“Akışkan Gözetim” – Ali Bulunmaz

Zygmunt Bauman ve David Lyon, “Akışkan Gözetim”de günümüzün bir gerçeğini; gözetleme, sınıflandırma, denetleme ve sistemli olarak izleme dünyasında olup bitenleri tartışıyor. İkili, “Akışkan gözetim ne kadar işe yarar?” sorusunun yanıtını arıyor.

Olağan rontçuluk

Hayatımızı belirleyen en önemli şey hız. Her şey o kadar büyük bir süratle değişiyor ki buna ayak uydurmak için aynı şekilde hareket etmek durumundayız. Tek tek insanlar da onların oluşturduğu toplumlar da bu hızın peşine takılmış gidiyor. Dolayısıyla zaman değerli; beş dakikada her şey allak bullak olabiliyor. Zygmunt Bauman ve David Lyon, bu hızlı değişime “akışkanlık” adını vermiş.

Hızlı değişen o toplumların akışkanlığı, kesinlik ve sınırları ortadan kaldırırken hem bireyler hem de toplumların tüm hareketleri gözetleniyor ve gözetim de akışkan hale geliyor. Üstelik böylesine bir izlenişin herkes farkında ve buna alışmış durumda. Yani yadırganacak bir şey yok!

İnsanlar, kamusal alanın izlenirliğinin kendilerini nasıl etkilediğinin bilincinde. Deleuze’ün “kontrol toplumu” dediği o şarmaşık yapı, bütün hareketlerimizi (gittiğimiz yeri, internetten satın aldıklarımızı, şifrelerimizi, kredi kartlarımızı) gözetliyor. Bunlara alışmış olmamız da işin kreması.

Bentham’ın o meşhur panoptikonunun hayatımızın hemen her alanına uyarlanmış biçimiyle karşı karşıyayız. Dahası buna uyumluyuz da: Her an her yerdeyiz; hep görüntüdeyiz ya da kadrajdayız. Hareket eden her şey, görünmeyen denetleyiciler tarafından izleniyor, elektronik teknolojiler sayesinde (üstelik bizim de yardımımızla) gözetlenmek olağanlaşıyor. Duvarlar ve pencereler (sanal değilse) anlamsızlaşıyor.

Konunun en popüler ve tartışmalı ayağı ise sosyal medya; günümüzün öne çıkan tek gerçekliği neredeyse. Bauman ve Lyon, gözetlenme ve sosyal medya ilişkisine girmeden önce bir küçük mim düşüyor: “Sosyal medyanın varlığı, kullanıcıların izlenmesine ve edinilen bilgilerin diğerlerine satılmasına bağlı. Sosyal medyanın direniş için sunduğu olanaklar çekici ve bazı açılardan yararlı olabilir, fakat gittikçe akıcılaşan bir dünyada kalıcı ilişkiler kurabilmek için gerekli koşulların olmaması ve sosyal medya içerisindeki gözetim gücünün yerleşik ve etkili olması nedeniyle aynı zamanda kısıtlı.”

Gözetim, denetim ve uygulamaların duygusuzlaşıp kayıtsızlaştırması, yetki aşımına ve belirsizleşmesine yol açması Bauman ve Lyon için endişe verici bir gidiş. Bu da gözetleme, sınıflandırma, kontrol etme ve düzenli olarak izlemeyle bir tür barkodlamayı doğurur. Barkodlama bir ürünün ya da insanın, doğru zamanda doğru yerde olup olmadığını denetlemenin yoluna dönüşür. Kod, izlemeyi kolaylaştırır, kişi de bunu gönüllü olarak bir adım öteye taşır: “Akışkan modernite dünyasında kişisel organizasyonlar tarafından kuvvetle emilen bilgilerin büyük çoğunluğu aslında kişilerin kendileri tarafından cep telefonları kullanılarak, alışveriş merkezlerine gidilerek, tatillerde seyahat ederek, eğlenerek veya internette gezinerek sağlanır. Düzenli olarak, kendiliğimizden ve hatta isteyerek hergün kartlarımızı kullanıyor, posta kodlarımızı söylüyor ve kimliklerimizi gösteriyoruz.” Bugünün gözetimi de söz konusu yöntemlerle toplumsal sınıflandırmayı yapılandırıyor.

FARK EDİLMENİN HAZZI

Bauman’ın ve Lyon’un tartışmasının gelip dayandığı noktalardan biri, son derece küçük alet edevatlarla hayli gelişen gözetleme teknolojisinin, mahremiyeti sarsan görünmezliğe ve bağımsızlığı sonlandırışa dair. Her şeyi görüntüleyen görünmez teknoloji: Mahremiyetin bitişi. İnternet ise Bauman’a göre anonimliğin sonu: “Mahrem olan her şey artık potansiyel olarak kamusal alanda yapılıyor ve kamunun tüketimine açık halde; sayısız sunuculardan herhangi birinde kayıtlı olan herhangi bir şeyi internete ‘unutturmak mümkün olmadığı’ için sonsuza değin de ulaşılabilir kalacak.”
Bauman’a göre hızlı değişim, eski algıları da farklılaştırdı, panoptik kâbus (“hiçbir zaman yalnız değilim”) bugün “bir daha yalnız kalmama” umuduna dönüşürken ifşa edilme endişesi “fark edilme hazzı” tarafından bastırılıyor. İzlenme ve görülme artık bir tehdit değil, tam tersine arzulanan bir hal. Herkes, herkes tarafından görülüp fark edilmeye her şeyden çok ve bu uğurda pek çok şey feda edecek kadar açık. Nihayet varılan yer, kişinin kendisini satılabilir bir metaya dönüştürmesi. Çünkü tüketim toplumunun altın kuralı, bu toplumun üyelerinin de bir tüketim metası olması.

