Yusuf Ziya Bahadınlı ile Söyleşi ? Ayşe Kaygusuz

?Alevilik ve İslam Fanatizmi? adlı kitabınız var. Alevilerin ?kendin? olmadan, kendi doğrularını bulmadan birilerinin peşine takılıp kullanılmalarını, AKP?nin dini siyasete alet etmesinin bir benzeri olarak görüyorum. Etnik köken ve inanç ayrımcılığı, tarih boyunca insanlığa acı ve gözyaşından başka bir şey vermemiştir, diye düşünüyorum. Yusuf Ziya Bahadınlı ve Alevilik?

Ayşe Kaygusuz, Turgut Koçak ve Yusuf Ziya Bahadınlı

– Üç nokta koymuşsunuz, sanıyorum(!) ünlem işaretiyleydi bana sorunuz.
Önce ?Alevi? sözcüğünü açıklamak gerekiyor. Bilindiği gibi bu sözcük, İslam?ın Dört Halife Dönemi?nden kalmadır. Dördüncü Halife Ali?nin Muaviye tarafından aldatılan görevlisi nedeniyle seçilemeyen Ali?nin taraftarlarının bir kısmının Ali?den yüz çevrilerek ?harici? kalmaları ve yine de Ali?ye sadık kalanlara, Ali taraftarı (Şii-Şia) olanlara ?Ali yanlısı? anlamında Alevi denmelerinin adıdır. Kısacası, Alevi, Ali taraftarı anlamında söylenegelmiştir.
?Alevi? adı verilen Anadolu?da yaşayan Aleviler, tarih ve felsefe açısından Batıni?dirler. Batıni kültürünü yaşarlar temelinde Horasan çevresinde yaşayan (yüzyıllarca) ve Batınileşen ve bugün Alevi adıyla anılan Anadolu Alevilerinin hiçbir dinle ilgisi yoktur, özünde.
Anadolu Alevileri, bugün bile ?biz Aleviyiz? derler (Batıni?yiz demek isterler). Aptestimiz alınmış, namazımız kılınmıştır? derler.
Kendileri, bin yıldır İslam fanatizminin saldırısı altındadırlar. Ali ve oğlu Hasan ile Hüseyin?in öldürülmesinden rahatsızdırlar ve yine kendilerine benzer rahatsızlıkları olanlara yakınlık duyarlar. Bu yakınlık ne yazık ki bugün Batini kültürü yerine lök gibi gelip oturmuştur! Bir şey daha var. Ölümlerden korunmak için ?biz de Aleviyiz? demişler. Çünkü İslam fanatizmi, Ali taraftarlarına yani Şiilere kızıyormuş, ama öldürmüyormuş.
Anadolu?da oluşan ?Anadolu Aleviliği? Batini kökenlidir.
Ne yazık ki, İran’da oluşan bu düşünce biçimi, birtakım tarihî nedenlerle İslâm Şiîliği giysisi içinde görünmeye başlamıştır.
Batınilik, önce sözlük anlamı:
Doğada ve insanda iki yan vardır:
Görünen: Zahirî (görünen, görünürdeki, dış yüz).
Görünmeyen: Batıni; her şeyin ilk hâli ile görünmeyen, bilinmeyen, gizli yanı.
Batıni düşünce; insanın yaşama biçimine uymayan dinlerle, kitaplarla, insan davranışları ile ve insan doğasına zıt olanlarla ilgilenmiş, mevcut olan zıtlıkları ortaya çıkarmış.
“Batıni görüş”, önce Sümerlerde Gılgamış Destanı’nda, sonra da M.Ö. 6. yüzyıl dolaylarında Zerdüşt düşüncesi ile “karanlık-aydınlık”, “iyilik-kötülük”, “doğru-yanlış” biçiminde belirmiştir.
Sözgelimi; Homeros’un şiirleri Batıni yöntemiyle açıklanmıştır. Keza, Tevrat, İncil, sonraları da Kur’an, Batıni merceğinden geçirilmiştir.
Böylece İslâm’ın, kurulduğu günden beri Batıniliği (Anadolu Alevîliğini) düşman bilmesinin nedeni ortaya çıkıyor…
Batıni görüşe göre:
Evren yaratılmamıştır, kendiliğinden vardır ve ne başı vardır ne de sonu.
1- Ahret yoktur.
2- Yeniden dirilme, yargı günü yoktur.
3- Cennet, insanın dünyayı gönlünce yaşamasıdır.
