Zübükler, bankerler ya da dolap beygiri

Zübükler ülkesinde kimi yoksuldu, çıplaktı, namusluydu, kimi talihli, kimi banker, kimi züğürtleşen ağa, kimi de düttürü dünyanın klarnetçisi. ‘Öteki Eylül’ rüzgârında savrulan ‘büyük insanlığın küçük insanları… 12 Eylül’ün yarattığı toplumsal-bireysel yıkımların sinemaya farklı biçimlerde yansıyan ‘anti-kahramanları.’

80’li yıllar, 50’li yıllar gibi köklü toplumsal dönüşümlerin yaşandığı sancılı yıllardı. Menderesli yıllardan ve 1960-65 yılları arasında çekilen toplumsal gerçekçi filmlerden daha önceki yazılarımızda söz etmiştik. Yine 1985 sonrası çekilen ve “12 Eylül Filmleri” başlığı altında değerlendirilen filmler üzerine de yazmıştık. (http://www.evrensel.net/yazi/46161/12-eylul-filmleri)

12 Eylül’ün yarattığı korku ve baskı ortamın fiili uygulamalar olarak yumuşamaya başladığı yıllarda, içinden 12 Eylül geçen temaların yansıdığı filmler öncesinde çekilen filmler, içerik olarak toplumsal eleştiriden uzak filmlerdi. Darbe koşullarında çekilen Yol ve Hakkâri’de Bir Mevsim filmleri ise devlet karşıtı ve sakıncalı bulunduğundan yasaklanmışlardı.

1980’li yıllarda darbenin yarattığı toplumsal-bireysel dönüşümlere, bu dönüşümlerin yarattığı insan ilişkilerine yönelik eleştiriler içeren filmler de yapılır. Apolitikleştirilmiş ortamda bencilleşen bireylerin dünyasının yarattığı toplumsal-bireysel yıkımlar da (12 Eylül’ün öteki yüzü) yansır sinemaya.
Örneğin 1980-1990 yılları arasında yapılan bu filmlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: At, Banker Bilo, Zübük, Talihli Amele, Dolap Beygiri, Faize Hücum, Namuslu, Pehlivan, Züğürt Ağa, Bir Avuç Cennet, Çıplak Vatandaş, Yoksul, Değirmen, Bir Avuç Gökyüzü, Umut Sokağı, Selamsız Bandosu, Düttürü Dünya, Zengin Mutfağı, Karılar Koğuşu…

ZÜBÜKLER

‘En eski Türkiye’nin’, daha çok 1950-1980 arası yılların siyasileri türlü biçimlerde karikatürize edildi, farklı sıfatlarla anıldı. Halk katında da mizahçı nezdinde de imajı pek hoş değildi. Aziz Nesin 1961 tarihinde basılan romanına Zübük adını vermişti. Aziz Nesin’in bu adı, sözcüğü Zeybek sözcüğünden ses benzeşimiyle ürettiği söylenir. Oynamakla, oynaklıkla da ilgili olabilir.

Zübük’te siyasetin ve siyasetçilerin yükseliş öykülerini kara mizah diliyle anlatır Aziz Nesin. İbrahim Zübükzade halkı kandırmasına, hiçbir vaadini tutmamasına rağmen önce belediye başkanı, sonra milletvekili seçilir. Zübük, halk arasında da kendi çıkarları için her yolu mubah sayan kişiler için çıkarcı, sözünde durmayan, üçkâğıtçı, düzenbaz, ahlaksız, anlamında kullanılır.

Kartal Tibet, Aziz Nesin’in romanını 1980 yılında, Atıf Yılmaz senaryosuyla sinemaya uyarlar. İbrahim Zübükzade üzerinden Türkiye’nin siyasi yapısındaki çarpık karakterler hicvedilir filmde de. Kemal Sunal’ın oynadığı filmin sonunda “Hem bu memlekette tek zübük ben miyim? Aslında hepimiz birer zübüğüz; zübük olmaya zorlanmışız. Zübüklerden kurtulmanın birinci çaresi önce kendimize bakmak, kendi zübüklüğümüzden kurtulmaya çalışmaktır” der İbrahim Zübükzade.

