyet, 2001).
Doğan Avcıoğlu?nun dergilerinde ve ünlü Türkiye?nin Düzeni kitabında savunduğu görüşler, bugünün Türk bilim hayatında da bir referans noktası olarak kabul ediliyor. Profesör Korkut Boratav?ın, adı geçen kitabı yalnızca Türkiye toplumunun geçmişiyle ilgili tarihsel bir çalışma olarak değil, geleceğinin ipuçlarını da vermeye çalışan bir referans kitabı olarak tanımlaması ve daha sonrasıyla karşılaştırıldığında bilim adamlarına farklı perspektifl er verebilecek ?klasik? bir yapıt olduğunu söylemesi (Atılgan, 2000c) bir yana, İlber Ortaylı?nın katıldığı bir televizyon programında Tanzimat Dönemi hakkındaki görüşlerini açıklarken Avcıoğlu?nun tahlillerini karşı referans noktası olarak alması ilgi çekicidir.3

*
* *

Önemini Türkiye?nin geçmişi ve geleceği konusundaki referans noktalarından biri olmasıyla kazanan Yön Hareketi?ni hangi sorularla ve nasıl incelemek gerekirdi? Bu önemli soruların cevabı, hazırlık çalışmalarım sırasında şekillendi.
Cevaplanması gerektiğini düşündüğüm ilk soru, Yön-Devrim Hareketi?nin nasıl ve hangi koşullarda doğduğuydu. Bir akımın doğuşu için bir ?an? saptaması yapmak mümkün değildir. O, önce bir ?eğilim? olarak belirmeye başlamıştır. Yön-Devrim Hareketi?nin bir eğilim olarak ne zaman ve hangi koşullarda belirmeye başladığına cevap ararken aynı zamanda onun nasıl bir eğilimi temsil ettiğini de araştırmak gerekiyordu. Akımın iki kurucusu olan Doğan Avcıoğlu ve Mümtaz Soysal?ın Yön dergisini çıkarmaya başladıkları 27 Mayıs döneminden önce neler yaptıklarını ve hangi fikirleri savunduklarını araştırmak, bu sorulara cevap bulmanın bir yolu olabilirdi. Öyle yaptım. Avcıoğlu ve Soysal?ın 1955 yılından itibaren yazdıkları metinleri incelediğimde, nerede ve nasıl bir eğilimi temsil ettiklerini görebilmek mümkün olabiliyordu.
Yöncüler, DP?nin baskıcı rejimine karşı 1950?li yılların ortalarında oluşan muhalefet bloğunun içinde küçük bir aydın grubu olarak bir araya gelmişler; kendilerini Forum, Akis, Kim gibi dergilerin ve siyasal olarak da CHP?nin etrafında bir araya gelen aydınların genel muhalefet ekseninden ayıran görüşlerini bağımsız olarak ifade edebilecekleri koşulların oluşmasını beklemeye, sadece beklemeye değil, o koşulları yaratmak için mücadele etmeye başlamışlardı.
Bu koşullar, 27 Mayıs döneminde yurt ve dünyadaki gelişmeler tarafından hazırlandığında, Yöncüler, kendi farklılıkları etrafında bir muhalefet cephesi oluşturmak için yola çıktılar. Onları, siyasal alandaki diğer aktörlerden ayıran başlıca özellik, Kemalist ilkeleri Marksizmden yararlanarak yeniden tarif etmeye yönelmeleriydi.
Böylece hem Kemalizmin ?yarım? kalan yanlarını tamamlayabileceklerini, hem de Kemalist öncüllerden bu şekilde yola çıktıklarında sosyalizme ulaşabileceklerini düşünüyorlardı. En çok da bu düşünceleriyle tartışma konusu oldular. Kimilerine göre sosyalistlikleri ?sahte?ydi, kimilerine göre de Kemalistlikleri. Fakat, Kemalizmin ilkelerini Marksizmden yararlanarak yeniden yorumlamaya girişmenin ?sahte? bir yan taşıdığını söylemek için onun farklı algılara, yorumlara kapalı sabit bir fikir olduğunu, değişik idelojiler(l)e uyarlanamayacağını iddia etmek gerekir. Nurhak dağlarında gerilla savaşı verip idam sehpasında ?Yaşasın Marksizm Leninizmin yüce ilkeleri? diye haykıran (Kürkçü, 1998) unutulmaz gençlik önderi Deniz Gezmiş?ten, siyasal yelpazenin en sağındaki MHP?ye kadar herkesin kendini Kemalizmin içinden geçerek ifade ettiği bir siyasal alanda, böylesi bir bakış açısının açıklayıcı olamayacağını düşündüm.
Mevcut çalışmanın Yön Hareketi?nin oluşumunu konu edinen birinci bölümü, bu düşüncemi tartışmaya imkân veriyordu; bu imkânı bu bölümde değerlendirdim.
Yön-Devrim Hareketi?nin siyasi fikirlerini konu alan ikinci bölümü örgütlerken bu düşünceyle hareket ettim ve akımın devletçilik, milliyetçilik, halkçılık gibi Kemalist ilkeleri Marksizmden yararlanarak nasıl yeniden anlamlandırdığına bakmayı denedim.
Bu yönde çalışırken, Yöncüler tarafından yeniden anlamlandırılarak bir toplum projesinin öğeleri haline getirilen kavramların Kemalizmden çok daha öncesine dayandığını gördüm. Devletçilik, milliyetçilik, halkçılık, Batıcılık gibi kavramlar, Kemalizmin İkinci Meşrutiyet döneminden, hatta Yeni Osmanlı aydınlarından transfer ettiği, fakat dönüştürerek kullandığı kavramlar olarak değerlendirilebilirdi.
