50 Soruda Arkeoloji – Mehmet Özdoğan

Arkeoloji nedir, ne değildir? Geçmişten günümüze neler kalır? Arkeoloji nasıl bir bilim alanı haline gelmiştir? Arkeolojide çığır açan araştırmacılar kimlerdir ve arkeolojiye damgasını vuran önemli araştırmalar nelerdir? Arkeolojinin politik kullanımı ne demektir? Arkeolojinin temel yöntemleri nelerdir? Zaman laboratuvarı nedir? Arkeometri, jeoarkeoloji ve çevresel arkeoloji nedir? Endüstriyel arkeoloji, kent arkeolojisi, kurtarma kazısı, etnoarkeoloji, deneysel arkeoloji, sualtı ve batık arkeolojisi nedir? Arkeoloji ile antikacılığın farkı nedir?

Definecilik nedir? Osmanlı İmparatorluğu’na arkeoloji ne zaman ve nasıl girmiştir? Osman Hamdi Bey’in ve Atatürk’ün Türk arkeolojisinin gelişimindeki yerleri nedir? Dünya arkeolojisi içinde Türk arkeolojisinin yeri nedir?
(Tanıtım Bülteninden)

Geçmişe soru sormak arkeolojidir – Burcu Ayaz
(05/08/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Yeni tanıştığınız insanlarla muhabbet ederken söz dönüp dolaşıp arkeoloji mezunu olmanıza geldiğinde ilk duyacağınız ?Ben de hep istemişimdir? olur. Zira Indiana Jones serisiyle büyümüş bir (hatta birkaç) kuşağın gönlünde yatan ilk meslektir arkeoloji. Ve yine arkeologsanız karşılaşacağınız ikinci ?komik? yaklaşım ?mezar kazıcısı mısın?dan geçer? Üniversiteye başladığımız yılın ilk dersinde bölüme arkeolojinin ne olduğunu bilerek ve gerçekten arkeolog olma isteğiyle gelen bir avuç insan oluşumuzun nedenlerinden biri de buydu belki de… İşte bu noktadan bakarsak dünyanın en yanlış anlaşılan mesleklerinden birinin arkeoloji olduğunu anlamak çok da zor olmaz sanırım. ?50 Soruda Arkeoloji? kitabının yazarı Mehmet Özdoğan bize doğrusunu anlatabilecek en yerinde isim. Kendi deyimiyle yarım yüzyıla yakın bir süredir arkeolojinin içinde yer alan bir bilim insanı olan Özdoğan üstüne basa basa arkeolojinin ?ne olmadığı?nı anlatmaya çalışmış kitap boyunca. Arkeoloji bire bir insanla ilgili olmasına rağmen bu kadar yanlış ve eksik bilinmesinin en büyük nedenlerinden biri maalesef bilgi alabileceğiniz yayınların çok fazla bilimsel olması. Toplumdaki arkeoloji anlayışının gerçek anlamdaki arkeoloji tanımından çok farklı olduğunu ifade eden Özdoğan bu kitapla herkese ulaşmak istediklerini söylüyor.

Zaman makinesi olsa?
Gelelim yanlış bilinen doğrulara. Özdoğan?a göre toplumun gözünde arkeolog: Herhangi bir şekilde varlığından haberdar olduğu değerli bir nesneyi bulmak için ıssız coğrafyalarda bin bir güçlükle ve bunu ele geçirmeye çalışanlara karşı durarak amacına ulaşmaya çalışan bir maceraperest olarak algılanıyor (bakınız Indiana Jones örneği). Tam da bu yüzden arkeolojinin bilimsel bir alan olmaktan çok, garip ve aykırı bir nitelik kazanması da cabası. (bakınız mezar kazıcısı örneği). Gerçek anlamda arkeolojiyse, geçmiş dönemlerde yaşamış insan topluluklarının kültürel ve toplumsal düzenlerini günümüze kadar gelebilen maddi kalıntılara dayanarak araştıran belgeleyen ve gelişim sürecini inceleyerek yorumlamaya çalışan bilim dalının adı. Yedi bölüme ayrılan kitapta arkeolojinin başlangıcından, kazandığı boyutun ne olduğuna, yöntemlerinden Osmanlı İmparatorluğu?nda arkeolojiye kadar elli soru tek tek sorup cevaplanıyor. Arkeolojiyi yanlış anlaşılmalardan kurtarmak isteyen Özdoğan belli ki işini şansa bırakmayı göze almamış. Zira 50 maddenin arasında ?Zaman makinesi olsa arkeolojiye ihtiyaç olur muydu? sorusunun cevabını bulmanız bile bulmanız mümkün.
Bilim ve Gelecek Kitaplığı?nın 50 soruda serisinin sekizinci kitabı bu. Ama belki de mantığıyla en çok uyanı. Zira kitapta da sıkça altı çizildiği gibi ?arkeoloji soru sormaktır?. Ve başlangıcı da geçmişin kanıtlanması gereksinimiyle başlar. Yine ?bilinenin aksine? diye başlıyor Özdoğan ?arkeoloji meraktan doğmamıştır.? Zira çevrede görülen ören yerleri ve höyükler doğanın ilgi çekmeyen parçasıdır (şimdi de pek farklı olduğu söylenemez). Bu yüzden Özdoğan?ın anlattığına göre arkeoloji geçmişe sorulan sorularla ortaya çıkar. Geçmişe olan bu yönelişin sebebiyse ?kanıtlama isteği?. Örneğin Batı Avrupa?da Hıristiyanlıktan önce var olduğu bilinen Pagan Roma kültürünün görkemli olup olmadığı sorusunun ön plana çıkması, arkeolojinin doğmasını tetikleyen süreçlerden biri. Genel olarak bakıldığındaysa; dini, ulusal ya da kültürel kimlik arayışının geçmişe uzanmasıyla başlayan bir olgu. Bu noktada merak giriyor devreye. Zira kanıtlanmaya başlanan gerçekler ilgiyi arttırdıkça geçmişe duyulan merak da artıyor.
Ancak insanların merak dürtüsünün ortaya çıkması o kadar da kolay olmaz. Kendi varlığından oldukça emin insanoğlu ne kadar uzun zamandır yer yüzünde ikamet ettiğini yakın geçmişe kadar pek de takmamış kafasına anlaşılan. 1960 yılında James Ussher adlı bir piskopos ilk tespiti yaparak, Adem ile Havva?nın torunlarının olası yaşlarını hesaplayıp Tevrat?taki tarihi ekleyerek insanlığın MÖ 4004 yılında bir cumartesi günü yaratıldığını öne sürer (Tarih boyunca bu tarz hesaplamaların oldukça yaygın olduğunu anlatıyor Özdoğan). İnsanın eskiliğine dair ilk verilerse 18. yüzyıldan itibaren tanımlandırılmaya başlanır. 1856?da günümüz insanından farklı fiziksel özelliklere sahip ilk Neanderthal insanın bulunması da insanın geçirdiği değişimin ilk kanıtı olarak yerini alır literatürde.