4- Cehennem, insanın dünyada çektiği acıların toplamıdır.
5- Akıl, insanı insan eden temel koşuldur.
6- İnsan, sadece gücü ve emeği ile erdemli olur.
7- Bütün insanlar kardeştir.
8- Doğa düzeninde haram yoktur.
9- Yeryüzündeki bütün sınırlar yersizdir. Doğada sınır yoktur.
10- Her şeyin en önemlisi İNSAN’dır.
11- Kısacası; özgürlük, eşitlik, ortaklaşacılık, adalet, kardeşlik, kadın-erkek eşitliği, mülkiyetin reddi, Batıni düşüncenin kaynaklarıdır.
12- Batınilik, Doğu’nun ilk sosyalizmidir.
13- İnsanda tanrısal bir güç vardır.
14- Batınilikten; Platon, Aristo, Sokrat, Kant, Dekart, sonra da Engels etkilenmiştir.
15- ?Doğanın diyalektiği? böyle doğdu.
Yine en üzücü yanı; kimi İslâm ve Alevî yazarları, Anadolu Alevîliği’ni bilmemekte ya da bilmezlikten gelmektedir. Bu bilmezlik, Alevî’yim diyen halkın bir kısmında da görülmektedir.
Bir daha yineleyelim: “Alevî” sözcüğünün ilk söylenişi İran’da, “Ali yanlısı, taraftarı” (Şia, Şiî) anlamında idi. Anadolu’da ise “Alevî” sözcüğü, Batıniliği kastederek “Kızılbaş” denildi Anadolu Batınilerine. Bu isim de tam anlamı ile Batıni düşüncesini karşılamıyordu: Özünde Şiî olan Şah İsmail’in kızıl serpuş giymesi ve taraftarlarının da tümünün Batıni sanılmasındandı. Öyle anlaşılıyor ki o zaman da Batınilik ile Şiîlik aynı açıdan değerlendiriliyordu. İslâm zorbalığına Batınilerle birlikte Şiîler de farklı amaçla karşı duruyordu. Bir de bu nedenle iki ayrı bakış karıştırılıyordu.
Batınilik, Anadolu’da önce Kızılbaş, sonra 18. yy’dan itibaren Anadolu Alevîliği adı ile söylenir oldu.
İslâm yönetimleri; Samaniler, Emeviler, Abbasiler, İran Selçukluları, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar ve Cumhuriyet ?Anadolu Alevîliği?ni “düşman” bilmiştir. Bu durumu yaşayan, gören, binlerce yakınının öldürülmesine tanık olan Batıniler, Anadolu Alevileri, ölümden kurtulmak için ?Biz Şii?yiz? demişlerdir bir de. Çünkü Şiiler öldürülmüyordu.
Tarihte ilk takiyyeyi Batıniler (Anadolu Alevileri) yapmıştır.
Ne var ki ?takiyye? bir urbaya dönüşmüştür, üstünden çıkarana aşk olsun!
Bugün ?Şiilik?, bir de ?Caferilik? adı ile yaşatılmaktadır. Yegane teması: İmam Hüseyin?in
Kerbela?da öldürülmesi nedeni ile matem tutulmasıdır. Bu yasın hiçbir felsefi yanı yoktur. Oysa Anadolu Aleviliği?nin iki bin beş yüz yıllık felsefesi, bugünlere hala ışık tutmaktadır.
Bugün Anadolu Alevîliği’nde değişik bölgelerde biçimsel farklılıklar varsa da; gelenek, görenek, felsefe aynıdır:
Kadın, Cemevi’nde, oyunda, müzikte, düğünde, bayramda, tarlada, hayatın her alanında, erkekle birlikte ve eşit durumdadır.
Camiye gitmezler; “Abdestimiz alınmış, namazımız kılınmış” derler.
İnsan olmak yeter; renk, ırk, yerli-yabancı, inanç farklılığı fark etmez. Onun için insan, insandır.
İlerlemeye, gelişmeye, modernleşmeye açıktırlar.
Ama aşağılanmaya, horlanmaya, kıyıma gelmezler. Çünkü aşağılayanları, horlayanları, kıymak isteyenleri bin yıldır tanır, onlara acırlar; “ne yapalım” derler, “bunlar böyle işte!”
Ozanları severler, onlara benzemek isterler; onlara yol gösteren de sadece onlardır aslında…
Aşağıya aldığımız dörtlükler hepsinin ezberindedir.