Bu bakımdan, Yöncü siyasal söylemin merkezi kavramları ilişkisel ve tarihsel bir karakter taşıyordu. Söz konusu kavramların ilişkiselliğinin ve tarihselliğinin deşifrasyonunda Yön-Devrim Hareketi?nin hangi kavramları hangi akımlardan transfer ettiğini, bunları ne şekilde dönüştürdüğünü, hangilerinden vazgeçtiğini ve başka hangi yardımcı kavramlara başvurduğunu tetkik etmeye yöneldim. Böylece, Yön-Devrim Hareketi?nin sözü edilen ilkeleri bir kalkınma stratejisi etrafında bir araya getirip yeniden anlamlandırırken ne türden bir dönüşüme uğrattığını gösterebilmek belirli bir oranda mümkün olabildi.
Akımın siyasal fikirleriyle siyasal pratikleri arasındaki ilişkinin hangi biçimde şekillendiği, üçüncü bölümün temel sorusu oldu. Bu bölümü dört ana eksende oluşturmaya çalıştım. İlk olarak; Yön-Devrim Hareketi?nin iktidar stratejilerini dönemlere ayırarak çözümlemeyi denedim. Akımın kendi siyasal projesini mevcut parlamenter rejim içinde hayata geçirme arayışlarından ihtilâl yoluyla iktidara gelmeye kalkıştığı ana kadar olan dönemi beş ayrı evrede inceledim. Bu evrelerde akımın iktidar stratejileriyle söylemsel dönüşümü arasındaki ilişkiyi de ele almaya çalıştım. İkinci olarak; akımın, varlık gösterdiği dönemin belli başlı siyasal ve toplumsal gelişmeleri karşısındaki tavrını genel hatlarıyla gösterme imkânı buldum. Üçüncü olarak; Yöncülerin kendilerini oluştururken, bu siyasal gelişmeler karşısında öteki siyasal güçlerle arasına çektiği sınırı ve farklılıkları tartıştım.
Bu bölümü çalışırken Yöncülerin siyasal pratikleriyle aydın nitelikleri arasında bir bağ kurabilmenin mümkün olabileceği sonucuna ulaştım. Bu sonucu Antonio Gramsci?nin kavramlarıyla ifade etmeyi denedim. Bu konuyu en genel hatlarıyla açmak gerekiyor.
Marksizme katkısı, yapı ve üst yapı arasındaki organik bağa aydın çözümlemesi aracılığıyla toplumsal bir anlatım getirmesinden kaynaklanan (Portelli, 1982: 152) ve aydın çözümlemesi bakımından Marksist kuram içinde ?emsalsiz? bir yere sahip olan (Anderson, 1988: 74) Gramsci, Hapishane Deft erleri?nin tamamını, aydınların toplumsal hayattaki rollerini araştırmak üzere tasarlamış; savaş yıllarında yaşanan kriz, faşizm analizi, İtalyan tarihinin soruşturulması, Amerikan toplumunun araştırılması, siyaset kuramı üzerine düşünceler ve Marksizmin yeniden formüle edilmesi gibi eserinin bütün temel temalarını ?aydınlar? kavramı ekseninde bir araya getirmişti (Vacca, 19821: 38-39).
Gramsci?nin genellikle gizemli bir anlam yüklenen aydın kavramında radikal bir değişikliğe gittiği söylenebilir. Aydın sözcüğünün içinde barındırdığı gizemli anlamın felsefi kökleri, Plato?ya kadar uzanır ve Hegel ile en üst noktasına varır. Anne Showstack Sassoon?un belirttiği üzere (1987: 135), Plato-Hegel geleneğinin idealist bakış açısı, aydınları üretim ilişkileri dünyasının dışında ve üstünde bir konuma yerleştirmişti. Buna göre; aydınların işlev sel alanı kültürel-düşünsel alanla sınırlandırılmış, dolayısıyla, üretim alanı aydınların işlevi bakımından bir inceleme nesnesi olarak görülmemişti. ?Fildişi kule? metaforunu çağrıştıran bu soyutlama, aydınları ?soya dayalı olmayan aristokratik bir elit? olarak kavramıştı (Yetiş, 2001: 11). Gramsci?nin düşüncesinde ise aydınlar, bu kavramın genellikle ima ettiğinin aksine ?üretim, kültür ve politik yönetim alanlarında geniş anlamda örgütleyici bir işlev yerine getiren bir toplumsal tabaka? şeklinde tanımlanmıştır (1986: 97).
Gramsci?nin aydın kavramını ele alış tarzındaki bir başka ayırt edici yan, genişletilmiş haliyle kullandığı bu kavramı aydınların temel sınıfl arla ilişkilerine göre ayrıştırmasıdır. Bu ayrıştırma temel bir ölçüte göre şekillenir: ?sınıf?. ?Sınıf? ölçütü, aydınları, temel toplumsal sınıfl arla ilişkisine göre ikiye ayırır: ?geleneksel
aydınlar? ve ?organik aydınlar?.
Gramsci açısından aydınlar, temel toplumsal sınıfl ar karşısında bağımsız bir konuma sahip değillerdir: ?Bağımsız bir aydınlar sınıfı bulunmamaktadır? (Gramsci, 1986: 60). Bu, aydınların, temel toplumsal sınıfl ar olmaksızın var olamayacağı anlamına gelir. Öyleyse aydınlar, ya temel toplumsal sınıfl ardan biriyle oluşur ya da bu sınıflardan birine bağlanır. Gramsci?nin sözleriyle: ?… her toplumsal grup kendi aydınlar tabakasına sahiptir ya da onu oluşturmaya yönelir? (1986: 60). Aydınlar ile bağlı oldukları sınıf arasındaki ilişki organik bir nitelik taşır. Örneğin kapitalist girişimcinin kendisiyle birlikte yarattığı ekonomi politik uzmanı, sanayi teknisyeni, yeni hukuk ya da kültür örgütleyicisi arasındaki ilişki organiktir. Bunun gibi, toprak aristokrasisi ile feodal çağın felsefesi ve bilimi olan dinsel ideolojiyle okul, eğitim, adalet gibi bir dizi önemli etkinliği tekeli altında bulunduran rahipler arasındaki ilişki de organikti.
