Erasmus’un Skolastisizme ve Ruhbana Yönelik Eleştirileri – Evrin Akkuş
2.3.Erasmus’un Skolastisizme ve Ruhbana Yönelik Eleştirileri
Erasmus’un dönemin din anlayışına ve ruhban sınıfına yönelttiği eleştiriler
genel olarak şekilciliğe düşülüp gerçek Hıristiyanlık’tan uzaklaşıldığı kanaatinden
kaynaklanmıştır. Dönemin geçerli düşünce akımı olan skolastisizme felsefi açıdan
karşı çıkmamıştır ki, bu onun teolog veya filozoftan ziyade filolog ve ahlakçı
olmasından kaynaklanır. Skolastisizmi ahlaki sebeplerle ve retorik ve klasik bilgiden
yoksunluğu dolayısıyla eleştirmiştir.77 Ahlaki yönden, teolojinin spekülasyonlara,
dinsel gizlere dönüştürülmesiyle dinin insanlardan uzaklaştırılmasına ve dindarlığın
tamamen maddi bir tapınmaya indirgenmesi sebebiyle karşı çıkar. Klasik bilgi
eksikliği açısından ise, temel eleştiri belâgat eksikliğinden kaynaklanır. Skolastik
eserleri kaba, yavan ve safsatalarla dolu bulmaktadır ki, hümanist öğreti içinde bu
tepki genel bir yaklaşımdı. Beatus Rheanus’un, Erasmus’un kendisinden aktardığını
söylediği sözler, Erasmus’un dönemin teolojik anlayışına bakışını ve eleştirilerini
özetlemektedir:
“…teolojinin safsatalarına çok fazla önem veriliyor. Eski teoloji neredeyse yok oldu ve teologlar
Scotusçuların∗
düzenbazlıkları içinde öyle kaybolmuşlar ki, ilahi aklın kaynağına yaklaşamıyorlar
bile.” Keza, Erasmus teolojinin İncil’in yalınlığından o kadar uzaklaştığını, Hıristiyanların iman
yerine uygulamalı ibadetlerle değerlendirildiklerini ve insanların vicdanlarının çeşitli oyunlarla ele
geçirildiğini gördüğünden kibre, hırsa, tamahkarlığa ve özgür bir dille yazması gereken insanların
dalkavukça dile getirdikleri boş inançlara, hurafelere karşı çıktı.
78
Erasmus, dönemin dindarlık anlayışına yönelik ahlaki eleştirilerini hem halktan
inananlara, hem de ruhban sınıfına yöneltmiştir. Bu eleştirilerden en büyük payı
manastırlar alır. Manastırlara ve keşişlere yönelik eleştirileri 1500’lerde Harlemli
Theodoricus’un yeğenini manastıra girmeye ikna etmesi için yazmasını istediği
risaleyle başlamıştır. Erasmus bu risalesinde manastırları iddia ettikleri gibi
yaşamadıkları ve ilahilikten çok dünyeviliğe önem vererek dini bozdukları için
eleştirir:
Şimdi birçok manastır dünyevi ilişkilerin ortasında ve bunlarla o kadar içiçeler ki böbreklerin canlı bir
77 Eugene F.Rice, “Erasmus and The Religious Tradition 1495-1499”, s.177. ∗
Scotusçular: Occamlı William’ın nominalizm öğretisini teolojiye uygulayan John Duns Scot’un
takipçileri.
