Freud’un Takıntısı, Jung’un Arketipi: Oedipus Kompleksinin Bilinmeyen Yüzü!
Psikoloji dünyasının en meşhur, en çok tartışılan ve belki de en çok yanlış anlaşılan kavramlarından biri hiç şüphesiz “Oedipus Kompleksi”dir. Sigmund Freud’un, her erkek çocuğun bilinçdışında annesine karşı cinsel bir arzu ve babasına karşı bir rekabet/düşmanlık beslediğini öne sürdüğü bu kuram, psikanalizin temel taşlarından biridir. Peki ama Carl Gustav Jung, bir zamanlar yoldaşı olan Freud’un bu en ünlü teorisine nasıl bakıyordu? Jung’a göre her şey gerçekten de sadece bastırılmış cinsellikten mi ibaretti?
Gelin, Jung’un kaynaklarda yer alan röportajları dikkate alarak düşünelim.
Freud’un Keşfettiği İlk ve Tek Arketip: Kısaltılmış Bir Dram!
Jung, Oedipus kompleksini Freud gibi salt biyolojik ve cinsel bir saplantı olarak görmez. Jung’a göre Oedipus kompleksi, aslında insanlığın ortak mirası olan sayısız arketiplerden sadece birisidir. Hatta Jung bu durumu şu çarpıcı sözlerle ifade eder: “Freud’un ilk keşfettiği arketip budur: İlk ve tek keşfettiği.”.
Jung’un gözünde bu kompleks, anne, baba ve oğul arasında geçen; durumun nasıl geliştiğini ve nihayet nasıl sona erdiğini gösteren bütünsel bir hikayedir. Jung, arketipi her zaman bir çeşit “kısaltılmış dram” olarak tanımlar ve Oedipus’un bu arketipsel davranışın mükemmel bir örneğini sunduğunu belirtir. Freud, ensest motifinden çok etkilenmiş ve bu yüzden bu terimi kullanmayı seçmiştir; ancak bu durumu sadece eril (erkek odaklı) bir biçimde ele alarak, kadınların sahip olduğu ensest kompleksinin bir Oedipus olmadığını gözden kaçırmıştır.
Eksik Olan Parça: Enseste Karşı Doğal Direnç!
Jung ile Freud’un yollarını ayıran en büyük farklardan biri de bu kompleksin ne kadar “baskın” olduğudur. Freud, bu ensest arzusunun insan doğasına tamamen egemen olduğunu savunurken, Jung ona şiddetle karşı çıkar. Jung’a göre Freud, bu kompleksin varlığıyla birlikte eş zamanlı olarak ona karşı bir “direncin” de var olduğu gerçeğini tamamen atlamıştır.
Jung’un bu konudaki eleştirisi çok nettir: Eğer Oedipus kompleksi (ensest arzusu) gerçekten bu kadar baskın olsaydı, insanlık en az yarım milyon yıl önce ensest içinde boğulup yok olurdu!. Ancak doğa ve insan psikolojisi kendi dengesini (telafisini) yaratmış, enseste karşı çok erken dönemlerde dışarıdan evlilik (egzogami) kuralları geliştirilmiştir. Toplumlar geliştikçe asil kanı korumak adına sadece bazı krallara (örneğin Mısır firavunlarına) özel bir hak olarak enseste izin verilmiştir; dolayısıyla ensest, Freud’un sandığı gibi dışarıdan gelen bir yasakla değil, insanın doğasındaki içsel bir denge mekanizmasıyla frenlenmiştir.
Cinsellik Değil, “Yeniden Doğma” Arzusu!
Peki, insanın bilinçdışında neden böyle bir ensest ya da anneye dönüş arzusu yatar? Freud, yakın akrabalar arası cinsel ilişki isteğinin salt cinsel dürtülerden kaynaklandığı görüşündedir. Oysa Jung’a göre bu istek, cinselliğin çok ötesinde, daha derin ve temelsel bir gereksinimin simgesidir.
Buradaki asıl amaç cinsel ilişki kurmak değil, “yeniden doğmaktır” ve bilinçdışının diliyle bu sembolik yeniden doğuş, ancak ananın dölyatağına (güvenli ve ilk kaynağa) yeniden girmekle gerçekleşebilir!. Yani insan, karşılaştığı büyük zorluklar ve psikolojik buhranlar karşısında, bilinçdışında tekrar o ilkel güvene ve anne rahmine dönerek ruhsal bir yenilenme (yeniden doğuş) yaşamayı arzular. Akrabalar arası cinsel ilişki isteğinin yüzlerce yıl farklı kültürlerde “kutsal” kabul edilmesinin veya efsanelerde yer almasının sebebi de cinsellikten ziyade bu yeniden doğuş mitidir.
Kıssadan Hisse:
Jung bize Oedipus kompleksinin, sapkın bir biyolojik arzudan ziyade; insanın gelişimindeki köklü dramları, yeniden doğma ihtiyacını ve doğanın bizi ensestten korumak için geliştirdiği o muazzam dengeyi anlatan arketipsel bir “hikaye” olduğunu gösteriyor. Freud her şeyin temelinde sadece bir cinsellik ararken, Jung aynı hikayede insanın ruhsal evrimini ve kadim köklerini bulur.
Peki sizce haklı olan kim? İnsan ruhunu şekillendiren en temel güç bastırılmış cinsellik mi, yoksa atalarımızdan bize miras kalan o binlerce yıllık arketipsel dramlar mı? Yorumlarda buluşalım!