Arkeoloji: Batılıların garipliği
19. yüzyılın sonlarından itibaren uluslar arası değerlendirme ve bilgi paylaşma toplantılarının yapılmasıyla birlikte arkeoloji tanımlı akademik bir alana dönüşmeye başlar. Özdoğan ulus devletlerin konuyla ilgilenmelerinin iki temel neden olduğundan bahsediyor. Birincisi: Ulusun varlığının uzun ve köklü geçmişe sahip olduğunu ispatlama arzusu. Buna bağlı olarak ikincisiyse dünyayı ve dünya kültürünü bir bütün olarak sahiplenmenin ülkenin saygınlığını arttıracak olması. Biraz geriye – Rönesans dönemine – dönersek sorgulama ve veriye dayalı düşünce sisteminin 15. yüzyılda yerleşmeye başladığını görebiliriz. Henüz adı konmasa da arkeolojiye ve araştırmaya meraklı gezginler Osmanlı topraklarının (yerlilerinin henüz umursamadığı) ören yerlerini inceleyerek belgelemeye başlar. 18. yüzyıla kadar topraklarında inceleme yapanları Özdoğan?ın deyimiyle ?batılıların garipliği? olarak alır fazla müdahale etme gereği duymazlar. Ne zaman ki İmparatorluktan batıya öğrenciler gönderilmeye başlanır, işte o zaman üzerinde yaşadığı toprakların altında keşfedilmeyi beklenenlere ilgi de artar. Ancak tarih sahnesinde Osman Hamdi Bey?in ortaya çıkışıyla birlikte Osmanlı topraklarından bulunanların akın akın yurt dışına çıkarılması (1884 yılında çıkarılan yasayla) da engellenebilir.

Hamdi Bey ve Arkeoloji
Özdoğan arkeolojinin batıda ulus olmanın vazgeçilmez bir yolu olarak görülmesine karşılık Osmanlı?nın düşünsel ve politik yönünün ayırtına varmadan yalnızca Batılı devlet olmanın ön koşulu olarak gördüğünü anlatıyor. Ve verdiği ilginç bilgilere bir yenisini daha ekliyor: ?Nitekim Osmanlı İmparatorluğu?nda müze olarak inşa edilen ilk yapı Yunan tapınağını yansıtmaktadır.? Akademik temeller ancak Cumhuriyet yıllarında atılsa da Osman Hamdi Bey?in ilerici görüşü sayesinde arkeolojinin ilk adımlarını atıldığı yadsınmaz bir gerçek. ?Dünya arkeolojisinin içinde Türk arkeolojisinin yeri nedir?? başlıklı 49. soruya gelindiğindeyse arkeolojinin geç keşfedilmiş topraklarında hâlâ geriden gelen bir tablo çiziyor Özdoğan. 19. yüzyıldan itibaren arkeoloji geleneğini kurmuş sayılı ülkelerden biri olmasına karşın Türkiye özellikle kültürel miras yönetimi ölçüt olarak alındığında ülkeler sıralamasında ilk yüzün içinde bile olamadığı görülüyor.
?50 Soruda Arkeoloji? kültürel mirasa sahip çıkmanın bir adımı olacaksa ne âlâ, olmayacaksa da; arkeolojinin değerli nesneler arayışında olan Indiana Jones?ların mesleği olmadığını, hiçbir arkeologun elinde haritayla gezmediğini, kazı yapmanın yanı sıra belgelemenin ve araştırmanın arkeolojinin 10?da 9?unu oluşturduğunun anlaşılmasını sağlarsa eminim amacına da ulaşmış olur.

Kitabın Künyesi
50 Soruda Arkeoloji
Mehmet Özdoğan
Bilim ve Gelecek Kitaplığı / 50 Soruda Dizisi
İstanbul, Haziran 2011, 1. Basım
240 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Arkeoloji, İnceleme
Alevilerin Siyasal Tarihi (1300-1971) – Necdet Saraç

Kaynaklarının yetersizliğinin yanısıra, araştırmalara referans olan Sünni bakış açısının etkisiyle Alevilerin siyasal tarihleri yer yer gerçeklerden uzaklaşmış, abartılarla ve zorlamalarla...

Kapat