Öyleyse, Gramsci?nin ?organik aydın?-?geleneksel aydın? ayırımı, aydınlarla temel toplumsal sınıfl ar arasında kurulan ilişkinin niteliğine göre değildir. Aydınlar ve sınıfl ar arasındaki ilişki daima organiktir. Fakat bir toplumsal yapının hâkim sınıfıyla organik olarak ilişkili aydınlarla, önceki yapının hâkim sınıfl arıyla organik olarak ilişkili aydınlar farklı statülere sahiptir. Gramsci bunlardan birincisini ?organik aydınlar?, ikincisini ise ?geleneksel aydınlar? olarak adlandırır (1986: 5-7). Örneğin kapitalizm koşullarında
burjuva sınıfına bağlı ekonomi politik uzmanı ya da sanayi teknisyeni ?organik aydın? iken, rahip ?geleneksel aydın?dır. Kapitalizm koşullarında burjuvaziyle kurduğu ilişki bakımından ?organik aydın? olan ekonomi politik uzmanı, işçi sınıfı ve sosyalizm açısından ?geleneksel aydın? olacaktır. Eski toplum düzeninin kalıntıları olan aydınlar, Gramsci?nin geleneksel aydınları yerleştirdiği birinci kategoridir. Kendilerinin her türlü sınıfsal oluşumun dışında ve üstünde gören ve böyle oluşturan aydınlar ise, geleneksel aydınların
yerleştirildiği ikinci kategoridir. Gramsci?nin çözümlemesine göre, bu kategorideki geleneksel aydınlar, aralarındaki tarihsel süreklilikten ötürü hissettikleri ?grup ruhu?ndan (esprit de corps) ve özel niteliklerinden yola çıkarak kendilerini egemen sınıft an özerk ya da bağımsız bir grup olarak ortaya koyarlar (1986: 7).
Gramsci?nin bu perspektifi, mevcut çalışma açısından düşünüldüğünde Yöncülerin neden ?geleneksel? aydın olarak adlandırıldığı anlaşılabilir. Bu konuda şunlar söylenebilir:
İlk olarak, Yöncüler, kendilerini temel toplumsal sınıfl arın dışında ve üstünde görmeleriyle geleneksel bir nitelik taşırlar. Yön Hareketi?nin çekirdek kadrosu, 1960?ların yükselen sınıfı olan burjuvazi tarafından soğurulamamış, buna meyil de etmemiştir.
Dolayısıyla mevcut toplumsal yapının hâkim sınıfl arıyla organik bir ilişkileri yoktur. Ama beri yandan Yöncüler, işçi sınıfı ile de organik bir ilişki kurmayı reddetmişlerdir. Onların işçi sınıfıyla ilişkileri hiçbir zaman dönemin Türk-İş yöneticileriyle kurdukları ilişkilerin ötesine gitmemiştir. Bu bakımdan işçi sınıfının içinde örgütlenen ve düşünen aydınlar olmamak anlamında geleneksel bir karakter taşırlar.
Bununla birlikte siyasal pratikleri, fikirleri ve seslendiği kitleler bakımından Yön aydınlarının, özgün bir konuma sahip olduklarıda düşünülebilir. Özgünlükleri, emekçi sınıfl arla organik ilişkiler kurmaya kapalı olmamalarına karşın, öncelikle bu türden bir ilişkinin zemininin hazırlanması gerektiğine ilişkin inançlarından gelir. Yöncülerin bu inancı, Türkiye?nin yapısal özelliklerine ilişkin analizlerinden kaynaklanır. Onlara göre, Türkiye?de gelişmiş ve bilinçli bir işçi sınıfı yoktu; yoksul köylülük için de aynı şey söylenebilirdi.
Ek olarak, ülkenin her biri ötekiyle ilişkili olan iktisadî, sınıfsal, kültürel, ideolojik koşulları nedeniyle halk, kendinden yana olan aydınları değil, gerici sınıfl arı desteklemekteydi. Yöncüler, bu çözümlemelerinden kaynaklı olarak ?ilerici aydın-halk ayniyeti?nin sağlanabilmesi için asker ve sivil aydınların yukarıdan aşağıya dönüştürücü rollerini son kez oynamaları gerektiğine inanıyorlardı.
Bu durumda, sosyalizmi kuracak emekçi sınıfl arla onların içinden düşünen aydınlar arasında organik ilişkiler kurulması mümkün olabilecekti. Aydın kimlikleriyle ?şimdi? oynadıkları rol ile gelecekte üstlenmek istedikleri ?görev? arasındaki açı ve bu açıyı yaratan fikirleri ve siyasal pratikleriyle Yöncülerin, geleneksel
aydın konumundan organik aydın konumuna atlama yapmak istedikleri, fakat bu fırsatı hiçbir zaman bulamadıkları belirtilebilir.
Yön aydınları, Türk-Osmanlı tarihinde bakımından düşünüldüğünde, toplumu dönüştürmenin ancak yukarıdan aşağıya mümkün olabileceğini, karmaşık devlet örgütlenmesine karşı, onun dışında olunamayacağını düşünen ve öylece hareket eden Yeni Osmanlılar, Jön Türkler, İttihatçılar, Kemalistler ve Kadrocuların esprit de corps?unu paylaşmaları anlamında da ?geleneksel?dirler. Doğan Avcıoğlu, Hikmet Özdemir ile yaptığı söyleşide bu geleneğin mirasçısı olduklarını kendisi de belirtmiştir (Özdemir, 1995: 337).
İlk üç bölümde Yön Hareketi?nin doğuşunu, siyasi fikirlerini ve iktidar stratejilerini analiz etmeye çalıştıktan sonra, dördüncü bölümde fikirlerini hangi araçlarla aktardığını ve siyasal pratikleri için hangi örgütleri kullandığını inceledim. Sırasıyla Yön dergisi, Çalışanlar Partisi, Sosyalist Kültür Derneği, Yön Yayınları ve Devrim dergisi hakkında genel bilgi ve değerlendirmeler bu son bölümün içeriğini oluşturdu.
*
* *