Yunus?tan:
?Evvel benem ahir be
Can alacak olan benem
Azıp yoldan kalmışlara
Hızır benem eren benem.

Bir niceye verdi beni
Devlet ile sürdü beni
Yanan kömür, kızan demir
Örs çekiç vuran benem??

Harabî’den:
“Daha Allah ile cihan yoğ iken
Biz ânı var edip ilân eyledik
Hakk’a hiçbir lâyık mekân yoğ iken
Hanemize aldık mihmân eyledik…”

Hatayî’den:
“Şu dünyanın ötesinde
Vardım diyen yalan söyler
Baştanbaşa sefasını
Sürdüm diyen yalan söyler??

Ömer Hayyam’dan:
“Al istersen cennet senin olsun
Bana bir açıklık ver
Çayır-çimen meselâ
Bir kadeh, bir güzel, bir saki
Ama bunlar peşin olsun…”

Pir Sultan‘dan:
“Dünya benim diye göğsünü germe
Dünya kadar malın olsa ne fayda
Söyleyen dillerin söylemez olur
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda…”

Kul Nesimî’den:
“Ben yitirdim ben ararım yâr benimdir kime ne
Gâh giderim öz bağıma gül dererim kime ne
Gâh giderim medreseye ders okurum Hak için
Gâh giderim meyhaneye günah benim kime ne…”

Batıniliğin oluşumunda ölümleri pahasına emeği geçen, ona evrensel bir bakış kazandıran; bugünün modernliğinde bile bir felsefe olmasını sağlayan, en önemlisi milyonlarca insanın dünyasına ışık tutan, bir yaşama biçimi oluşturan 13 düşünür ve eylemciyi iyi bilmekte yarar vardır.

İşte listesi:
1. Mazdak, Sasanîler döneminde,
2. Ebû Müslim, Emevîler döneminde,
3. Babek, Emevîler döneminde,
4. Karmat, Abbasîler döneminde,
5. Hallac’ı Mansur, İran Selçukluları döneminde,
6. Hasan Sabah, İran Selçukluları döneminde,
7. Baba İlyas, Anadolu Selçukluları döneminde,
8. Baba İshâk, Anadolu Selçukluları döneminde,
9. Fazlullah Hurûfî, Anadolu Selçukluları döneminde,
10. Şeyh Bedreddin, Osmanlı döneminde,
11. Seyyid Nesimî, Osmanlı döneminde,
12. Pir Sultan, Osmanlı döneminde,
13. H. Bektaş Veli, Osmanlı döneminde.

Not: 13 önderden Hasan Sabah ve H. Bektaş Veli dışındakiler öldürüldü. (*)
Sonuç mu: Adı Batıni olmuş, Rafızî olmuş; sonra Kızılbaş Tahtacı, Aşiret, Türkmen, Yörük, Çepni ve Alevi olmuş. Değişmeyen felsefe, sosyalizan bir temele oturmuş yaşamı, onu bu günlere getirmiştir.
Bir şey daha var, en önemli olan da bu; yüzyıllar içinde oluşan kültür; zamanla insanın isteyip de alamadığı, ihtiyacına yanıt veremediği bir devreye girerse, hızla değişir, bozulur, yozlaşır, yeni arayışlara girer. O zaman da Türkiye kaybeder.

