Utanmaz Yalanın Saltanatı: Post-Post-Hakikat ve Aklın Sefaleti

O Kibirli Adamın Yalanları, Neden Hâlâ Gerçeğin Yerini Tutuyor?

Yazar: Jungish

(Hakikati Söylersen Seni Deli İlan Eden O Yeni Çağın Laneti)


Aziz Okuyucularım, Ey Amerikan Sahnesindeki Çılgınlığa Şaşıp Kalanlar!

Şimdi size, denizaşırı memleketlerde, o büyük Amerika’da, siyasetin ahlakını kökten çürüten fena bir dertten bahsedeceğim. Adına “Post-Post-Hakikat” diyorlar. Bu, öyle basit bir yalan söyleme vakası değildir; bu, yalanın, utanma duygusunu kaybedip, pervasızca kendini hakikat olarak dikte etmesi durumudur.

Mesele, o kibirli, narsist adamın (Donald Trump’ı kastediyorum) siyaset yapma üslubudur. Gelin bu zihniyetin, bizim Hüsnü Bey’in mahallesine nasıl sirayet ettiğini görelim.

I. Hakikat Sonrası (Post-Truth): Yalanın Tadından Hoşlanmak

Daha önceki çağlarda, bir politikacının yalan söylediği ispatlanınca, o adam utanırdı. Lakin Hakikat Sonrası çağda (Post-Truth) bu değişti:

  1. Duygusal Kalkan: Seçmen, liderinin yalan söylediğini biliyor, ama bu yalan duygusal olarak ona iyi geldiği için, inanmaya devam ediyor. Tıpkı bizim Fidan Hanım’ın, kocasının onu aldattığını sezdiği halde, evliliğin huzurunu bozmamak için bu yalanı kabul etmesi gibi.
  2. Mahalle Dedikodusu: Dedikodu, mantıktan ziyade duygusal bir tatmin verir. Hakikat Sonrası dönemde de, siyasi argümanlar rasyonel gerçeklik değil, dedikodunun hissettirdiği güç üzerinden işler.

II. Post-Post-Hakikat: Utanmazlığın Devrimi

İşte Trump’ın getirdiği yenilik budur: O, Hakikat Sonrası dönemi bile aştı.

  1. Perdenin Atılması: Artık yalanın üstünü örtmeye bile gerek yok. Trump, gerçeği reddetmekle kalmıyor, gerçeğin kendisinin varoluş ihtiyacını reddediyor. Sanki yalan, yeterince büyük ve pervasızca söylenirse, otomatik olarak yeni bir gerçeklik kanunu haline geliyor.
  2. Yalanın Pervasızlığı: Bu, utanmazlığın devrimidir! Yalan, utanmadan, kendi doğruluğunu talep ediyor. Mahallemizdeki o küstah, zengin çocuğu düşünün: Hata yaptığında, özür dilemek yerine sizin aklınızdan şüphe etmenizi ister. İşte Trump’ın istediği tepki budur.

III. Siyasi Bir Silah: “TDS” ve Akıl Hastalığı İlanı

Bu pervasızlığa karşı çıkanlara, Trump’ın destekçileri hemen “Trump Sendromu (TDS)” diye bir etiket yapıştırır.

  1. Martha Mitchell’ın Laneti: Tıpkı Martha Mitchell Etkisi gibi, bu da haklı eleştiriyi “akıl hastalığı” ilan etme oyunudur. Muhalifler, liderin eylemlerine rasyonel bir kaygıyla yaklaştıklarında bile, onlara “irrasyonel nefret” damgası vurulur.
  2. Eleştiriyi Susturma: Amaç, eleştiriyi politik zeminden çıkarıp, tıbbi bir patolojiye indirmektir. Bu, siyasi alaycılığın en tehlikeli ve en zalim biçimidir.

Sonuç: Trump’ın siyaseti, bize kendi aklımızdaki tembelliği gösteren bir ayna tutar. Eğer biz, o utanmaz yalan karşısında hakkımızı, hürriyetimizi ve rasyonel zihnimizi savunmazsak, o yalan, kendini yeni gerçeklik olarak dikte edecektir.