Yozgat Üstüne – Umut İlkay Kavlak

“?
bir taşra kentidir yozgat
zor inanıp güç değişen…
durur zamanın alnında donuk
bir basma entarinin eteğinde
soluk, eski desenler gibi …
günler içinde bir gün
dokundu parmakları hayatın
ufkumun bunalan perdesine …
fırınları sinemaları minareleriyle
hareket ülkesi bir kent simgesi olarak
yozgat, girdi ömrüme”
Şükrü Erbaş

Yoldayım, Ankara’ya… Yozgat’taydım. “Vakitlice” çıkmışım. Yolda düşünülür?

Yozgat ne renk? Koyu yeşil. Tepesindeki çamlığın yeşili bütün şehri bu renk yapıyor. Çamlığın içinde güzel bir ışık var, mavimsi.

Oralı olmayanı hemen fark eden, bir erkek kent. Gençleri merakla, yaşlıları kuşkuyla baktılar bana. Anladığım şu ki: burada kadınlar ve erkekler “sadece” evleniyorlar.

Yakınındaki büyük kentlerin eteklerine tutunmuş, coğrafyanın da etkisiyle büyüyememiş, kendini değil de büyük kentleri beslemiş kavruk, kara kuru bir çocuk erkek.

Sorgun’un sadece akşamına ve gecesine dokundum. Öyle gerekti.

İlk kez bir öğretmen evinde kaldım. Ortalama ihtiyaçlara göre, ortalama zevkle döşenmiş, gerekli her şeyin bulunduğu, bir oturma odasının, bir yatak odasının bir koridorun ve bir banyonun iç içe geçirildiği aydınlık, güneşli tek bir oda. Perdeleri hoş. Dolapta askılar ve yerde terlikler, banyoda pembe plastik kova ve su tası. Bir evde olabileceği gibi?

Kebap yedim, büyük şehir kebaplarına benzemeyen. Desti kebabı ile tandır. Tandırı sevdim. Destinin de akşam yeneni makbulmüş. Onu da denedim. Çay içtim çokça.

Çamlığa çıktım, güzel kokusunu içime çektim. Karayağız bir çocuğun güzel gözleriyle karşılaştım. Bozkır yanıma dokundu bakışları.

Büyük camiden adımımı atar atmaz bir kuş bütün yükünü kafama bıraktı. Bir çocukcağız su döktü, ben saçımı temizledim. Camiye giren yaşlı bir erkek hanımlar kısmını işaret etti. Dış taçkapıda kalem işi manzara ve meyve dolu kase resimleri vardı.

Müzeye(*) girdim. Zevk sahibi bir Rum ailenin konağıymış. Etnoğrafya ve arkeoloji müzesi. Koleksiyonlar çok güzeldi ve müze çok bakımlıydı.
Tekke ve zaviye odasındaki çalgılar zikri yeni tamamlamış gibiydiler?

Bir mekanda farklı koleksiyonları toplamak fikri, küçük şehirlerin müze yönetimleri için de, ziyaretçiler için de çok yerinde.

Muhteşem güzellikte ahşap tavan göbekleri (çivi kullanılmadan yapılmış)? Tavan bordürlerindeki resimlerin konusu şunlar: İncil’den, savaşlardan sahneler, Yozgat’ta o dönemde çıkmış bir yangın, deniz kızı, çift başlı kartal, hayvanlar, çiçekli, meyveli tabaklar. Piyano ve koskocaman antika saat. Dökme demirden beşik.

Aynalı körük örneği bir fayton orta yerde durmakta. Zamanın valisinin, belediye başkanının makam arabasıymış?

Şiir gibi bir merdiven iniyor salona orta yerden. Asmanın gölgelik yaptığı bir balkon da var.
Bu konağı ve içindekileri unutmayacağım.

Biçare evlerin yanından geçtim sonra. Sarı taştan duvarları ile hala çarpıcı, eğrilmiş ahşap pencereleriyle yaşlılar gibi sitemliler.

Çapanoğlu ayaklanmasından dolayı “yok size demir yolu” denince, hiçbir zaman trene kavuşamamış cezalı istasyon binasına bir selam verdim uzaktan?

Otobüs yavaşladı, yine kaza olmuş,”üstüne gaste örtülmüş”. Dün sabah öğretmenevine geldiğimde yaşanan kaza geliyor aklıma. Kırmızı ışıkta geçilir, kavşağa hızlı girilir, korna, fren, iki metal kütlenin çarpmasının çıkardığı korkunç ses ve çocuk çığlıkları, kalbimin koşmaya başlaması. Neyse ki kimseye bir şey olmamıştı?

Doğuya gidiyor otobüsler bu yoldan, ve çok gezen bir kadının dediğine göre “kimse kendi doğusunu sevmiyor”. En doğu sonunda en batı değil mi ya.

Biraz da vefasızsın Yozgat, adına şiir yazmış olan o şairi hemşerin saymamışsın künyende?

(*) Yazı ekindeki fotoğraflar müzenin resmi internet sayfasından alınmıştır. Daha fazla bilgi için
http://www.yozgatmuzesi.gov.tr/

Yozgat Üstüne – Umut İlkay Kavlak” üzerine bir yorum

  1. çocukluğumun beş yılı geçti güzel tasvir edilmiş bir yazı ilgiyle okudum

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Ruhun ve Duygunun Çıplak Dolaşan Gezgini: Dostoyevski – Bedriye Korkankorkmaz

Ne zaman, bir dosta ihtiyaç hissetsem, insansızlığın o derin sızısı beynimi ve yüreğimi kemirse, Dostoyevski ile Gide gelir aklıma. André...

Kapat