
Fransız filozof ve yazar Denis Diderot (1713–1784), 1749 yılında yayımladığı Lettre sur les aveugles, à l’usage de ceux qui voient (Körler Üzerine Mektup: Görenlerin Kullanımı İçin) adlı eserinde körlük sorununu yalnızca tıbbi bir mesele olarak ele almadı. Diderot, kör insanların dünyayı nasıl algıladığını sorgularken aynı zamanda bilginin duyularla ilişkisini tartıştı. Bu yaklaşım, Aydınlanma düşüncesinin deneyim, algı ve insan zihni hakkındaki tartışmalarına önemli bir katkı sağladı. (PubMed)
Diderot’nun metni özellikle dokunma duyusuna verdiği önem açısından dikkat çeker. Filozof, kör insanların dokunma aracılığıyla nesneleri ayırt edebileceğini ve bu duyunun iletişim açısından daha ileri biçimde kullanılabileceğini düşündü. Nitekim araştırmalar, Diderot’nun dokunmaya dayalı bir iletişim ve yazı sisteminin imkânlarını tartıştığını gösteriyor. Bu fikir, daha sonra kabartma yazı sistemlerinin ve nihayetinde Braille’in gelişimiyle tarihsel bir paralellik oluşturur. (Doi)
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Diderot Braille alfabesini icat etmedi. Onun önemi, Braille’den yaklaşık bir yüzyıl önce dokunma duyusunu sistematik bilgi edinme ve iletişim açısından düşünmesinde yatar.
Diderot’nun Körler Üzerine Mektup Adlı Eseri
Diderot eserini 1749 yılında yayımladı. Bibliothèque nationale de France kayıtları, kitabın 1749 tarihli ilk baskısını ve Diderot’yu eserin yazarı olarak gösterir. Eser 220 sayfalık bir kitap olarak yayımlandı. (BnF Kataloğu)
Diderot, çalışmasında doğuştan kör insanların çevrelerini nasıl algıladığını araştırdı. Bu amaçla gerçek kişiler hakkındaki gözlemlerden ve dönemin bilimsel-felsefi tartışmalarından yararlandı. Özellikle Cambridge’de matematik profesörlüğü yapan ve çocukluk döneminde görme yetisini kaybeden Nicolas Saunderson üzerinde durdu. (PubMed)
Bununla birlikte Diderot’nun amacı yalnızca kör insanların yaşam koşullarını açıklamak değildi. Daha temel bir soru ortaya koydu:
İnsan zihnindeki bilgilerin oluşumunda duyuların rolü nedir?
Bu soru, Diderot’nun felsefesini dönemin deneyci ve duyumcu düşüncesiyle ilişkilendirir.
Diderot ve Dokunma Duyusunun Bilgi Üretme Gücü
Diderot’nun en dikkat çekici düşüncelerinden biri, görme duyusunun yokluğunda dokunmanın çok daha merkezi bir konuma gelebileceğidir.
Ona göre insan çevresini yalnızca gözleriyle tanımaz. El, deri ve diğer duyular da dünyaya ilişkin bilgi üretir. Dolayısıyla körlük, bilginin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez. Bunun yerine bilgi edinme biçimi değişir.
Bu yaklaşım, dönemin bazı felsefi kabullerine de meydan okur. Diderot, görme duyusunu insan bilgisinin tek veya mutlak temeli olarak değerlendirmez. Özellikle doğuştan kör insanların mekân, biçim ve nesneler hakkındaki bilgilerini tartışırken dokunmanın bilişsel kapasitesini öne çıkarır. (PubMed)
Dolayısıyla Diderot’nun körlük tartışması, modern anlamda duyular felsefesi açısından da önem taşır.
Diderot Körlerin Dokunarak Okuyabileceğini Söyledi mi?
Bu soruya dikkatli cevap vermek gerekir.