Gelinen noktada, bu plan ve perspektife göre gerçekleştirilen mevcut çalışmanın, konuyla ilgili daha önce yapılmış çalışma lardan hangi bakımlardan farklılaştığına değinmek gerekiyor.
Yön-Devrim Hareketi ile ilgili daha önce yapılmış çalışmaların iki kategoride toplanması olanaklıdır. Birinci kategorideki çalışmalar, doğrudan doğruya Yön-Devrim Hareketi ile ilgili olmayıp, Türkiye sosyalist hareketi tarihi üzerine yapılmış çalışmalardır.
Bu türden çalışmalarda Yön Hareketi ancak bir bölüm olarak ele alınmaktadır. Bu türden çalışmalara bazı örnekler vermek yararlı olabilir: İlhan Akdere ve Zeynep Karadeniz?in Osmanlı İmparatorluğu?ndan başlayarak 1970?lere kadar uzanan dönemde Türkiye sol hareketlerinin ideolojik bir eleştirisini yaptıkları Türkiye Solunun Eleştirel Tarihi-1 başlıklı çalışmalarında, Yön-Devrim Hareketi Marksist bir açıdan ve eleştirel bir biçimde değerlendirilir (1994: 199-243). Doktor Hikmet Kıvılcımlı?nın 27 Mayıs ve Yön Hareketinin Sınıfsal Eleştirisi adlı kitabı, Yön Hareketi?ni, işçi sınıfı mücadelesine ilişkin yaklaşımları ve Marksist kuramla ilişkileri bakımından sorgular (1970: 7-257). Bulgar gazeteci ve araştırmacı Dimitir Şişmanov?un, Yön Hareketi?ne de bir bölüm ayırdığı Türkiye İşçi ve Sosyalist Hareketi adlı kitabı, Türkiye emekçi sınıflarının mücadelelerini ve sol hareketin gelişimini konu alan bir tarih çalışmasıdır. Çalışmada, Yön?ün Marksizm-Leninizm açısından bir değerlendirmesi yapılmıştır (1990: 219-230). Ergun Aydınoğlu?nun Türk Solu adlı kitabı, Yön Hareketi ile ilgili yapılmış bir başka sosyalist eleştiridir (1992: 38-46; 52-85). Igor P. Lipovsky,
The Socialist Movement in Turkey 1960-1980 [Türkiye?de Sosyalist Hareket 1960-1980] adlı çalışmasının Yön ve Sosyalist Kültür Derneği?ne ayırdığı bölümünde, Yön Hareketi hakkında genel bilgiler verir ve akımın temel tezlerini aktarır (1992: 85-108).
Türkiye?de karşıt siyasal akımları incelerken, Yön Hareketi?ni de ele alan bir başka çalışma, Profesör Landau?nun Türkiye?de Aşırı Akımlar adlı kitabıdır (1978: 72-116).
Doğrudan Yön-Devrim Hareketi üzerine yapılan çalışmaların başında ise, Hikmet Özdemir?in doktora tezi gelir. Özdemir, Kalkınmada Bir Strateji Arayışı: Yön Hareketi (1986) adlı öncü çalışmasını Yön dergisi üzerinden oluşturmuş ve Sosyalist Kültür Derneği hakkında kısmi bilgiler vermiştir. Dergiyle ilgili bir içerik çözümlemesini de kapsayan çalışma, Yön dergisi yazarlarının çeşitli konulardaki görüşlerinin belirli bir plana göre ortaya konulmasına ve yazarın bunlarla ilgili kişisel değerlendirmelerine dayanmaktadır.
Mevcut çalışmayı Hikmet Özdemir?in çalışmasından ayıran birkaç yan bulunuyor.4 Akımı, bir aydın hareketi olarak ele almaya çalışan mevcut araştırmanın birinci ayırım noktası, kendisini Yön dergisi ve Sosyalist Kültür Derneği ile sınırlamaması, Çalışanlar Partisi, Yön Yayınları, Devrim dergisi ve Yöncülerin içinde yer aldıkları ihtilalci örgütlenmeleri de içine dahil etmesidir. Böyle bir çerçeve oluşturulmasının başlıca nedeni, ?Yön Hareketi? denildiği zaman belirli bir fikir sistemine sahip olup, bu fikirleri bir dergi aracılığıyla aktaran entelektüel bir guruptan daha fazlasının anlaşılması gerektiğine ilişkin kanıdır. Yön-Devrim Hareketi, dergileri, derneği, yayınevi ve içinde yer aldığı örgütleriyle iktidar hedefli ?tüzüksüz bir parti?5 olarak düşünülmesi mümkün olan bir siyasal akımdır. Araştırma sırasında seçilen ve esinlenilen yöntemlerden kaynaklı olarak akımın, siyasi fikirleri ve pratiklerinin incelenmesinde tarihsel ve ilişkisel bir bakış açısıyla hareket edilmesi, mevcut çalışmanın ikinci ayırım noktası olarak değerlendirilebilir. Üçüncü ayırım noktasının ise, Yön Hareketi?nden kalan metinsel materyalin kullanımındaki seçiciliğe ilişkin olduğu söylenebilir. Bu çalışma, Özdemir gibi Yön yazarı olmayı ?yetkili otorite? olma kıstası olarak değerlendirmedi ve bir iki gerekli istisna dışında başta Doğan Avcıoğlu olmak üzere Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk ve İlhami Soysal gibi Yön ve Devrim dergilerinin kurucuları tarafından kaleme alınan metinleri esas aldı. Böyle bir yol izlenilmesinin nedeni, Yön kurucularının kendi yazıları ve başyazı olarak yayımlamayı uygun gördükleri dışında kalanların Yön?ü bağlamayacağını açıklamış olmalarıdır (Yön, 1964d).
Doğrudan Yön ile ilgili bir başka çalışma, Nuran Aytemur?un Th e Turkish Left and Nationalism: Th e Case of Yön [Türk Solu ve Milliyetçilik: Yön Örneği] (2000) başlıklı yüksek lisans tezidir. Türkiye sol hareketinin milliyetçilikle ilişkisini Yön örneği üzerinden inceleyen bu çalışma, milliyetçiliğin solla uzlaştırılmasının tehlikelerine dikkat çeken eleştirel bir çözümlemedir. Mevcut çalışmanın yukarıda anlatılmaya çalışılan kapsam, sınırlılık ve yaklaşım biçimi, onu Aytemur?un çalışmasından da ayırmaktadır.
*
* *

