“Mülksüzleştirenlerin Mülksüzleştirilmesi” Makalesinin Özeti

Jacob Blumenfeld’in bu makalesi, Marksist teorinin en ünlü sloganlarından biri olan “mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi” kavramını, geleneksel hukuki ve siyasi anlamının ötesinde, daha derin bir teorik çerçevede yeniden analiz eder. Yazar, Karl Marx’ın bu ifadeyi kapitalist birikim sürecinin kaçınılmaz bir sonucu ve devrimin temel içeriği olarak nasıl kullandığını inceler.

Makalenin ana fikirleri şunlardır:

  1. Mülksüzleştirmenin İki Yüzü: Blumenfeld, Marx’ın analizinde iki temel mülksüzleştirme süreci olduğunu belirtir.
    • Birincil Mülksüzleştirme (Köken): Bu, kapitalizmin doğuşunda yatar. Kapital‘in “İlkel Birikim” bölümünde anlatıldığı gibi, bu süreç, köylülerin ve küçük zanaatkârların topraklarından ve üretim araçlarından zorla koparılmasıdır. Bu, onları hayatta kalmak için emek-güçlerini satmaktan başka çaresi olmayan mülksüz “proleterlere” dönüştüren şiddetli, tarihi bir süreçtir.
    • İkincil Mülksüzleştirme (Sistemik): Kapitalizm bir kez kurulduktan sonra, bu mülksüzleştirme süreci, kapitalist birikimin günlük ve “yasal” işleyişinin bir parçası haline gelir. Bu, ücretli emek yoluyla işçinin yarattığı artı-değere kapitalist tarafından el konulmasıdır. İşçi, emeği karşılığında bir ücret alır ancak ürettiği değerin tamamını alamaz; aradaki fark (artı-değer), kapitalist tarafından “mülksüzleştirilir”.
  2. “Hukuki” Mülksüzleştirmenin Eleştirisi: Makale, mülksüzleştirmenin (el koyma) genellikle anlaşıldığı gibi, devletin birinin mülküne (genellikle tazminat karşılığında ve kamu yararı için) el koyması gibi basit bir “hukuki eylem” olmadığını savunur. Marx’a göre kapitalizm, temelde “eşit mübadele” kisvesi altında işleyen sürekli bir mülksüzleştirme sistemidir. Kapitalist ile işçi arasındaki sözleşme yasal olarak “eşit” görünse de, işçinin üretim araçlarına sahip olmaması, onu bu “eşit olmayan” değişime mecbur bırakır. Bu, hukuk tarafından korunan sınıfsal bir süreçtir.
  3. “Mülksüzleştirenlerin Mülksüzleştirilmesi” Nedir? Bu, devrimci anın kendisidir. Marx’a göre, kapitalizm geliştikçe kendi çelişkilerini de keskinleştirir. Sermaye tekelleşir (merkezileşir) ve aynı anda işçi sınıfını daha kitlesel, organize ve bilinçli hale getirir (emeğin toplumsallaşması).
    • Sistem, bir noktada kendi yarattığı bu toplumsallaşmış üretim güçlerini artık kontrol edemez hale gelir (“kapitalist kabuk” çatlar).
    • İşte bu anda, “mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi” gerçekleşir. Bu, basitçe bir intikam veya “çalınanı geri almak” değildir.
    • Bu, özel mülkiyetin (kapitalistlerin elindeki) ortadan kaldırılarak, üretim araçlarının (fabrikalar, toprak, teknoloji) toplumsal mülkiyete dönüştürülmesidir. Blumenfeld, Marx’ın ifadesini vurgular: Bu, “bireysel mülkiyeti yeniden tesis etmektir”, ancak bu, küçük, özel mülkiyet değil, “özgür ve birleşik emeğin” kolektif mülkiyetidir.
  4. Devrimin İçeriği: Makale, bu ifadenin neden Marx için devrimin ne olduğuna dair soyut sloganlardan (sınıfsız toplum, ücretli emeğin kaldırılması vb.) daha somut bir içerik sunduğunu savunur. Devrim, mülksüzleştiricilerin (kapitalist sınıfın) mülksüzleştirilmesi (üretim araçları üzerindeki kontrollerinin kaldırılması) eylemidir. Bu eylem, sadece mülkiyet ilişkilerini değil, aynı zamanda bu ilişkileri koruyan hukuki ve siyasi yapıları da (devlet, hukuk) kökten dönüştürür.

Sonuç olarak makale, “mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi”ni, kapitalizmin kendi iç çelişkilerinden doğan tarihsel bir zorunluluk ve devrimin asıl hedefi (üretim araçlarının kolektif kontrolü) olarak yeniden konumlandırır.

Kaynak : https://cominsitu.wordpress.com/2020/05/18/expropriation-of-the-expropriators/