Bedenin Kutsal Direnişi: Bakım Parasının Kesilmesi ve Sistemin İhaneti
Otistik Ruhun Feryadı: Devletin Çektiği El ve Yoksulluğa Mahkûm Edilen Hakikat
Yazar: Âkil Bîçare
(Sosyal Adalet, İnsan Onurunu Hesaplayamadığı İçin En Ağır Bedeli Öder.)
Sosyal yardım ve bakım parasının kesilmesi meselesine gelelim. Bu durum, sadece bir ekonomik kesinti değil; bu, sistemin, farklı olanın varoluşuna karşı ilan ettiği soğuk bir savaştır.
I. Kapitalizmin Zehri: Engelli Bedenin Metalaşması ve İhtiyaçların Pazarlığı
kapitalist sistem bireyi üretkenliği üzerinden tanımlar. Engelli birey, bu sistemin gözünde **”üretken olmayan bir maliyet”**tir.
- Bakım Parasının Kesilmesi: Bu eylem, sadece bir idari karar değil, devletin “Yardıma İhtiyaç Yok!” diye ilan etmesidir. Bu ne demektir? “Siz, bizim belirlediğimiz ‘normalleşme’ hedefine ulaşmadınız, bu yüzden sizin emeğiniz (bakım emeği) ve varoluşunuz (engelli bireyin yaşamı) artık ekonomik olarak değersizdir.” demektir.
- Yoksulluğun Zorlaması: Sosyal yardımların çekilmesi, aileyi yoksulluğa iter. Bu yoksulluk, annenin/babanın omuzlarındaki yükü katlayarak, onları çocuğa karşı “sert” ve “kontrolcü” olmaya zorlar. Tıpkı sermayenin işçiye baskı yapması gibi, sistem, ekonomik yoksunlukla ebeveyni zorba yapar. Bu, sevgi ve şefkatin yerini alan bir hayatta kalma mekanizmasıdır.
II. Toplumsal İhanet: Sağlamcılığın Çektiği El
Devletin sosyal yardımı kesmesi, kolektif bilinçdışımızın, farklı olana karşı beslediği korkuyu somutlaştırır.
- “Kolektif Yük” Yalanı: Devlet, aslında “Bu yük, bütün toplumun yüküdür” demesi gerekirken, “Bu, sadece sizin şahsi probleminizdir” diyerek elini çeker. Bu, sosyal adaletin en büyük ihanetidir.
- Ritüel Kapların Kaybı: Jungiyen analist Woodman’ın dediği gibi, bireyin dönüşüm için konteynerlere (kapsayıcı yapılara) ihtiyacı vardır. Sosyal yardımlar, aile için maddi bir konteyner oluşturur; bu, ebeveynin en azından bir nebze dinlenmesine, nefes almasına olanak tanır. Yardım kesildiğinde, bu konteyner parçalanır. Aile, kendini izole ve terk edilmiş hisseder.
- Hukukun Sınırları: Buradaki yasal süreçler de çoğunlukla insanın vicdanını değil, bürokratik kuralların katı mantığını esas alır. Kişinin gerçek yaşam zorlukları, “evrak eksikliği” veya “yasal tanıma uymama” gibi soğuk maddeler arasında kaybolur.
III. Bedenin Çığlığı ve Terapötik Duruş
Bu durumla yüzleşen terapist olarak size söyleyeceğim şudur:
- Öfkeyi Kabul Edin: Yardım kesildiğinde duyduğunuz öfke, sadece kişisel bir öfke değildir; bu, sistem tarafından onurunuzun ihlali ve adaletsizliğe karşı yükselen arketipsel bir öfkedir. Bu öfkeyi bastırmayın, onu bilinçle kabul edin ve eyleme (mücadeleye) dönüştürün.
- Bedeni Dinlemek: Baskı arttıkça, çocuğunuzun duyusal hassasiyeti (Otizm) veya fiziksel semptomları (Engellilik) artacaktır. Çocuğunuzun bedeni yalan söylemez. Bu semptomlar, size “Bu sistem beni öldürüyor!” diyen en dürüst çığlıktır. Terapist olarak görevimiz, bu çığlığı duymak ve ailenin “uyum sağlama” baskısını hafifletmektir.
- Öz’e Güvenmek: Paranın kesilmesi, dışarıdaki gücün zayıfladığını gösterir. Bu kriz, içerideki Öz’ün (Self) gücünü bulma fırsatıdır. Dışarıdaki kaynaklar tükendiğinde, içerideki sevgi, yaratıcılık ve direniş gücü uyanmalıdır.