Son olarak, ?veri toplama tekniği? konusunda da bazı açıklamalar yapmak yararlı olacaktır. 222 sayılık Yön ve 79 sayılık Devrim koleksiyonlarının incelenmesi, işin bu kısmının esasını oluşturdu.
Çalışanlar Partisi girişiminin nasıl şekillendiği, Sosyalist Kültür Derneği?nin dönemin sol hareketi içinde hangi tartışmalara yol açtığı gibi soruları cevaplayabilmek için sınırlı da olsa bir gazete ve dergi taraması yapmanın yararlı olabileceğini düşünerek bu yönde de bir çaba gösterdim. Bu bağlamda, araştırmak istediğim sorulara cevap bulabileceğimi düşündüğüm Vatan gazetesi ile Türkiye İşçi Partisi?nin ilk yayın organı olan Sosyal Adalet dergisinin bir taramasını gerçekleştirdim. Yön Hareketi?nin bir eğilim olarak doğuşunu kavrayabilmek için Doğan Avcıoğlu?nun Forum, Kim gibi dergilerdeki yazılarına, CHP Araştırma Merkezi bünyesinde hazırladığı yayınlarına ve Mümtaz Soysal?ın akımın oluşum döneminde hazırladığı doktora tezine bakma gereği duydum. Bununla birlikte, başta zaman olmak üzere kimi olanaksızlıklar nedeniyle Yön Hareketi?nin önde gelen bu iki isminin 1961 öncesindeki bütün metinlerini inceleyemedim.
Bunlara ek olarak, hem üzerinde yoğunlaştığım dönemi daha iyi anlayabilmek hem de çalışma konuma ruhen daha yakın olabilmek amacıyla bir dizi sözlü ve yazılı mülakat yaptım. Sırasıyla, Devrim gazetesinin iki yazı işleri müdüründen birisi olan Uluç Gürkan, dönemin gençlik önderlerinden Aydın Çubukçu, Doğan Avcıoğlu?nun ilk eşi Sevil Yurdakul, Devrim gazetesindeki yardımcılarından Doğan Yurdakul, Yön ve Sosyalist Kültür Derneği kurucusu Mümtaz Soysal, Sosyalist Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi kurucusu Tarık Ziya Ekinci, yine dönemin gençlik önderlerinden Ertuğrul Kürkçü, 1956?dan itibaren Yön kurucularıyla yakın ilişki içinde ve bir süre Yön?ün başyazarlarından birisi olmasının yanı sıra TİP?in merkez yöneticilerinden Sadun Aren, Yön Bildirisinin imzacısı olmasının ötesinde Türkiye iktisat tarihi konusundaki birikiminden yararlanabileceğime inandığım Profesör Dr. Korkut Boratav, Sosyalist Kültür Derneği Başkanı Osman Nuri Torun ve Yön, Devrim dergilerinin kurucusu İlhan Selçuk?la sözlü, Yön-Devrim Hareketi?ne ?karşı cephe?den bakışın nasıl olduğunu en iyi yansıtabilecek isimlerden birisi olarak düşündüğüm gazeteci Taha Akyol?la da yazılı mülakat gerçekleştirdim.