Filmin yapım yılı ülkede ve dünyada geri dönüşümsüz köklü dönüşümlerin başlangıç yılına denk gelmişti. Darbeciler ülkenin yönetimine el koyar, meclis kapatılır. Aynı yıl Talihli Amele filminde karısı ve iki çocuğuyla köyünden kalkıp büyük kente gelen Mehmet Ali, bir inşaatta iş bulur. Duvar ustası olmayı düşlerken tüketim toplumunun talih oyunlarına kendini kaptırır. Bir şirketin reklam kampanyasında daire kazanan, basının pompalamasıyla ünlenen ‘talihli amele’, çarpık medya tezgahında aslında hiçbir şeyin sahibi olmadığını anlar. Bir türlü ayak uyduramadığı düzenin kurbanı olup aklını yitirir.

TOPLUMUN GENLERİYLE OYNANIR; BANKERLER, YOKSULLAR

12 Eylül darbesi yalnızca sol muhalif güçleri yok etmek, toplumsal muhalefeti bastırmak için değil aynı zamanda tüm toplumu yeniden yapılandırmak, egemenleri neoliberal küresel sisteme bağlamak için de yapılmıştı. Toplumu tüm kurumlarıyla yeniden dizayn etmeye girişilen darbeli ve sonrasında Özal’lı yıllarda bireyi-toplumu teslim almak üzere direnmelerini sağlayan değerlere karşılık ‘özlem’ duydukları dünya nimetleri sunulurken özenme ve tüketim arzusu kışkırtılıyordu.

Serbest piyasa düzenine geçilmiş, faizler serbest bırakılmıştı. Daha hızlı ve vahşi bir sermaye birikiminin sağlanması için serbest bırakılan faizler ve devreye sokulan ekonomik politikalar sonrasında banker sayısında patlama yaşanır.

Yıl 1980’dir, darbeli yıllar başlamıştır. O esnada sinemada Talihli Amele ile açılan kapıdan zeytin toplayıcısı Bilo ve parlamenter olmayan zübük Maho girer; Banker Bilo filmiyle.

Bilo Almanya’ya gitmek için anlaştığı Maho tarafından dolandırılır. Maho köylüleri Almanya diye İstanbul’a götürür. Bilo ve arkadaşları İstanbul’da olduklarını öğrendiklerinde büyük bir şok geçirirler. Bu arada Maho zengin bir aile kızı olan Necla ile evlenmiş ve işlerin başına geçmiştir. Bilo ile Maho birçok kez karşı karşıya gelir. Bilo da döneme uygun olarak banker olur.

Ali Özgentürk 1981 yılında Yılmaz Güney sineması çizgisinde toplumsal gerçekçi ve bağımsız sinema örneği olan At filmini çeker. Fakat zaman başka zamandır artık. Tüketim toplumunun ve iktidarın sunduğu nimetlerin cazibesine kapılan, düşlerini ve umutlarını yitiren küçük aydınlar, aydınlar, muhalif bireyler saf değiştirebilmişlerdir. Yoksul halk yığınları sorunlarına, kendi hayatlarına, aydınlar da kendilerine ve toplumlarına yabancılaştırılmıştır. Tüketim ve ‘show toplumunun iyi tüketicileri’ olan bireylere dönüşmüştür. Bir duruşu, kimliği ve kişiliği olan, direnen birey ise sistem tarafından kuşatılmış, kıstırılmış, yaşam alanı daraltılmıştır.

“Yüksek okulu bitirdikten sonra, dürüstlüğü ve rüşvete karşı duruşu yüzünden memur olarak çalıştığı işten atılan Ali’yi bekleyen trajikomik olaylar Dolap Beygiri (1982) filmiyle yansır perdeye. Özal’lı yıllarda cilalanıp sunulan yeni dünya düzeninin yükselen değerlerini erken dönem fark edip anlatan bir Atıf Yılmaz klasiğidir film. “Ali, atama sonrası büyük şehirde memuriyete başlar. İşini vatandaşa iyi hizmet olarak yaptıkça düzenden memnun olanları rahatsız eder. Yanına yerleştiği eniştesinin düzenin yozlaşmasından nasibini çok fazla almış fırsatçı kişiliği Ali’nin işini oldukça zorlaştıracaktır.” Aynı yıl banker krizi patlak verir.

Mesut KARA
www.evrensel.net, 18 Ocak 2015

Yorum yapın

Daha fazla Sinema
Mühürlenmiş Zaman – Andrey Tarkovski ‘İlkelerine bir kez olsun ihanet eden insan, hayat ile olan saf ilişkisini yitirir.’

"İlkelerine bir kez olsun ihanet eden insan, hayat ile olan saf ilişkisini yitirir. Bir insanın kendine karşı hile yapması, onun,...

Kapat