-Ben hep merak etmişimdir, ?Bahadınlı? babanızdan geçen soyadınız mı diye? Duydum ki babanızdan geçen soyadınızı sonradan değiştirmişsiniz. Bu değişikliğin nedeni nedir?

– Yozgat Ortaokulunda iken (yaşım on bir idi), ilk gün öğretmen sormuştu.
?Nerelisin??
?Bahadınlı?yım?
Cevabımı duyan arkadaşım Mustafa, bir anda çantasını almış, bir başka sıraya geçmişti.
Almanya?da sürgünde iken, Almanlar bana yardımcı olmak istemişlerdi (yaşım ellinin üzerindeydi). Türkiye?den gelen gençlere meslek eğitimi verilirken, ben de Türk dili ve kültürü üstüne ders verecektim. Daha ilk gün, ilk saatte ?Biz seni istemiyoruz!? sözüyle karşılaştım. Nedenini sordum. İçlerinden biri:
?Benim babam senin doğduğun köyü iyi biliyor!? dedi. Bu gençlere öğretmenlik yapamadım. Benim soyadım ?Bahadınlı? olmalıydı.

– 1965?te Parlamentoya girdiniz. Oranın olanaklarını kullanabildiniz mi? Ya da zorluklarını yaşadınız mı? Bu soruya şöyle de bakabilir miyiz? Solun Mecliste olması, sola ve sosyalizme ne kazandırdı? Şimdi olsa ne kazandırır?
– Mecliste ilk konuşmamda, ?TİP grubu adına (?) görüşlerimi sunmak için çıktığım bu kürsüden, Yozgat?ın Bahadın köyünde ayağında çarık, bacağımda şalvar, mal güderken, elimden tutup beni ülkemin geleceği üstüne söz sahibi eden Köy Enstitüleri?ne şükranlarımı sunarak başlıyorum?? demiştim.
Milletvekilliğim dört yıl sürdü. Bu arada Meclis?in içinde iki kez dayak yedim, hem de en sunturlusundan! Bir de, partili ve milletvekili olarak gittiğim Çorum?da, ölümden, kravatımın kopması sayesinde kurtuldum, boğuluyordum.
Bugün iki yerden kalan kafa travması izi (yara izi değil) beynimde sürüp gitmektedir (Meclis izlenimlerimi, ?Öyle Bir Aşk? anı kitabımda az da olsa işledim).

-Bahadın?a bir kütüphane yapma çalışmanızın olduğunu biliyorum. Nerden çıktı bu fikir?