Diderot, kör insanların dokunma duyusundan yararlanarak okumayı öğrenebileceği fikrini ortaya attı. 1911 tarihli Encyclopaedia Britannica da Diderot’nun körlere dokunma duyusu aracılığıyla okuma öğretme ihtimalinden söz ettiğini kaydeder. (Wikisource)
Diderot’nun önerisi, bugün kullandığımız Braille sistemiyle aynı değildi. O, altı noktalı ve standartlaşmış bir alfabe geliştirmedi. Bunun yerine dokunma duyusunun yazılı iletişimde kullanılabileceği fikrini gündeme getirdi.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü tarihsel açıdan “Diderot Braille’i icat etti” demek yanlış olur. Daha doğru ifade şudur:
Diderot, Braille’den yaklaşık bir yüzyıl önce dokunmaya dayalı okuma ve iletişim fikrinin felsefi temellerinden birini tartıştı.
Oxford Academic’te yayımlanan Mark Paterson’ın çalışması da Diderot’nun “dokunma için açık ve kesin bir dil” düşüncesini tartıştığını ve bu düşüncenin daha sonra kabartma yazı sistemleri ile Braille’in ortaya çıkışıyla ilişkilendirilebileceğini belirtir. (Doi)
Braille ile Diderot Arasındaki Tarihsel Mesafe
Louis Braille, 1809 yılında doğdu ve kendi adını taşıyan yazı sistemini 19. yüzyılın ilk yarısında geliştirdi. Dolayısıyla Diderot’nun 1749 tarihli çalışması ile Braille’in sistematik yazı sistemi arasında yaklaşık altmış yıllık bir doğum farkı ve yaklaşık bir yüzyıllık düşünsel-tarihsel mesafe bulunur.
Ancak Diderot’nun fikrini doğrudan Braille’in kaynağı olarak göstermek doğru olmaz. Braille sistemi farklı bir tarihsel ve teknik süreç içinde gelişti.
Buna rağmen iki yaklaşım arasında önemli bir ortaklık vardır: görme duyusuna dayanmayan bir yazılı iletişim biçiminin mümkün olduğu düşüncesi.
Diderot bu düşünceyi öncelikle felsefi ve epistemolojik açıdan ele aldı. Braille ise onu teknik ve sistematik bir yazı sistemine dönüştürdü.
Nicolas Saunderson Örneği
Diderot’nun eserindeki Nicolas Saunderson bölümü özellikle önem taşır.
Saunderson doğuştan kör değildi; çocukluk döneminde görme yetisini kaybetti. Buna rağmen Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörü oldu. Diderot, Saunderson örneğini kullanarak görme duyusunun yokluğunun soyut düşünceyi zorunlu olarak ortadan kaldırmadığını savundu. (PubMed)
Bu örnek, Diderot’nun temel argümanını güçlendirir. İnsan zihni farklı duyusal kanallardan yararlanabilir. Dolayısıyla görme yetisinin yokluğu, kişinin matematiksel veya soyut düşünme kapasitesini tek başına belirlemez.
Bu düşünce, 18. yüzyılın insan doğası ve bilgi anlayışı açısından oldukça dikkat çekicidir.
Diderot’nun Felsefesinde Körlük Sorunu
Diderot’nun körlük tartışması aslında daha geniş bir felsefi probleme açılır: Bilgiyi duyular mı oluşturur?
Diderot, duyular ile düşünce arasındaki ilişkiyi araştırırken René Descartes’ın akıl merkezli yaklaşımıyla da hesaplaşır. JAMA Ophthalmology’de yayımlanan tarihsel inceleme, Körler Üzerine Mektupun Diderot’nun seküler deneyciliğini geliştirdiğini ve Descartes’ın rasyonalist yaklaşımına karşı bir tartışma yürüttüğünü belirtir. (PubMed)
Bu nedenle eser yalnızca körlük hakkında değildir. Aynı zamanda insanın dünyayı nasıl bildiği, duyuların düşünceyi nasıl şekillendirdiği ve farklı duyusal deneyimlerin farklı bilgi biçimleri üretip üretemeyeceği üzerine bir araştırmadır.