2 / Bu satırların yazıldığı günlerde kuruluş çalışmalarını hazlandıran parti, Bağımsız Cumhuriyet Partisi adıyla artık siyaset sahnesindedir.
3 / Profesör Ortaylı, Tanzimat Dönemine ilişkin bir soru üzerine Avcıoğlu?na karşıt görüşlerini Taha Akyol?un CNN Türk kanalında hazırlayıp sunduğu Eğrisi Doğrusu adlı programda, 27 Nisan 2001 tarihinde açıkladı.

4 / Bu çalışmayla Yön Hareketi üzerine yapılan diğer çalışmalar arasındaki farklar işaretlenirken güdülen amaç, bir üstünlük ya da sınırlılık karşılaştırması yapmak değil, daha önce incelenmiş bir konu olmasına rağmen neden yeni bir çalışma yapıldığının gerekçelerini ana hatlarıyla açıklama ihtiyacının hissedilmesidir. Bu çalışmanın, Yön Hareketi?ni Yön dergisi dışındaki diğer organları ve siyasi pratikleriyle birlikte ele alacak şekilde plânlanmasında Özdemir?in çalışmasının sonuç bölümünde yapılan tavsiyenin etkili olduğunu da burada belirtmeliyim (1986: 290).
5 / Deyim, Yahya Kanbolat?a aittir (1979: 38).

“Doğan Avcıoğlu liderliğindeki Yön-Devrim Hareketi, Yeni Osmanlılar, Jön Türkler, İttihatçılar, Kemalistler, Kadrocular ve günümüz ?ulusal solcu?larına uzanan Osmanlı-Türk geleneksel aydın hareketleri içinde bir istisna teşkil eder. Akımın geliştirdiği siyasal söylemin özelliği, kendine öncel aydın hareketlerinin ?Türkiye nasıl kalkınabilir?? ana sorunsalı için geliştirdikleri tüm temel kavram ve önermeleri Marksizmden yararlanarak yeniden anlamlandırmayı denemiş olması ve bunları sosyalist bir Türkiye projesi için yeniden bir araya getirmiş olmasıdır.