78 Beatus Rhenanus, “The Life of Erasmus by Beatus Rhenanus”, Ed. by John C.Olin, a.g.e., s.48-49.
bedenden olduğundan daha az ayrı değiller dünyadan. Kurumları, dini disiplini korumaktan o kadar
uzak ki, bu halleriyle, saf ve masum kalmanın çok zor olduğu dinsizlik yerleri ortaya koyuyorlar. Öyle
ki, onlara göre keşiş olma unvanı ve yaşayışı ceza almadan dilediklerini yapma yetkisinden başka bir
şey değil.79
Fakat şunu belirtmeliyiz ki, Erasmus’un manastırcılığa yönelik eleştirisi hiçbir
zaman manastırların kaldırılması gibi bir hedefe yönelmemiştir. Onun için önemli
olan manastırların gerçek dindarlık yerleri olmaları ve sözleriyle dile getirdiklerine
uygun yaşamalarıdır. Aziz Jerome’un kendi zamanındaki rahip ve rahibelerine
söylediği “ Onlar kilisenin ziynetleri arasındaki en değerli taş ve çiçeklerdir”
övgüsüne layık olmalarını istemektedir.80 Tamamen hiciv ve eleştiriyi konu edindiği
eseri Deliliğe Övgü’de de özellikle ruhban sınıfına saldırır. Keşişleri ve rahipleri
dinsizlerden sayar ve cehaletleri dolayısıyla eleştirir:
Bu iki ad onlara hiç uygun değildir; çünkü bu sözde rahipler, bu sözde din adamları kadar az dindar
insan olmadığı gibi, bu sözde keşişlere yani münzevilere her yerde rastgelinmektedir. … Her yerde
korkunç hayvanlar gibi nefret edilen bu adamlara sırf rastgelmek fenaya yorulur; buna rağmen bunlar,
olağanüstü kimselermiş gibi kendilerine hayrandırlar. En yüksek dindarlığın en kaba cahillikten ibaret
olduğuna inanan bu adamlar, okuma bile bilmemekle övünürler. … Aralarında bazıları vardır ki bunlar
pislikleri ve sefaletleriyle gururlanarak, son derece büyük bir küstahlık ve yüzsüzlükle kapı
kapı gezip sadaka dilenirler. … Öyleleri vardır ki para görünce titremeye başlarlar, bunlar en küçük
sikkeye dokunmaktansa en zehirli yılana dokunmayı tercih ederler. Fakat şarap yahut kadın elde
etmek söz konusu olsun, aziz papazlar o zaman o kadar vicdanlı değildirler.81
Piskoposları, papaları ve kardinalleri ise ilahi görevlerden uzak dünyevi bir yönetici
olarak resmeder: “Papalar, kardinaller, piskoposlar, onları (prensleri) taklit etmek
için çoktan beri ellerinden geleni yapıyorlar, hatta denebilir ki onları geçmek işini de
başardılar.”82 Papalar için daha ağır bir eleştiri daha vardır:
…kilisenin en uğursuz düşmanları papalardır. Sûkutlarıyla Mesih’in unutulmasına sebep olan,
utanmadan tanrının inayetiyle alışveriş eden, zoraki yorumlarla mesleğini saptıran, bu mesleği,
nefretlik ahlaksızlıklarının bulaşık örneğiyle büsbütün mahveden papalar.83
Erasmus’un dönemin din anlayışında karşı çıktığı bir diğer husus ise
79 Erasmus Desiderius, “On Disdaining The World”, trans. by Erika Rummel, Collected Works of
Erasmus, Ed. by John W. O’Malley, vol.66, Toronto, Toronto Universiy Press, 1988, s.173.
80 Erika Rummel, “Monachatus non est pietas, Interpretations and Misinterpretations of a Dictum”,
s.47.
81 Erasmus, Deliliğe Övgü, s.149-150. 82 A.e., s.166. 83 A.e., s.173.
Enchiridion ve Paraclesis’te de gördüğümüz üzere azizlere veya İsa’ya maddi
şeyler aracılığıyla tapınmaların ve hakiki Hıristiyanlıkta yeri olmayan şeylere, boş
inanç ürünlerine imandan ve erdemli yaşamdan daha fazla değer verilmesidir:
Birçok kimseler, Meryem’in tasvirlerinden biri önünde, öğle vakti bir mum yakarak ona büyük bir
saygı gösterisinde bulunduklarını zannederler. Ama onun iffetin, alçakgönüllülüğünü, ruhi ve ilahi
şeylere sevgisini taklide uğraşanlar ne kadar azdır. Oysa gerçek tapınma, … asıl tapınma bu olurdu. …
Ahmak ve kaba insanlar, aziz yerine onun heykeline taparlar, o zaman biz, yerimizi vekilimize terk
etmiş olmak durumuna düşeriz.84
Bir tüccar, bir asker, yahut bir hakim yaptığı çapulculukların kendisine sağladığı para yığınından ufak
bir sikke ayırıp şu dindarca saçmalara kullansın; bundan fazlasına gerek yok: hemen hayatının bütün
pisliklerinden ruhunun temizlendiğine inanır. Yalan yere yeminleri, hayasızlıkları, kavgaları,
sefaletleri, cinayetleri, ihanetleri, hilekârlıkları, her şeyi, her şeyi o küçük para sikkesi temizlemiş, o
kadar iyi temizlemiştir ki, adam bunlara yeniden başlamaktan başka bir işi olmadığını sanır.85
İkinci alıntı endüljans uygulamasına doğrudan bir karşı çıkıştır ve din adamlarının
paraya ve maddi zenginliklere önem vermeleri de onlara yönelttiği eleştiriler
arasındadır. Kitap buna yönelik olarak ve yanlış tapınmayla ilgili birçok ifadeyle
doludur ve Erasmus hiçbir grubu unutmadan herkesi eleştirmekte ve herkesin
yaptıklarıyla ince bir nüktedanlıkla alay etmektedir.
