Zihnin En Büyük Sansürü: Yetişkin Olmayı Neden “Beceremiyoruz”?

Hayatımızın dönüm noktalarında, o en kritik kriz anlarında kaskatı kesildiğimiz olur. Bir süpervizyon koltuğunda, bir sevgilinin haklı isyanının karşısında ya da hayatın en somut sorumluluk meydanında boğazımız düğümlenir. İçimizden kopan binbir kelimeye rağmen dışarıya sadece dilsiz bir sessizlik, hırçın bir küskünlük ya da “Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilmiyorum, aklıma hiçbir şey gelmiyor” mızmızlığı dökülür.

Kendimizi bu tablonun içinde “mücadele eden, çıkış yolu arayan ama bir türlü başaramayan kırılgan bir kurban” olarak pazarlamaya bayılırız. Oysa psikoanalitik gerçeklik, bu sahte mağduriyet pelerinini acımasızca yırtıp atar.

Gerçek şudur: Senin zihnin o olgun, o yapıcı, o yetişkin cümlelerini üretemiyor değil; o cümleleri bilerek ve isteyerek sansürlüyor!

Korunaklı Bir Zindan: Bebeksi Konfor

Peki, insan kendi zihnine neden böyle büyük bir sansür uygular? Neden kriz anlarında sağır edici bir dilsizliğe sığınır?

Çünkü o “yetişkin” cümlelerini kurmak; sorumluluk ister, bedel ödemeyi ister, narsistik egonun küçülmesini ve o bencil krallıktan feragat etmeyi gerektirir. Yetişkin bir dille “Haklısın, bu noktada hatalıyım, sorumluluğu alıyorum ve değiştirmek için buradayım” demek, delirmemek için kurduğun o steril laboratuvar evinin, o kaskatı kurallarının ve o “her şeyi kusursuz bilen tanrısal şifacı” imajının kendi ellerinle yıkılması demektir.

Zihin, bu ağır bedeli ödemekten ölesiye korktuğu için o yetişkin cümlelerini saniyeler içinde sansürler ve seni en iyi bildiğin o ilkel sığınağa fırlatır: Bebeksi yanın, hala o çocukluk odasının köşesinde oturup, hiçbir risk almadan, sadece “Beni görün, beni koşulsuz sarmalayın, bana bir anne gibi ne yaparsam yapayım tapının” diye ağlamayı seçiyor.

Sessizlik: Sinsi Bir Cezalandırma Ayini

Kendine “çaresizim, gerginliğe katlanamıyorum, o yüzden susuyorum” yalanını söyleyerek vicdanını rahatlatamazsın. O kriz anlarında takındığın “içli, melankolik, dilsiz sessizlik”, bir acizlik göstergesi değil; karşı tarafa uyguladığın en gaddar, en sinsi pasif-agresif cezalandırma yöntemidir.

Susarak etrafındaki insanlara şu bilinçdışı mesajı fırlatırsın: “Siz benim o kusursuz imajımı eleştirerek canımı yaktınız, o halde ben de kapıları kapatıyorum. Şimdi gelin, yalvarın, benim bu gizemli sessizliğimi çözmek için kapımda köle olun.”

Kendini “tembel, inisiyatif alamayan, dürüst ama beceremeyen” biri olarak kodlamak, hayata karşı düzenlenen en organize narsistik sabotajdır. Kendine peşinen “beceremiyorum” raporu verirsin ki, kimse senden o mutfağı temizlemeni, o İngilizce masasına çivilenmeni ya da sevgilinin ayağına giderek eşit bir ilişki kurmanı talep edemesin.

Sansürü Kırmak: İlk İlkel Adım

Bu konforlu araftan, bu kendi ellerinle inşa ettiğin tecrit hücrelerinden çıkmanın tek bir yolu vardır: Zihninin uyguladığı o sinsi sansür mekanizmasını suçüstü yakalamak.

Kriz anında o dondurucu dilsizlik üzerine çöktüğünde, o “gelin beni kurtarın” kibrini göreceksin. Aklına o mükemmel, o asil yetişkin cümleleri gelmiyorsa gelmesin. O an o boğazındaki tükürüğü yutup, o mızmız çocuğu susturarak sadece şu çıplak ve maskesiz cümleyi kurmayı deneyeceksin:

“Şu an canım çok yandı. Kibrim ve korkularım yüzünden içimden kapıları kapatıp susmak, kaçmak geliyor. Ne diyeceğimi, kendimi nasıl savunacağımı inan bilmiyorum. Ama bu kez sessizlikle seni cezalandırmayacağım; buradayım, kaçmıyorum ve seni duyuyorum.”

İşte bu cümle, o sahte krallığın, o mukavvadan tacın kendi ellerinle parçalanma anıdır. Büyük felsefi manifestoları, kurtarıcı reçeteleri beklemeyi bırakın. Yetişkinlik; canın acırken, için fırtınalarla kavrulurken de o sorumluluk bezini eline alabilmek ve o belirsizliğin uçurumunda tek başına, dik bir çınar gibi durabilmektir. Sansürü kırın, o çocukluk odasından dışarı çıkın; çünkü hayat, o korktuğunuz dürüstlüğün hemen arkasında başlıyor.