İşte “çevrimiçi” ve “çevrimdışı” hayat tanımlaması ya da nitelemesi tam burada devreye giriyor: Tüketim toplumuna ve fark edilme dürtüsüne ayak uyduranlar “şanslı” çoğunluk içinde “çevrimiçi” bir yaşam sürüyor; kitleyle yakınlık kurmanın yolu da buradan geçiyor ve kişi “ağ”a dahil oluyor.
İçine girilen ağ, belli bir noktadan sonra her alana nüfuz ediyor; akışkan modern dünyanın insan ya da çalışanları kişisel panoptikonlarını kendi bedenleri üzerinde büyütmek ve taşımak zorunda kalıyor. Kişi, tüketici pazarının cazibesine kapılarak “kendisinin bekçisi olmak üzere eğitiliyor.”
Gözetim toplumunu yaratan gözetim teknolojisi, bütün imkânlarını kullanarak iki cephe geliştiriyor. Bauman’a göre ilki, bir cephede hapsetmek (çitin içine almak), diğeri dışarıda bırakmak (çitin dışına itmek). Karar vericiler, böylelikle istediğini çok fazla açıklama yapma gereği duymadan içeri buyur edebilirken istemediğini de belli bir noktada ya da kampta durdurabiliyor.

“TEKNİK HATA”

Bauman’ın ve Lyon’un üzerine tartıştığı günümüz dünyası, şimdiki haline mükemmellik arzusundan doğan yıkım ve yeniden yapma sürecinden geçerek geldi. İdeale ulaşma ya da insanlara yapmak istemeyeceği şeyi yaptırma güdüsü, bugün “mesafe, uzaklaşma ve otomasyonla” yürüyor. Bu üçü, eylemlerimizi ahlaki kısıtlamalardan sıyırıp “yapabiliriz, o halde yapacağız” gibi bir “ilkeyle” hayata geçirmemizi sağlıyor. Sorumluluk yitip gidiyor, geriye “görev” kalıyor. Üstelik bu “görev”, son derece allanıp pullanmış ve çoktan seçmeliymiş gibi görünüyor. Yani seçtiğimizi sandığımız ama seçmeye zorlandığımız bir niteliğe bürünüyor. Uzaktan bir düğmeye ya da tuşa basıp bir katliamı veya bir malın üretimini başlatmak zor değil. Bunun herhangi bir felakete yol açması durumunda da “teknik hata” diyerek sıvışmak aynı derecede kolay.

Uzaktan yürütme, mesafe koyarak gözetlemeyi de mümkün kılıyor. Coğrafi sınırlar önemini yitirirken sanal sınırlar onun yerine geçiyor. Uzaktan yürütmenin böyle bir “yararı” daha var. Bu tür bir gözetlemenin (ve her gözetlemenin) amacı belli: “Hedefleri saptamak, yerlerini belirlemek ve bu hedeflere odaklanmak.” Uzaktan gözetleme, göçmenlere ya da bir mağazadaki müşteriye, banka kredisine başvuranlara veya sokakta yürüyenlere aynı tarifeyi uyguluyor. Bu tarifenin en geçerli ve “akla yatkın” gerekçesi ise güvenlik. Güvenlik gerekçesi, yeni gözetim tekniklerinin geliştirilmesini sağlıyor ve bu döngü böylece sürüp gidiyor.

Bauman ve Lyon, izlenmenin tüketim kültürüyle bağını da atlamamış. Onlara göre pazarlama ve satış şirketleri, gözlediği tüketicinin neyi neden aldığını veya alacağını iyi bildiğinden ona “seçenekler” sunuyor. Tüketicinin itaatli işbirliği, daha önce aldıklarının kayıtları ve bildirimleri alışverişte baştan çıkarılmasını kolaylaştırıyor. Aynı baştan çıkarma, panoptikonun istediği davranışın gerçekleştirilmesini sağlıyor. Gözetlenen ve kendisinden istenen davranışı sergileyen de artık bir kişi değil bir şey haline geliyor; insanlığı azaltılmış bir bilgi veya veriye dönüşüyor. Bununla birlikte “içinde yaşamayı bildiği tek sosyal dünya dijital olarak işleyen dünya” olduğundan bu insanlar tarafından “internet ve gözetim, deniz ve dağ gibi son derece doğal” algılanıyor.

Şu anki durumumuza bakarsak hepimiz gönüllü denekleriz. Gözetlenmenin verdiği ve aldığı üzerine bir deneyde yer alıyoruz. Peki, yenildik mi? Hayır. Zafer mi kazandık? Ona iki kere hayır. Öyle yaşayıp gidiyoruz işte. Bauman’ın ve Lyon’un dediği gibi “umut, insanlığımız tamamen bitmeden tükenmeyecek” ama fazla zaman da kalmadı sanki. Elimizi çabuk tutup silkelenmemiz gerek.

Ali Bulunmaz
alibulunmaz@cumhuriyet.com.tr
(04 Şubat 2014, http://www.cumhuriyet.com.tr/)

Akışkan Gözetim/ Zygmunt Bauman, David Lyon/ Çeviren: Elçin Yılmaz/ Ayrıntı Yayınları/ 160 s.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Poetik İmge Nedir (Şiir?de ?İmge? Nedir, Nasıl Kurulur) – Serkan Engin

Felsefi anlamda imgenin tanımı, "Nesnel gerçekliğin insan zihnindeki yansımaları" şeklindedir (Felsefe Sözlüğü/ Orhan Hançerlioğlu). Yani ?gece imgesi? denilebilir felsefi anlamda,...

Kapat