Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm

Bir Kürt sineması fikri şimdi, Yılmaz Güney, Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Kazım Öz, Hüseyin Karabey gibi isimlerin dâhil olduğu (ama onlarla da sınırlı kalmayan) başarılı yönetmenlerin kolektif çalışmalarına dayanır. Keza adını andığım Kürt sinema yönetmenlerinin hepsine başka ulusal sinemalar da sahip çıkabilir ve çıkmıştır; üstelik böyle bir iddia çok da temelsiz değildir. Yılmaz Güney örneğin, Türk sinemasında öncü rol oynamış bir yönetmendir. Bahman Ghobadi İran sinemasına derin kökler salmıştır. Yine de bu durum, söz konusu yönetmenlerin Kürt sineması kategorisine dâhil edilmelerine engel değildir. Kürt dili, kültürü, siyaseti, ulusal özlemleri ve gündelik gerçeklikleri açısından bu yönetmenlerin sunduğu görsel topografya bize çok şey yansıtmakta ve bizim gözümüzde Kürt gerçekliğini canlandırmaktadır.”

Hamid Dabaşi, Müjde Arslan’ın derlediği “Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm” adlı kitabın (Agora Kitaplığı, 2009) önsözünde Kürt gerçekliğini aktaran sinema ve yönetmenleri üzerinden dillendirilen “Kürt sineması fikri” üzerine bunları söylüyordu.
Müjde Arslan’ın Kürt sineması üzerine yaptığı bu önemli çalışması “ulusal kültürler ile onların sanatsal ifadelerinin daha geniş kapsamlı ve daha küresel çaplı kaygılarla bir tarihsel randevuyu gerçekleştirecekleri güzel ve verimli sınır boylarında daha fazla şeyin daha fazla konuşulacağı bir zeminin ilk adımlarından olacaktır” (Hamid Dabaşi, a.g.e.)
Kitap 5 ana başlıktan oluşuyor: 1- Kürt sineması: Tarihi ve gelişimi, 2- Direnişin sineması: Yılmaz Güney, 3- Sının ile ölüm arasında: Bahman Ghobadi, 4- Diasporada Kürt sineması, 5- Genç Kürt sineması

KENDİNİ ANLATMA ARACI OLARAK SİNEMA

Müjde Arslan da sunuş yazısının girişinde şunları söylüyor: “Kürtler ancak 21. yüzyılda kendi kimlikleri ve dilleriyle sinema yapmaya başladılar; sinema sanatının bir yüzyılı devirdiği, bütün ülke sinemalarının öyküde tekrarı yaşadığı bir yüzyıldan sonra, Kürt Sineması’nın her geçen gün uluslar arası festivalde daha çok filmle temsil edilmesi, Kürt yönetmenler Bahman Ghobadi, Hiner Salem’in kazandığı ödüller Kürt gençlerin sinemaya yönelmesine neden oldu. 2000’li yıllarda önemli gelişmeler birbirini takip etti; Kürt filmleri Cannes Berlinale gibi önemli festivallere kabul edildi, ödüller aldı, Kürt illerinde sinema atölyeleri düzenlendi, sinema eğitimi gören Kürt gençlerin sayısı arttı. Sinema bir kurtuluş ve kendini anlatma aracına dönüştü.
Kürt filmlerini izlerken -ki bu ancak son üç dört yılda gittiğimiz Kürt film festivallerinde oluyor- hep aynı duyguya kapılıyorum: Ezilen uluslar sinemada kendini arar ve yeniden yaratırlar. Sinema, içe kapanık Kürtlerin kendini dışa vurma yollarıdır. (…) Gecikmiş bir süreç olsa da, Kürtler artık sinema arenasında bir ‘söz’ sahibiydi.”
Kitapta yer alan bölüm başlıklarının altında Devrim Kılıç, Dr. Muhammad Kamal, Rohat Alakom, Artsvi Bakhchiyan, Mehmet Aktaş, Mustafa Gündoğdu, Jano Rosebi Ani, Tim Kennedy, Chris Kutchera, Devrim Kılıç, Rahul Hamid, Felix Koch, Murat Aktaş, Yılmaz Özdil, Hiner Saleem, Işıl Çobanlı Erdönmez, Ayça Çiftçi, Osman Akınhay, Bijan Tehrani, Müjde Arslan, Yeni Film Dergi Ekibi gibi, araştırmacı, yazar, sinemacının araştırmaları, yazıları, makale ve söyleşileri yer alıyor.