Diderot Neden Vincennes’de Hapsedildi?
Körler Üzerine Mektup Diderot’nun hayatında ciddi sonuçlar doğurdu.
Eser 1749 yılında yayımlandıktan sonra Diderot tutuklandı ve 24 Temmuz 1749’da Vincennes Kalesi’ne götürüldü. Diderot burada birkaç ay hapis kaldı. Larousse, onun Temmuz-Kasım 1749 arasında Vincennes’de tutulduğunu belirtir. (Larousse)
Hapsetmenin nedeni yalnızca körlük hakkındaki düşünceleri değildi. Eser, dönemin dinî ve metafizik kabullerini de sorguluyordu. Diderot’nun duyular, Tanrı, ahlak ve insan bilgisinin temelleri hakkındaki görüşleri dönemin muhafazakâr çevrelerinde tepki yarattı. (PubMed)
Vincennes’deki tutukluluk, Diderot’nun düşünce hayatında önemli bir dönüm noktası oluşturdu.
Üç Aydan Fazla Hapis Kaldı
“Körler Üzerine Mektup yüzünden Vincennes’de üç aydan fazla kaldı” ifadesi genel olarak tarihsel verilerle uyumludur. Diderot’nun tutukluluğu 24 Temmuz 1749’da başladı ve Kasım 1749’a kadar sürdü. Böylece yaklaşık üç ayı aşan bir hapis dönemi ortaya çıktı. (Larousse)
Diderot’nun yayınevi ortakları da onun Vincennes’deki tutukluluğunun Encyclopédie çalışmalarını aksattığını belirten bir mektup göndermişti. 21 Ağustos sonrasına ait belgeler, Diderot’nun Vincennes’de çalışmasını sürdürmesinin ne kadar önemli görüldüğünü gösterir. (encyclopedie.uchicago.edu)
Dolayısıyla Vincennes hapsi, yalnızca kişisel bir cezalandırma olayı olarak değerlendirilmemeli. Olay, 18. yüzyıl Fransa’sında felsefi düşünce, dinî otorite ve sansür arasındaki gerilimi de ortaya koyar.
Diderot’nun Düşüncesinin Bilimsel Önemi
Diderot’nun yaklaşımını modern bilim açısından değerlendirirken anakronizmden kaçınmak gerekir. Diderot modern nörobilimin veya görme engelliler eğitim biliminin kurucusu değildi.
Bununla birlikte onun bazı soruları modern bilim açısından son derece verimli bir nitelik taşıdı. Özellikle şu meseleler önemlidir:
- Duyular ile bilgi arasındaki ilişki
- Dokunmanın bilişsel işlevleri
- Görme olmadan mekânsal algı
- Farklı duyusal deneyimlerin düşünce üzerindeki etkisi
- Kör insanların eğitim ve iletişim olanakları
- İnsan zihninin duyusal deneyime bağımlılığı
Bu nedenle Diderot’nun Körler Üzerine Mektup adlı eseri, felsefe tarihiyle birlikte duyuların bilimi, engellilik tarihi ve eğitim tarihi açısından da okunabilir.
Kaynakça
- Diderot, D. (1749). Lettre sur les aveugles, à l’usage de ceux qui voient. London: [s.n.]. Bibliothèque nationale de France katalog kaydı. (BnF Kataloğu)
- Paterson, M. (2016). “The Testimony of Blind Men: Diderot’s Lettre.” Seeing with the Hands: Blindness, Vision and Touch After Descartes, 109–137. Edinburgh University Press. (Doi)
- JAMA Ophthalmology. (2013). “Blindness and the Age of Enlightenment: Diderot’s Letter on the Blind.” (PubMed)
- Larousse. “Denis Diderot.” (Larousse)
- Encyclopaedia Britannica. (1911). “Diderot, Denis.” (Wikisource)
- ARTFL Encyclopédie, University of Chicago. “Letter, 24 July 1749” ve “Letter, after 21 August 1749.” (encyclopedie.uchicago.edu)