-Kültür; uygar insanların edindiği bilgi, sanat, ahlak, inanç, gelenek gibi alışkanlıkların bütünüdür.
Kültür, doğuştan değildir, öğrenilmiş davranışların tümüdür. Gelenek, gelişen kültüre dönüştürülemezse; gerici motifler ağırlık kazanır.
Okumayan kişi ve topluluk, dedelerinin oluşturduğu gelenek ve kültürünü değil anlamak, geliştiremez, yaşatamaz ve hele evrensel kültüre ulaşması kesinlikle olası değildir.
Kültürlerin başlangıcı yereldir. Bir yerlerden alıp getirip o yere monte etmek bir gösterişten öteye geçemez. Bu aşı tutmaz; yaşayarak, düşünerek, öğrenerek, dönüşerek gelişmek en doğru olanıdır.
Dünyanın bir ucunda küçük bir kasabada bir de biz düşünelim dedik.
?İçi güzel insan? kavramı amacımızdır:
İnsanın nasıl insan olduğu davranışı ile görülür.
Davranış ise, ?akıl?ın eğitilmesi ile oluşur.
Aklın eğitilmesi ise estetik ile mümkündür.
Bir insan güzel bir şiirde kendini bulabiliyor, tat alıyorsa; bir musikiyi dinlerken içinde hissediyorsa?
Bir insan bir tiyatroyu, bir filmi izliyor ve sonra evinde, işinde, sokakta o filmdeki, tiyatrodaki gördüğü güzelliği günlük hayatında da hissediyorsa? bir bale sunumundan sonra, kendini o ritim, rahatlık, incelik ve doğallık içinde duyuyorsa?
Bir insan; bir romanı okurken ve okuduktan sonra, o roman dünyasından, kahramanlarından, ilginç olayların sergilenmesinden mutlu oluyor; incelikler, güzellikler kazanıyorsa ve ben de böyle olmalıyım diyorsa? estetiğin böylece insan soyuna nasıl bir soyluluk, incelik, özgürlük, eşitlik, doğallık ve dürüstlük kattığını, katabileceğini düşündüm bu uygulamada.
İnsan için olmazsa olmazın başında kitap gelir. Kitap; uyandırır, geliştirir, değiştirir, hamı inceltir, güzelleştirir.
Kültürevi kurma düşüncesi ve eylemi böyle doğdu; fakat kültürevini kurmak kadar o kapıyı açık tutmakta önemli. O kapının açık kalması, gelen insanlarla ilgilenmesi ve yardımcı olması için ne var ki, ücretli bir çalışan bulmakta zorluklar çekiyorum. Bu da bir şeye işaret ediyor; paylaşım, dayanışma ve gönüllü olmanın önemi!
Yer açısından, sorularının birçoğunu yanıtlayamadım ama söyleşi için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim hocam.

Yusuf Ziya Bahadınlı
1927 yılında Bahadın/ Yozgat?ta doğdu. İlkokulu orada okudu. Belli sürelerle Yozgat Ortaokulu, Pazarören Köy Enstitüsü, Yüksek Köy Enstitüsü, Balıkesir Eğitim Enstitüsü, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü?nde (Edebiyat Bölümü) okudu. İlk, orta, öğretmen okulu ve liselerde Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı. Kurduğu ?Hür? ve ?Yeni Dünya? yayınevleri yirmi yıl sürdü. Ayrıca sosyalizmin sorunlarını işleyen iki dergi çıkardı: ?İlke ve Yeni Dünya.? Tip milletvekili olarak bir dönem Meclis?te bulundu. On bir yılda Avrupa?da ( Fransa, Almanya) sürgünde kaldı.

Kitapları:

Roman: Güllüceli Kazım, Güllüceyi Sel Aldı, Gemileri Yakmak, Açılın Kapılar, Deve Kuşu Rosa, Lidya Gözleri Yaprak Yeşili.
Öykü: İtin Olayım Ağam, Haçça Büyüdü Hatiş Oldu, Geçeneğin Karanlığında, Titanik?te Dans.
Anı: Öyle Bir Aşk.
İnceleme: Türkiye?de Eğitim Sorunu ve Sosyalizm.
Gezi: Dört Sosyalist Ülke.
Araştırma: Türkçe Deyimler ve Kaynakları
Sözlük: Türkçe Deyimler Sözlüğü, Atasözleri Sözlüğü (Aydın Su adıyla).

Yusuf Ziya Bahadınlı ile Söyleşi ? Ayşe Kaygusuz” üzerine bir yorum

  1. Yusuf Ziya Bahadınlı, Türkiye İşçi Partisi?nden yoldaşımdır. Yıllar sonra, Antakya?da buluşmuştuk. Eksik kalan tüm kitaplarını, ?imzalı? olarak ta aldım? Önemli ve tarihi bir söyleşi olmuştur. Teşekkürler, selamlar.

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi, Yazarlarımızın son çalışmaları
İsyanın Cinleri Üzerine – Haki Gürtaş

Harun Ahmet?in İsyanın Cinleri romanı, Kürt isyanlarını konu edinen Türkçe yazılmış ve şu ana kadar kaleme alınmış bütün Kürt romanlarından...

Kapat