KÜRTLERİ ANLATAN İLK FİLM

Kitapta yer alan Rohat Alakom’un yazısından Kürtleri, özellikle Kürt kadınları ve hayatlarını anlatan ilk Kürt filminin 1926 yılında çekilen Zare adlı film olduğunu öğreniyoruz. Film, Ermenistan sinemasının kurucusu kabul edilen Hamo Beknazaryan tarafından çekilmiş.
Ermenistan’daki Kürt köylerinde çekimi yapılan filmin senaryosunu Ermeni harfleri tekelinde ilk Kürt alfabesini hazırlayan Hakob Gazaryan yazmış. Filmin senaryosuna yazarın Zare’nin Kaderi adlı öyküsü temel oluşturmuş. Filmde Zare ile çoban Seydo’nun aşk hikâyesi ve bundan rahatsız olan köyün ağası Temur Bey etrafında gelişen olaylar anlatılır. Film Kürtleri anlatan ilk film olarak geçer tarihe. Film Elegez dağı eteklerindeki Kürt köylerinde çekilmiş. Zare sessiz filmdir fakat 1970 yılında Ermeni besteci Alexsandır Spendiarov tarafından sesli filme dönüştürülmüş.

YILMAZ GÜNEY SİNEMASI

Tim Kennedy, Bölünmüş bir halk olarak Kürtler ve Yılmaz Güney sineması başlıklı makalesinde “Yılmaz Güney ve Kürt Kimliği” ara başlığı altında şunları yazar: Yılmaz Güney bilhassa kariyerinin ilk dönemlerinde, 1950’li ve 1960’lardaki düşük bütçeli Yeşilçam filmlerinin pek çoğunda kuvvetli bir aksiyon ‘kahramanı’ olarak başarılı olmuştur. Türk sinema tarihinin en sevilen aktörü sayılan Güney 1964’te Akad’la yaptığı işbirliğinden itibaren başladığı yönetmenlik kariyeriyle popülerliği iyice pekiştirecekti. Onun Kürt kökenlerini açıkça kabul edip ortaya koyması ve Kürt özerklik hareketini desteklediğini ifade etmesi ise ancak 1982’den, hapishaneden kaçtıktan ve Türkiye vatandaşlığından çıkarıldıktan sonra mümkün olacaktı. Bununla birlikte Güney’in Kürt kimliğinin çeşitli yönlerini ilerici bir bakış açısıyla nasıl yansıttığını, en önemli döneminin üç filmi olan Umut (1970), Sürü (1978) ve Yol’da (1982) görebiliriz.” Bölüm başlığı altında ayrıca Chris Kutchera imzalı “Sürü, Kürt halkının tarihidir” adlı bir yazısı da yer alıyor.
Kitabın kapsamlı bir diğer çalışmasını da Bahman Ghobadi üzerine derlemenin yer aldığı bölüm oluşturuyor. Bölüm başlığı: Sınır ve ölüm arasında Bahman Ghobadi.
Bugün Irakta, Suriye’de yaşanan dramlara baktığımızda Ghobadi’nin sineması ve sözleri daha da anlam kazanıyor. Kendi topraklarında sürgün, mülteci yaşayan ve bunca acı çeken kaç halk var. “Onların tarihleri sürgün ve göç tarihidir. Sürekli hareket halinde olan insanların tarihidir. Bu anlamda hareketin sanatı olan sinemayla ortak özellikleri vardır.” (Bahman Ghobadi)
Bölüm başlığı altında Devrim Kılıç’ın “Bahman Ghobadi’nin filmlerinde Kürt kimliği ve Kürt kültürünün temsili” adlı makalesi, Rahul Hamid’in “Devletsiz bir ulusun sineması”, Felix Koch’un “Bahman Ghobadi ve politikanın poetikası”, Murat Aktaş’ın “Bahman Ghobadi İran’ı terk ediyor” başlıklı söyleşileri yer alıyor.

Mesut KARA
www.evrensel.net, 23 Kasım 2014

* Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm (Derleyen Müjde Arslan. Agora Kitaplığı, 2009)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Sinema
Mehmet Eroğlu’nun yeni romanı “9,75 Santimetrekare”

Mehmet Eroğlu'nun yeni romanı "9,75 Santimetrekare" raflardaki yerini aldı. Eroğlu bu yeni romanında, "Fay Kırığı" üçlemesinde resmettiği Türkiye'nin, bir adım...

Kapat