Yön-Devrim Hareketi, sosyalizm vurgusuyla geleneksel aydın hareketlerinin tümünden ayrılır. Buna karşılık, öngördüğü yeni toplumun inşası için toplumsal bir tabana dayanmayı reddetme, bunu iktidar sonrasına öteleme, iktidarı devlet içindeki kimi güçlerle iş tutarak ele geçirme tavrıyla, geleneksel aydın hareketleriyle aynı kümenin içinde yer alır.

Bu kitabın temel sorunu, Yön-Devrim Hareketi?nin geliştirdiği siyasal söylemi çözümlemektir. Kullandığı kavramların hangi başka siyasal söylemlerden devralındığı, nasıl dönüştürüldüğü, hangi kuramsal bakış açısıyla yeniden tanımlandığı ve hangi ana sorunsal etrafında ne şekilde bir araya getirildiği kitabın odak noktasıdır.

Başta Doğan Avcıoğlu olmak üzere Yön-Devrim Hareketi?nin önde gelen isimlerinin yaşamöyküleri kitapta birer ?iç metin? olarak yer almaktadır. Kitapta, ayrıca, Yön ve Devrim dergileri, Çalışanlar Partisi, Sosyalist Kültür Derneği ve Yön Yayınları hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır.” Tanıtım Yazısı

CENK SARAÇOĞLU 20/03/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki
Gökhan Atılgan?ın Yön hareketini ele alan titiz, sofistike ama bir o kadar da duru bir dille yazılmış çalışması bugünkü hoyratça değerlendirmelere bir tezat oluşturarak düşünce dünyamızın zenginleşmesine önemli bir katkıda bulunuyor.
Yön hareketinin anti-emperyalizm temasını vazgeçilmez sayması, ordu içinde ve aydınlar arasında etki alanı yaratmaya çalışması ve nihayetinde de başarısızlığa uğrayan bir sol-cunta girişiminin belirli bir düzeyde içinde yer alması, bugünkü ulusalcılarla Türkiye solu arasında paralellik kuran eğilimlerin temel referansı. Gökhan Atılgan?ın da Yön-Devrim Hareketi: Kemalizm ve Marksizm Arasında Geleneksel Aydınlar isimli çalışmasında ele aldığı konu sadece önemli bir tarihsel fenomene ışık tutmasının yanı sıra bugün bu tezlerin ne derece geçerli olduğunu sorgulamak açısından da büyük önem taşıyor. Zira Atılgan, Türkiye solunu ve özel olarak da Yön?ü bir söylemler ve eylemler silsilesi olarak görmenin ötesine geçerek hareketi kendi tarihsel zeminindeki güç ilişkileri bağlamında ele alıyor ve kullandığı söylemleri yerli yerine oturtuyor.

Elitist kalkınma vizyonu
Atılgan?ın yazdıklarından, kalkınma merkezli perspektifin Yön?ün iki temel özelliğini belirlediği anlaşılıyor: elitist bir toplumsal değişim anlayışı ve sistem içi güçlerle ittifak arayışları. Bu iki noktayı açmaya çalışalım. İlk olarak, Yön hareketi Türkiye?nin kalkınmasına yönelik toplumsal projelerin tabandan gelen bir işçi-emekçi hareketiyle değil de sosyalist bir kalkınma projesini benimseyen veya bu projeye ikna olabilecek aydın, bürokrat ve asker çevrelerinin (yani hareketin kendi deyimiyle ?zinde güçlerin?) sistemli müdahelesiyle gerçekleşebileceğini iddia ediyordu. Kalkınma bir bilimsel planlama, bir hesap-kitap işiydi ve ?bilimin ışığı? uzun erimli kalkınma için sosyalizmi işaret ediyordu. Bunun bilincine sahip olması ve bu doğrultuda bir projeyi yürürlüğe koyması beklenenler de henüz siyasi bir fail olarak ortaya çıkmaya hazır olmayan yoksul, ezilen kesimler değil yeterli birikim ve donanımlarıyla onlar adına hareket edecek ?zinde güçler?di. Yön hareketini, Türkiye İşçi Partisi?nin siyasi rakibi haline getiren önemli faktörlerden biri hareketin bu elitist kalkınma vizyonuydu. Yön?e göre TİP?in emekçi kesimlere dayanarak iktidara gelme stratejisi Türkiye gibi geri kalmış ve henüz geniş gövdeli ve bilinçli bir işçi sınıfına sahip olmayan bir ülkede gerçekçi değildi.
İkinci olarak kalkınma düşüncesi Yön hareketinin bürokrasi ve ordu gibi sistem içi kurumlarla ittifak arayışı içerisine girmesini mümkün kılıyordu. Harekete göre bu kurumlar cumhuriyetin ilk yıllarında yerleşen anti-emperyalist ve modernleşmeci ruhu içlerinde taşıyordu. Bürokrasi ve ordu, Yön hareketinin kılavuzluğunda, Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya konulan hedeflerin tamamlanmasının ancak kapitalizm dışı bir yolla mümkün olduğunu kavrayacaklar ve er geç sosyalist devrim projesine dahil olacaklardı. Bu düşünceler Yön?ü bu kurumlarla sürekli dirsek teması içinde olmaya itti ve aynı oranda da ülkedeki işçi emekçi haraketinden uzaklaştırdı. Hareket 12 Mart muhtırası öncesinde yapılan bir sol-cunta girişiminin içine girdiğinde bu eğilim en uç noktasına ulaşacak ve bu cunta girişiminin başarısızlığı hareketin sonunu getirecekti.