Skolastisizmin anlaşılmazlığından teologları sorumludur; bu sebeple onları,
öğretiyi sadece kendilerinin anlayabileceği ve boş düşüncelerle doldurdukları ve
gerçek sorunlar yerine üzerinde defalarca durulmuş sonuçsuz tartışmalarla
uğraştıkları için suçlar:
Bu bilge doktorlar bize öğretmemiş olsalardı, kim tasavvur edebilirdi ki örneğin; lazımlık sen pis
kokuyorsun ile lazımlık pis kokuyor önermeleri, yahut: tencere sen kaynıyorsun ile tencere kaynıyor
önermeleri, aynı derecede doğrudur diyen Hıristiyan değildir. … Ben de (delilik), kendilerini gerçekten
teolog sandıklarını; bilhassa kullandıkları lehçe, aşağılığın, barbarlığın son derecesine erişmiş
olduğundan bunu sandıklarını gördüğüm vakit, ancak kendileri gibi kimselerin içinden bir anlam
çıkarabileceği karanlık ve sıkıntılı cümleler kekeledikleri vakit, bazen gülmekten kendimi
alamıyorum. Çünkü sıradan halkın anlattığı şeyleri pek zarif sayarlar. Onlarca, teologiayı dilbilgisi
kurallarına bağlı kılmak, onun itibarını yerlerde süründürmektedir. Böylece her an dilin saflığına karşı
günah işlemek hakkını kendilerinde bulurlar.86
Erasmus’a göre teologların ve keşişlerin gereksiz ve saçma şeyler hakkında
ayrışmaları farklı mezhepleri ortaya çıkarmıştır ki, bu onun en nefret ettiği durumdur.
Oysa hepsi kendi kurucuları yerine İsa’yı model alsalar ve şekli uygulamalar yerine
84 Erasmus, Deliliğe Övgü, s.117.
85 A.e., s.98.
86 A.e., s.143-144.
ruhani ve tinsel olanı tercih etseler böyle bir sorun olmayacaktır.
Onların en büyük istekleri Mesih’e benzemek değil, aralarında birbirlerine benzememektedir. Bir de
kendilerine taktıkları lakaplarda, mutluluklarının bir kısmını görürler. Bazıları Cordelier diye
çağrılmakla övünürler; bu Cordelier’ler de, Récollet, Mineur, Minime, Bulliste’lere ayrılırlar? Sonra
Benedicten’ler, Bernardin’ler, Brigittain’ler, Augustin’ler, Guillelmite’ler, Jacobin’ler gelir. Sanki
kendilerine düpedüz Hıristiyan demek az geliyormuş gibi, bütün bu adlardan onur duyarlar.87
Erasmus için teolojinin ve dinin bu durumu eski kaynaklara dayanan bir reformu
zorunlu kılmaktadır ve eski kaynaklar –dini ve klasik eserler- dinin hem
safsatalardan ve hurafelerden uzak yalın ve saf bir şekilde doktrinden çok erdemli bir
yaşam tarzı olmasını, hem de ince ve zarif bir dille ifade edilmesini sağlayacaktır.
Erasmus çağının en sert eleştirilerini yapmakla beraber aslında genel olarak
Kilise’nin öğretisine tamamen karşı çıkmamış, daha çok yanlış uygulamalar
üzerinde durmuştur. Ne manastır kurumunun ne de Kilise’nin ayinlerinin,
sakramentlerinin kaldırılmasını istememiştir. Hatta bunların dinin ruhani yönünün
önüne geçmediği ve bunların tinsel yönlerinin ön planda tutulduğu hallerde yararlı
olduklarını belirtir. Ayrıca ruhbana karşı çıkarken de onların varlığına, görevlerine
karşı çıkmaz, sadece görevlerin gerektiği gibi yapmamalarını eleştirir. Örneğin Papa
II.Julius’u savaşçı anlayışı dolayısıyla eleştirirken, ardılı Papa X.Leo’yu barışsever
gördüğünden övmüştür.88 Onun için önemli olan, İsa’nın dinini İsa’nın öğrettiği gibi
ve onun zamanındaki anlamına uygun olarak erdemli bir şekilde yaşamaktır ve
bunun için tek kaynak dini eserler değil onların yanı sıra klasik edebi ve felsefi
eserlerdir. Çünkü onların içinde de İsa’nın felsefesine uyan unsurlar bulunmaktadır.
Erasmus’un eleştirilerinin bu yönü, yani skolastik teolojiyi inanç yönünden yanlış
bulmaması, dolayısıyla Katolik Kilisesi’nin öğretisini hedef almaması ve dini bir
dogmalar bütünü olarak değil, erdemli ve ahlaklı bir yaşamın kaynağı olarak görmesi
onun reformcularla da farkını oluşturacaktır.
Evrin Akkuş
T.C. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi
DESIDERIUS ERASMUS ve MARTIN LUTHER’İN REFORM GÖRÜŞLERİNİN AVRUPA KÜLTÜREL BİRLİĞİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