Kalkınma fikri
Kalkınma fikri aynı zamanda hareket ile cumhuriyeti kuran kadroların siyasi pozisyonu arasında da sıkı bağlar kuruyordu. Ne var ki bu durum, bugün sıklıkla iddia edildiği gibi hareketin Kemalizmin tipik bir uzantısı olduğu anlamına gelmiyor. Yön?cüleri Kemalist kadrolardan net bir şekilde ayıran şey sosyalizm projesini gündemlerine almalarıydı. Atılgan?ın kitapta gösterdiği gibi bu kalkınma fikrinden türetilen sosyalizm düşüncesinin hareketin perspektifine dahil olması onu kullandığı Kemalist söylemleri farklı bir içerikle ele almaya zorluyor ve hatta bazı başlıklarda Kemalizmin düşünce düzleminin hepten dışına çıkmaya itiyordu. Örneğin hareket Kemalizmin ilkelerinden biri olarak milliyetçiliği anti-emperyalist ve ?üçüncü dünyacı? bir çerçeveden enternasyonalizmle uyumlu kılmaya ve onun etnisist içeriğini ayıklamaya yöneliyordu. Bunun Kemalizmin milliyetçiliğinin bir dışına taşma anlamına geldiğini en somut bir şekilde gösteren şey Yön kadrolarının, TİP?in bile uzun bir süre Doğu Anadolu sorunu olarak gördüğü problemin adını daha o zamanlar Kürt Sorunu olarak koyması ve soruna yönelik görece özgürlükçü çözüm önerileri geliştirmesiydi.

İÇİNDEKİLER
İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 11
ÖNSÖZ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 15
GİRİŞ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .17
BİRİNCİ BÖLÜM
DOĞUŞU . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .33
DP Yönetimine Karşı Muhalefet: Yön-Devrim Hareketi?nin
Bir Eğilim Olarak Belirişi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 34
27 Mayıs: Yön-Devrim Hareketi?nin
Bağımsız Bir Akım Olarak Ortaya Çıkışı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 48
Sosyalizme Eklemlenmiş Kemalizmin Siyaset Sahnesine Çıkışı . . . . 52
İKİNCİ BÖLÜM
SİYASİ FİKİRLERİ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .61
Osmanlı ve Cumhuriyet Aydınlarının Mirası:
?Maarifçilik? ve ?Kanunculuk? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 63
Bir Mirasın Reddi ve Kabulü: Maarifçilikten İktisadiyatçılığa . . . . . . 74
Devletçilik . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .85
Milliyetçilik . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .98
Halkçılık . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .119
Batı, Doğu ve İslamiyet . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .136
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İKTİDAR STRATEJİLERİ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 151
Birinci Dönem: Reformla ?İnkılâb-ı Külli? Arasında . . . . . . . . . . . . . . . 152
İkinci Dönem: İhtilâlle Sosyalizm Arasında . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 164
Üçüncü Dönem:
Antiemperyalist Bir Hükümet İçin Mücadele . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 176
Dördüncü Dönem: İhtilâl İçin Arayışlar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 193
Beşinci Dönem: Bir İhtilâl Denemesi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 217
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
KURUMSAL YAPISI . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .239
Yön . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 239
Çalışanlar Partisi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 263
Sosyalist Kültür Derneği (SKD) . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 271
Yön Yayınları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .283
Devrim . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .288
SONUÇ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .303
EKLER . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 309
Yön Bildirisi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 309
Yön Bildirisini İmzalayanların Tam Listesi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 315
Sosyalist Kültür Derneği Kuruluş Bildirisi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 328
Sosyalist Kültür Derneği Kurucuları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 332
Devrim Bildirisi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 333
KAYNAKÇA . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 344
İSİM DİZİNİ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .344

YÖN-DEVRİM HAREKETİ
Gökhan Atılgan,
Yordam Kitap,
siyaset,
368 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika
Fatihler, Korsanlar, Tüccarlar – Carlo M. Cipolla

Avrupa tüm Ortaçağ boyunca değerli maden yokluğu yüzünden büyük sıkıntı çekti. Ancak beklenmedik bir anda, 16. yüzyılın ortasından başlayarak, Amerika...

Kapat